27 Haziran 2013 Perşembe

, ,

Rengarenk

Gezi olayları öncesi bir sergiye katılmıştım, burada resimleri sizlerle paylaşmak istedim ama o dönemler bir türlü kısmet olmadı..

Resimler kuzenimin arkadaşı Nilay Doğan'a ait.
Sergi alanına girdiğim an aklıma Tekindor'un resimleri geldi ama sonuçta bir emek var ortada, şapka çıkarmak lazım..özellikle de kimi resimlerde boncuk ve pullarla işleme yapılmış, takdire değer..
Bir de o kadar güzel renkler kullanılmış ki, içim açıldı...rengarenk..

Sergideki favorilerimden..

Bir de bunları sevdim, bana Ege'yi anımsattılar..



Geçenlerde Goethe'nin çok güzel bir sözü ile karşılaştım.
Der ki "İnsan hergün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemelidir".
Şiirinizi okudunuz mu ya da mantıklı cümleler kurdunuz mu bilmem, ama bugünkü tablo ve müzik kontenjanınız benden olsun:)
Sevgiler:)

25 Haziran 2013 Salı

İlkokul öğrencisi iken, karne haftası biraz buruk geçerdi...çünkü bilirdim ki, en sevdiğim arkadaşlarımın bir bölümü köyüne gidecek. Onlar Torbalı, Kemalpaşa, Bayındır, Tire istikametine yolculuk için valiz hazırlarken ben anneme devamlı sorardım "bizim niye köyümüz yok?"

Aradan yıllar geçti, kayınpederim sayesinde artık benim de bir köyüm var:)
Bir süre önce kayınpederim annesinden kalan Çankırı'nın Karakuzu Köyü'ndeki toprağa ev yapmaya karar verdi. Ev yakın zamanda tamamlandı. Biz de hem evi yerleştirmeye yardımcı olmak, hem de eşimle evlendiğimizden bu yana ilk kez gideceğimiz köyü ve civarını görmek üzere yola koyulduk.

Karakuzu Köyü'ne gitmek için önce Ankara'ya uçtuk. Ardından 2,5 saatlik bir araba yolculuğuyla köye varabildik.

Kurak, ağaçsız bir İç Anadolu köyü beklerken yemyeşil, ormanlıklarla çevrili bir yerle karşılaşmak beni çok şaşırttı. Sonrasında öğrendim ki, Karakuzu Köyü Kastamonu sınırında, yani İç Anadolu'dan ziyade bir Batı Karadeniz köyü gibi..üstelik dünyadan bir haber yaşıyorsunuz, ne doğru düzgün internet bağlantısı var, ne de gazete satan bir market..bir diğer bonusu da, Antalya sıcağı sonrası bize vaha gibi gelen 10 derecelik sıcaklığı oldu:)

Evin verandasına çıkınca böyle bir manzara ile karşılaşıyorsunuz. Nasıl dinlendirici olduğunu söylememe bilmem gerek var mı? :)
Selim Efe dedesiyle birlikte bol bol yürüyüşlere çıktı, ikisi de pek keyifliydi:)
Bu da evin sağ tarafının manzarası...alabildiğine yeşil..
Bir yerden bir yere gitmek için hep böyle yollardan geçiyorsunuz..
Kayınpederimle arka bahçeyi dolaşıp gün batımı manzarasını izledik, çok keyifliydi.
Tipik köy evleri..
Boyalı, Kastamonu'nun bir köyü, bizim köye sadece 15-20 dakika mesafede.

Köyden genel bir görünüş..
Köye çok yakın mesafedeki Tuzla Yaylası inanılmaz bir yer..bu yayla ile ilgili hafızamda kalan en belirgin şey ise, yoğun kekik kokusu ve kuşburnu ağaçları..

Üç kardeş içinde eşim köyü en az görenlerden..
Tabii böyle bir manzara ile karşılaşınca fotoğraf makinesi elinden düşmedi:)
Kuşburnu ağacının bu kadar güzel çiçek verdiğini bilmezdim..


