29 Haziran 2014 Pazar

Sızı

Bugün canım sıkkın..
Adrasan alevler içinde, yangın bir türlü söndürülemiyor..
Adrasan'ı hatırlarsınız, geçen sene bu yazıda sizlere bahsetmiştim, cennetten bir köşe..

Adrasan, Antalya'da yaşayanların en güzel kaçış noktalarından biri..
Evet şehir merkezinde de deniz var, oldukça da temiz ancak Adrasan'ın suyu bir başka..pırıl pırıl ve sığ bir deniz düşünün..Çeşme'nin denizi gibi..tabii çocuklar için daha da bir cennet..

İşte o Adrasan, henüz bilinemeyen bir sebepten ötürü -Orman Genel Müdürlüğü piknikçilerin hatası olduğunu söylemiş ama ben inanamadım- dünden bu yana alevler içindeydi..18 saat sonra ise artık yanacak ağaç kalmadığı için yangın sona ermiş..

Halbuki planlar yapmıştık..
Bugün Adrasan'a gidecektik, benim elim artık fotoğraf makinesi tuttuğu için geçen seneki o berbat filtreli telefon fotoğraflarından sizleri kurtaracaktım, o cennet köşenin fotoğraflarını yeniden çekecektim..
Olmadı.

Canım çok sıkkın..
Ne zaman adam olacağız biz?
Ne zaman bilinçli bir vatandaş gibi davranıp, kurallara uygun yaşayacağız?
Ne zaman yeşile, doğaya saygılı ve sevgili bir toplum olacağız?

Fotoğraflar sevgili arkadaşımız Volkan Koç'a ait..
Kendisi şu an Adrasan'da, dünden beri içi içine sığmadı, bu sabah soluğu orada aldı..ben de kendisinden birkaç fotoğraf göndermesini rica ettim.



 


27 Haziran 2014 Cuma

Deniz kokan evler

Geçen seneki yazılarda da belirtmiştim: yaz kokan evleri çok seviyorum.
Çok şükür, bugüne dek hep "suyun kenarında" yaşadım, Ankara gibi bir yerde yaşamak nasıldır, bilmem..
Ama bildiğim birşey var: Ankara'da bile yaşasam evim yine açık tonlarda olurdu sanırım:) açık tondan da ziyade, lacivert, beyaz, mavi ve kırmızının ağırlıklı olduğu Fransızlar'ın "marine" bizim "denizci" dediğimiz tarz..

Bugünlerde sadece Antalya değil, Türkiye'nin pekçok yeri çok sıcak..
Bu yüzden biraz içiniz açılsın, soğuk bir içecek eşliğinde görsellere bakıp serinleyin istedim..
Hem de bu tarzda dekorasyondan hoşlananlar için ilham olsun..
 Bu yastıklara bayıldım, benim olmalı..laciverti çok seviyorum, hele de beyaz ve maviyle birleşince..
 Bu banyo Sarah Jessica Parker'ın Hamptons'daki yazlık evine aitmiş..
Ne kadar şirin, değil mi?
 Ülkemizdeki banyoların en büyük eksikliği: neredeyse penceresiz oluşları!
Tamam, mahremiyete çok saygılı değiliz, o yüzden gözetlenme olasılığı fazla, ancak o zaman biz de buzlu cam kullanırız, yeter ki aydınlık olsun!
Bu çizgili kilimleri sevdiğimi söylemiş miydim?:) (bakalım kaç kere duyacaksınız:))
Herkese serin ve keyifli bir haftasonu diliyorum..ve nefis görüntülerle dolu bir şarkıyla buradan kaçıyorum..
Sevgiler

Kaynak: Pinterest

26 Haziran 2014 Perşembe

14 Liralık mutluluk

Antalya'ya ilk geldiğim seneyi hatırlıyorum.
Evimizin civarında Laura AVM vardı (hala var)...AVM dediğime bakmayın, 3 katlı, kendi halinde bir yer..
Giriş katındaki Migros mağazasının ev eşyaları bölümü kuzinimle benim favori yerlerimizden biriydi. AVM'nin dibinde oturmamız sebebiyle sıkıldıkça oraya gider, züccaciye bölümüne yeni birşeyler gelmiş mi diye bakardık.

