21 Ekim 2015 Çarşamba

1983 Beyoğlu ve ilk blogger etkinliği


 2012 yılından bu yana blog yazıyorum, ilk kez bir "blogger etkinliği"ne katıldım.
Ama herhangi bir bloggerın daveti ile değil, etkinlikte konuşma yapıp katılımcıları bilgilendirecek olan profesyonel yaşam koçu Selin Günsev'in teşvikiyle..

Selin Antalya İzmirliler Derneği'nden arkadaşım…Tanıyabileceğiniz en güleryüzlü, dünya tatlısı insanlardan..Eğer somurtuk, isteksiz, mutsuz biriyseniz -tabii onun da içini karatmadan:))- hayatınıza Selin gibi insanlar katın, bir anda olaylara ve hayata daha farklı, daha iyimser bir gözle baktığınızı göreceksiniz..

Blogger etkinliklerine neden katılmadığımı da belirteyim: bazı bloglara bakıyorum..kendilerine, ciltlerine (evet cilt bakım bloglarına çok merakım var, okurum), evlerine,vs..uymadığı, içlerine sinmediği, sevmedikleri, inanmadıkları şeyleri sırf hediye edildiği için bu ürünler için bloğa girip yazılar yazıyor, methiyeler düzüyorlar..Instagram'da bu tip taleplere cevap vermeyişimin sebebi bu, dilerim bu yazıyı okuduktan sonra beni anlayışla karşılarlar..önce denemem, benimsemem ve gerçekten sevmem lazım..toplantılara da bu yüzden katılmıyorum, çünkü oralarda da mutlaka hediyeler dağıtılıyor..

Selin'in hazırladığı nefis çayları, sağlıklı ve fit yaşam tüyolarını -kendisine instagramdan bir göz atın,2 çocuk annesi olmasına rağmen süper fit ve güzel bir kadın!- saymazsak, benim için dünkü toplantının en büyük bonuslarından biri de yeni bir mekan keşfiydi.

Kaleiçi turlarını ne kadar sevdiğimi Instagram takipçileri bilir..
İşte Işıklar'daki 1983 Beyoğlu, Kaleiçi yürüyüşleri öncesi ya da sonrası uğramaktan keyif alacağım mekanlardan..dekorasyon sevenlerin de beğeneceği bir yer..bir şekersiz çikolataları var ki, tam benim damak tadıma uygun..

Mutfağın sevimliliğine bakar mısınız..
Biliyor musunuz, bu caddeden tramvay geçiyor..Antalya'da yaşayan İstanbullular için bu kafe Beyoğlu özlemlerini bir nebze de olsa giderip, kahve keyfi yapabilecekleri bir yer..
 Son zamanlarda duvarda tel kafes fikrine bayılıyorum..
 Çok ama çok keyif aldığım bir şarkı ile kaçıyorum!
Kahve için yapılabilecek en güzel şarkılardan!:)

16 Ekim 2015 Cuma

Bu köşe kış köşesi

Başlığa aldanmayın, henüz Antalya'ya kış gelmedi...yazın son günlerini yaşıyoruz hala…öğle saatlerindeki 28-30 derecelik hava "vakit olsa da denize girsek" türünden, o derece..

Ama bu cakamız da Ekim sonu gibi biter, bilesiniz..biz de ülkenin dört bir yanındaki diğer faniler gibi "aaa ne ara geldi bu kış" diye hayıflanır dururuz..

Ben pek hayıflanmam gerçi, çünkü mevsim geçişlerini çok seviyorum...o dönem ayrı bir telaş, heyecan oluyor..insanlar yeni diyetlere başlıyor, yeni kararlar alıyor, kendilerinde ya da evlerinde değişime gidiyor..

Yaza geçerken bizim sandalyeleri değiştirmiştik, hatırlar mısınız (işte burada!)
Berjerleri de değiştirecektik ama babamın rahatsızlığı ortaya çıkınca herşeyi bıraktık öylece..döşemelerini değiştirmek sonbahar geçişinde nasip oldu..

Eski haline dair yalnızca bu fotoğrafı bulabildim:/ 
Benden size bir tavsiye:
Ne kadar albenili, güzel olursa olsun, kesinlikle saten türünde kumaş almayın..üzerindeki işlemeler hala nefis duruyordu ama saten kısımlarına ufacık su bile dökülse hemen lekeleniyordu maalesef..