Karşı komşu aynı zamanda kayınpederimin kuzeni.
Evinin böyle gül ağaçlarıyla kaplı harika bir girişi var..
Bu evin hanımı Kadriye Yenge inanılmaz yemekler yapıyor!
Hemen altta gördüğünüz mantar turşusu, ilk kez yedim, tadı muhteşemdi!
Bu ise ıspıt otu..
Benim gibi ot delisi bir Egeli için nefis bir yemekti!:)
Sonradan araştırdım, Karadeniz'e özgü bir ot, soğan ve yumurta ile birlikte kavuruyorlar.
Bu da bir Kastamonu yemeği olan Banduma.
Haşlanmış tavuk göğsü, ıslatılmış yufka, tereyağı ve cevizle hazırlanıyor.
Yemeğin orijinali yağ içinde yüzüyor, oldukça ağır bir yemek, benim damak tadıma çok uygun değil..ama bizim için epey az yağlı hazırladılar, ancak öyle yiyebildim.
Ailece klasik otomobil merakımızı bu blogun sıkı takipçileri bilir ..
Eve dönerken Ankara'da bir benzin istasyonunda böyle harika bir Pontiac ile karşılaştık, her ne kadar Ford Mustang'in yeri bende ayrı olsa da bu kız harikaydı!:)
Karakuzu turizmden fazlasıyla nasibini almış Ege köylerinden oldukça farklı ama çok huzurlu ve dinlendirici bir yer..
Ve kesinlikle bizim gibi şehir insanları için harika bir kaçış noktası!
Sevgiler

24 Haziran 2013 Pazartesi

Meryem Uzerli tükenmeseydi, kalıbımı basarım, rahatsızlıktan haberimiz bile olmayacaktı...zira bu tam da mesai saati bitimine 5 dakika kala çantasını toplamaya başlayan Avrupalı rahatsızlığı:) hadi tüm Avrupalılar için konuşmayayım ama Fransızlar ve İsviçreliler tam da böyledir:))

Yaklaşık bir aydır biz de eşimle tükenmiş vaziyetteyiz: onun yine bir rutini var, her ne kadar istemese de işe gidiyor, benim durumum biraz daha vahim...ne yemek yapıyorum, ne spora gidiyorum, ne buraya birkaç satır karalıyorum, ne de herhangi bir etkinliğe katılıyorum..şu aralar hayatımız "Gezi öncesi ve sonrası" olarak ikiye ayrılmış durumda..eminim pekçok evde durum bu vaziyetteydi bu aralar.

Buraya tek yazmama bahanem "Gezi" değil tabii..
Kısa bir mola verdim, uzaklara gittim. Aylar öncesinden kararlaştırılmış bu seyahat, şu karmaşada ilaç gibi geldi, nefes aldığımı hissettim. Hemen akabinde İzmir'den sevdiklerim geldi, sayelerinde dışarı çıkmaya, insan içine karışmaya başladım. Tabii bu arada boş durmadım, bol bol fotoğraf çektim. Çektiğim fotoğrafları sizlerle de paylaşacağım, bu karmaşa ortamında siz de nefes alın istiyorum..

Benim tüm ay boyunca ruh halimi yansıtan şarkı ise aşağıda..
"Çalışmak istemiyorum/ Yemek yemek istemiyorum/Sadece unutmak istiyorum/ ve sonra sigara içiyorum" diyerekten -sadece sigara kısmı bana uymamış, nefret ederim!- duygularıma tercüman olmuş sevgili Pink Martini:)

Paylaşacak çok şey birikti; duygular, fotoğraflar, yenilikler, şarkılar..
Eh hadi başlayalım!
Sevgiler

9 Haziran 2013 Pazar

Küçük bir mola


Aslında yeni başlamıştık ama yeniden bir ara vermek durumundayım.
Zira gideceğim yerde internet yok, dolayısıyla yanıma bilgisayarımı almıyorum.
Önümüzdeki hafta gittiğim yerden görseller, dikkatimi çekenler, izlenimlerim....hepsiyle buradayım.
Balkonu unutmuş değilim, döner dönmez paylaşıma sunacağım!:)
Şimdi kısa bir mola!:)
Sevgiler

8 Haziran 2013 Cumartesi

Çok değil, yaklaşık 10 gün önce size güzel sürprizlerim vardı..
Balkonun perde sorununu çözmüş, daha konforlu mobilyalar bularak keyifli bir balkon yaratmıştım, merak edip soranlarla paylaşmak için sabırsızlanıyordum..