Sonra yeni yerler açıldı, Esse'den Bernardo'ya, New Balance'tan Yargıcı'ya, English Home'dan Madame Coco'ya, H&M'den Burberry'ye açılmadık mağaza kalmadı. Şu an aklınıza gelebilecek hemen her marka Antalya'da mevcut..

Eh hal böyle olunca, marketlerin ev eşyaları bölümlerinin de eski popülaritesi kalmadı.
Ama ben hala vazgeçmiş değilim, zaman zaman marketlerin bu bölümlerine bakmaya bayılıyorum:)

Laura Migros'ta eskisi kadar güzel şeyler olmasa da, 5M Migros, Yeşilbahçe Migros ve Terracity Macro Center'ın züccaciye bölümünde çok güzel şeyler oluyor..

Dün Yeşilbahçe semt pazarına gittiğimde tam karşısındaki Migros'a da uğradım.
Oldukça geniş bir züccaciye bölümü var..
Burası sadece küçük bir kısmı..
 
Ortadaki sepetlere döktükleri bu kavanoz ve şekerlikleri gördüğüm an çok sevdim. Fiyatı ise ayrı bir mutluluk sebebiydi: kavanozların adedi 3 TL, şekerlik ise yanılmıyorsam 3.90 TL idi.
Bu serinin -LAV serisi- bardakları da var.
Şu an Migros'ların züccaciye bölümlerinde cazip indirimler var, vaktiniz olursa bir göz atın derim..
Sevgiler

25 Haziran 2014 Çarşamba

Yaz listesi

Kabul, geçtiğimiz senelere göre Antalya daha katlanılabilir sıcaklıkta..
Hatta o kadar katlanılabilir ki, henüz tam anlamıyla deniz sezonunu açmadım bile..
Ancak yine de öğle saatlerinde pek dışarıda olmamak gerekiyor.. (önceki yazlarda saat 12.00 civarında dışarıdaki işlerimizi bitirmiş, kapıyı bacayı sıkıca kapatıp klima serinliğine hapsolmuştuk)

Öğle saatlerinde ben de genellikle evde olmayı -Antalya AVM açılışı hızında Dubai'yi yakalamaya çalıştığından, tüm AVM'ler öğle saatlerinde ciddi kalabalıktır buralarda://- tercih ediyorum. Film, kitap keyfi yapmak için bu saatler en güzel saatler bence..

Genellikle yaz başlarında "çok satanlar"dan oluşan bir liste hazırlayıp onları okumayı tercih ederdim ama bu sene biraz değişiklik yaptım.
Yine çok satanlardan birkaç kitap alıp okumayı planlıyorum ama bu yaz önceliğimde bunlar var..
"Aklından Bir Sayı Tut"u kızkardeşimden aldım. Önceden kitap raflarında hep görürdüm ama okumak için hiç heveslenmemiştim.

Bronte'nin Uğultulu Tepeler'i tam bir klasiktir...Yıllar önce okumuştum, şimdi yeniden okuyasım var...Hatta kitaplıkta bulabilirsem Hugo'nun Notre Dame de Paris de yeniden okumayı istediklerimden..klasikleri seviyorum.

Sait Faik Abasıyanık'ın Semaver'i de yıllar önce okuduklarımdan..Ancak Kumpanya'yı okumamıştım,  hazır elime geçmişken Semaver'i de yeniden anımsamak istedim.

Paul Auster tıpkı Amin Maalouf, J.C. Grange, Marc Levy, G. Garcia Marquez gibi "ne yazarsa okurum" kontenjanından...Timbuktu'yu okumamıştım, kitapçıda denk geldi, güzel oldu.

Begüm'den sonra Kenizé Mourad'ı ikinci okuyuşum olacak..en iyi kitabı olduğu söylenen "Saraydan Sürgüne"yi henüz okumadım, dilerim Toprağımızın Kokusu da onun kadar iyidir..