Bu sefer keten/pamuk türünde bir kumaş aldım, bu kumaşın temizliğinin de kolay olduğunu söylediler.
Renk tercihimi beyazdan yana kullandım çünkü beyazda oluşan bir lekeyi temizlemek çok daha kolay..diğer renklere temizleyici kullandığınızda ister istemez renklerde solma yaşanıyor..

Sonuç işte böyle oldu:
Berjerlerden birini hemen kitaplığın yanına yerleştirdik, 2 sene önce kurs yerinde boyadığım sehpayı da -benim ayrılmaz parçam gibi bu sehpa, çok kullanışlı, heryere taşınabiliyor- yanıbaşına..

Kış aylarında keyifle "çay+kitap" yapabileceğimiz bir yer haline geldi burası..sanırım bir de ayaklarımı uzatabileceğim küçükçe bir pufa ihtiyacım olacak..
Siz ne dersiniz?

8 Ekim 2015 Perşembe

Gidenin ardından


Uzun zaman oldu yazmayalı..

Haziran'daki tek yazıyı saymazsak, Mayıs'tan bu yana hayatımda hiçbirşey olmadı mı..olmaz mı..Mayıs'tan bu yana hayatın nasıl geçip gittiğini anlamadım sanırım..çok içaçıcı, sevinçli zamanlar değildi…aslında ben sıkıntılı zamanlarda yazarak, konuşarak rahatlayanlardanım ama bu sefer öyle olmadı, canım yazmak istemedi, "instagram tembelliği" de işime geldi..

Mayıs ayında kanser tedavisi gören babam ani bir rahatsızlık neticesinde hastaneye kaldırıldı..

Baştan sarayım: gerçek biyolojik bağlardan söz edecek olursak, babam diye bahsettiğim aslında kayınpederim..ben kendi babamı 13 yaşında kaybettim, abilerimin özverili sonuçlarını saymazsak, babasız büyüdüm diyebilirim..sonrasında Özkan sayesinde bana yeniden bir baba bahşedildi, hem de ne baba..ketum kişiliğine inat, benimle muhabbet eden, dertleşen, başımız sıkıştığında "babam var ya" deyip arayabildiğimiz, kapı gibi arkamızda duran, dürüstlük timsali bir adam..

Sonra bir Ağustos akşamı babam aramızdan ayrıldı.

Ben cenaze için mezarlığa gidemem, bu iş için yeterince güçlü olamadığımı düşündüm hayatım boyunca..ama bu sefer gittim, babamla orada vedalaşmak, onun duyabileceği şekilde onunla konuşmak istedim..

Ama vedalaşılmıyormuş tamamen, onu anladım..
Birşey oluyor, aklına geliyor, "babam böyle demişti, şunu yapmıştı,vs.." diyorsun, anıyorsun..bazen gülümseyerek, bazen iki damla gözyaşı ile..

Eşimle ilişkimizin henüz çok başlarıydı, Paris'te bir ahbabımızı ziyarete gitmiştik. İşyerinin patronu hemen babamı sordu, onun ne değerli bir insan olduğundan bahsetti..sonradan defalarca başkalarından dinledim ki o herkesin "Osman Abisi" olmuş, çok sevilmiş..

Sonra yıllar içinde ben de tanıdım babamı..kimseye zararı olmayan, çevresindekilere gücendirmeden yardım eden, dürüst, merhametli, dünya iyisi bir adamdı..

Keşke siz de tanısaydınız..

Ben kimim?

Ben kimim?
Bu kız İzmir/Paris/Antalya hattını, sıcakkanlı insanları, Amelie Poulain tarzı iyimserliği, seyahati, daha çok seyahati, Fransızca'yı, şansonları, edebiyatı, country mutfakları, antika eşyaları, dekorasyonda beyazla diğer her rengi karıştırmayı, midye, boyoz ve tüm deniz mahsullerini, modayı, dost ortamına hazırlanan keyifli sofraları, estetiği, naneli dondurma başta olmak üzere naneli olan her ürünü, İtalya'yı, bleu/blanc çılgınlığını, toile de jouy'nin büyüsünü, sanatı, yazı, naneli americano tadını, yarenle içilen sakızlı Türk Kahvesi'ni, yeşil çayı sever.

Instagram

Facebook

Iletişim

smyrnetalyaa@gmail.com

Follow by Email