Ama tam paylaşacağım sıralarda, önce İstanbul'da inanılmaz şeyler yaşandı, ardından olaylar tüm büyükşehirlere yayıldı...işte o günden bu yana, balkon bir keyif köşesi olmaktan ziyade, her gece aynı saatlerde, henüz 3 yaş olmamış oğlumun şaşkın bakışları altında, tencere/tava çalınan bir mekan haline dönüştü..

Rutinlerimiz tamamen bitti; ne kitap okur, ne spor yapar, ne de düzenli yemek yer olduk...Selim Efe de huzursuzluğumuzu hissetmiş olmalı ki, o da bizimle beraber geç saatlere kadar oturmayı tercih etti. Facebook/Twitter günlük yaşantımızın neredeyse 3/4 ünü kapladı...işte o zamanlar blogu da boşlar oldum, çünkü amacından sapan, kırıcı, çirkin şeyler de okudum, canım sıkıldı...o ruh halinde yazmak, kimseyi incitmek istemedim.

Ve bu dönemlerde beni en çok şaşırtan, tepkisini inanılmaz güzel ortaya koyan, sonuna kadar direnen gençlik oldu...Çok uzun zamandır bilinçsiz ve duyarsız olmakla suçladığım bu gençlik, sokaklarda hakkını arayarak bize inanılmaz güzel selam çaktı!:) ODTÜ Siyasal'da okuyan dünya tatlısı bir kızkardeşim var, içimden derdim ki "ah bu çocuklar siyasal okuyorlar ama herhangi bir görüşleri var mıdır acaba?" bir görüşü varmış meğer, gösteriler başladığından bu yana sokaklarda...Şu an yarı yaşımdaki gençliği bile anlayamıyorken, oğlum 20'li yaşlarına geldiğinde onu nasıl anlayacağım, bilmiyorum...çok çaba sarfetmem gerekecek:)

Şaşırtmayan ise basının tavrı oldu. Zaten uzun zamandır gazete almayı kesmiştim, ana haber bültenlerini de inanmadığım için izlemiyordum. Fransızca ve İngilizce kaynakları şaşkınlıkla okudum, zira herhangi bir dil bilmeyen vatandaşlarımızın pekçoğu o sırada "penguenlerin hayatı"na vakıf olmakla meşguldü..ve bir de sosyal medya tabii..hayatımızda ne kadar önemi varmış meğer...Steve Jobs'ı rahmetle anıyor, Mark Zuckenberg, Jack Dorsey, Bill Gates gibi isimleri de saygıyla selamlıyorum..

Ha bir de sıkı bir Beşiktaş taraftarı olarak Çarşı'ya da saygı ve sevgilerimi göndermeden edemeyeceğim:)

Benim bir hayalim var: insanların özgürce yaşayacağı, fikirlerini usulüne uygun, korkmadan ifade edebileceği,  her kesimin birbirine saygı duyup, birbirini kucaklayacağı, ötekileştirmeyeceği, hor görmeyeceği, sanata, edebiyata ilgili bir toplum..

Bunlardan bahsedince de aklıma iki fotoğraf geliyor..
Neden bunlar? çünkü huzur kokuyorlar..

Mümkün müdür? Yoksa ütopya mı?

10 gündür yurdumun her yanında Göztepeli, Karşıyakalı, Beşiktaşlı, Galatasaraylı, Fenerli, Trabzonlu, Alevi, Sünni, Kürt, Çerkez, Rum, travesti, hayat kadını, gay, işadamı, doktor, eczacı, başörtülü, mini etekli, vs..herkesi birarada, kolkola gördüm ya...

Benim hala umudum var..


Ben kimim?

Ben kimim?
Bu kız İzmir/Paris/Antalya hattını, sıcakkanlı insanları, Amelie Poulain tarzı iyimserliği, seyahati, daha çok seyahati, Fransızca'yı, şansonları, edebiyatı, country mutfakları, antika eşyaları, dekorasyonda beyazla diğer her rengi karıştırmayı, midye, boyoz ve tüm deniz mahsullerini, modayı, dost ortamına hazırlanan keyifli sofraları, estetiği, naneli dondurma başta olmak üzere naneli olan her ürünü, İtalya'yı, bleu/blanc çılgınlığını, toile de jouy'nin büyüsünü, sanatı, yazı, naneli americano tadını, yarenle içilen sakızlı Türk Kahvesi'ni, yeşil çayı sever.

Instagram

Facebook

Iletişim

smyrnetalyaa@gmail.com

Follow by Email