Aydın Boysan Okan Bayülgen sayesinde çok daha popüler bir kişilik oldu. İyi ki de oldu, yoksa onun nefis muhabbetinden, o keyifli kitaplarından mahrum kalacaktık..

İtiraf ediyorum, Selim İleri'nin Dostlukların Son Günü'nü indirimde olduğu için aldım..nasıl olduğu hakkında hiçbir fikrim yok, okuyup göreceğiz.

Ve gelelim son kitaba..tamamen isminden ötürü aldım:) İsme baksanıza, Yaşamak Güzel Şey! ne kadar güzel değil mi..Umarım Doris Dorrie içerikte de en az kitabın ismi kadar başarılı olmuştur:)

Sizler öğle sıcaklarında neler yapıyorsunuz?

19 Haziran 2014 Perşembe

Mutfakta yeni köşe


Herşey komşum İpek'in beni çarşıya götürmesiyle başladı.. 
Çarşıda ahşap malzemeler satan bir toptancı varmış, oraya gidelimmiş, hem orada değişik malzemeler bulabilirmişiz..

Gittik.
Tıkış tıkış, minicik dükkanın içinde bu rafa denk geldim, belki ileride Selim Efe'nin odası için birşeyler yaparım diye aldım.
Kaç aydır evin bir köşesinde duruyor bilmiyorum..kısmetinde mutfak rafı olmak varmış..

Ben hasta iken dinlenip, yatanlardan değilim ne yazık ki..
Her gece öksürük nöbeti münasebetiyle uykusuzluktan yorgun düşen bünye bir öğle uykusuna dalar değil mi..ama uyumak mümkün olmadığı gibi, bir de üzerine boya işleriyle uğraştım..

Önceden de bahsetmiştim, bu sehpalardan bizde iki adet vardı..
Diğerinin başına gelenleri hatırlarsınız (burada)
Mutfaktaki de oldukça yıpranmış haldeydi..
Zaten yenilemeye niyetim vardı, bu raf ta üzerine bonusu oldu:)
Bu köşeye "sık kullanılanlar" adını taktım. Hani bilgisayarlarda "sık kullanılanlar" bölümü vardır, düzenli ziyaret ettiğiniz siteleri orada depolarsınız -mac book'larda top sites gibi- işte burası da benim "sık kullanılanlar" köşem oldu, günlük tükettiğim yeşil çay, kahve, vs. bardakları için burada bir mini-depo oluşturdum...kullanışlı da oldu.

Şimdi o en soldaki tek resim ne alaka diyeceksiniz ama oraya birkaç resim daha eklemeyi düşünüyorum. Henüz ne ekleyeceğime karar vermedim ama İbrahim Çallı'nın bu resmini çok sevdiğim için gözümün önünde olsun istedim..
Sonra mutfakta kullandığım tabureyi de aynı renklerde boyamaya karar verdim.
Önce beyazlı birşeyler yapacaktım ama önceki tabureye de renklerinden ötürü kıyamayıp sehpa olarak kullanmaya başlayınca, bu sefer aynı hatayı yapmamaya karar verdim..
Şimdi aklımda birkaç iş daha var ama bakalım..henüz net karar vermedim..

Dünkü yazıdan bu yana bizde Japon etkisi devam ediyor, bugün bu şarkıyla gidelim..şarkının orijinalini zaten çok severim ama bu versiyonu da güzel olmuş..

18 Haziran 2014 Çarşamba

Japon yapmış

Aslına bakarsanız oldukça geç kalmış bir yazı bu..
Neden geç kalmış?
Çünkü bu kitaplar Ekim ayından bu yana kitaplığımda okunmayı bekliyorlar..
Ancak herşeyin bir zamanı var, bunu öğrendim artık, hayatta bazı şeyleri zorlamamak, akışına bırakmak, zamanının gelmesini beklemek lazım..

İşte Onur Ataoğlu'nun Japon Yapmış ve Japon Ne Yapmış serisi de malumunuz alerjik olaylar münasebetiyle eve kapanmamı bekliyormuş.

Ancak bu serinin benim için bir özelliği var..
Bu kitapları kendim keşfetmedim.
Okurum Betül Özmen'in bana doğumgünü hediyesi..
Üstelik üşenmemiş, okul arkadaşı Onur Ataoğlu ile görüşüp kitapları benim için imzalatmış..kitaplar elime geçtiğinde nasıl şaşırdığımı tahmin edersiniz sanırım:)
Öncelikle şunu söylemeliyim: değişik kültürlere ilginiz varsa ve bir toplumun hikayesini sıkıcı Coğrafya ve Tarih dersleri havasında öğrenmek istemiyorsanız bu kitaplar tam size göre! Ataoğlu Japonları o kadar eğlenceli bir dille anlatmış ki, nasıl bittiklerini anlamadım.. Geçenlerde araştırma yaparken kitabın 3.serisi "Japon Yapmış Türk Gezmiş"in yayımlandığını öğrendim, okumak ve Japonya'da eğitim görmüş Seray ile paylaşıp, arkadaşım Satomi'ye bu seriden bahsetmek için sabırsızlanıyorum.

Bu arada kitaplar kafi gelmez ve Ataoğlu'nun diğer seyahat maceralarını da takip etmek isterseniz Onur'un Seyir Defteri 'ne göz atmanız yeterli..üstelik seyahatle birlikte çok keyifli müzik ve film yazıları da var..

Aaaaa unutmadan..
Betül'ün maceraları ise bu blogta..

Sizlerin huzurunda Betül'e ve Onur Ataoğlu'na tekrar teşekkür etmek isterim..

Kitap sayesinde keşfettiğim bir grup performansıyla kaçayım buralardan..

17 Haziran 2014 Salı

Mazeretim var, alerjiyim ben

Kadınlar yaşlarını söylemekten pek hoşlanmaz.
Ama benim için yaş, boy, kilo, ırk, cinsiyet gibi şeylerin çok ta önemi yok..hatta diyebilirim ki, kendimden yaşça büyük kişilerle birlikte olmaktan çok keyif alıyorum..oğlum Selim Efe de benim gibi..

Neyse ne diyorduk?
Yaş..
39 yaşındayım. 
Allah hep devam ettirsin, bugüne dek en önemli rahatsızlığım -grip ve nezle gibi mevsimsel, basit rahatsızlıkları saymazsak- geçen yaz başı geçirdiğim menisküs zedelenmesi oldu..o da muhtemelen benim hatam, sporda yanlış bir hareket yapmış olmalıyım..

Ta ki Bodrum dönüşüne dek..
Bodrum maceramdan bahsetmiştim size..Ağustos'ta bir fırsat yaratıp yeniden gidesim, bu sefer daha uzun kalasım var, bakalım..
Bodrum bana hep çok iyi gelir, baksanıza şuraya pişmiş kelle gibi sırıtmamızdan belli değil mi:))
Ama dönüşünden beri böyle sırıtmıyorum ne yazık ki..
Bronşlarımda biraz doluluk vardı, arada öksürüyordum ama sorun etmedim.
Bir sonraki gece ise öksürük krizinden sabaha dek uyuyamadım.

Ertesi sabah soluğu doktorda aldım.
Alerjik sinüzitmiş.
Eşim alerjik astım, onu bugüne dek anladığımı sanırdım -ev içerisinde bitki yetiştirmeyerek, eve evcil hayvan almayarak, evin tozunu düzenli alıp havalandırarak, sigarayı bırakmasına yardım ederek, vs.- ama anlamıyormuşum, onu farkettim...yani onun bahar aylarında tıkanıp uyuyamamasını hiç anlamamışım..

Şimdi bir haftadır gecemle gündüzüm karışmış durumda..öksürük krizleri sebebiyle uyuyamıyorum.
Yani aslında öğle uykusuyla aram olmadığından, zombi kıvamında ortalıkta dolaşıyorum diyebilirim.
Benim için çok zor bir haftaydı, ta ki dün geceye kadar..
Dün gece doktorun verdiği bir ilaç sayesinde nihayet sağlıklı bir uyku uyuyabildim.

Bloga yazasım, Facebook'ta, Instagram'da çok birşey paylaşasım, spora, gezmeye gidesim falan yoktu ama evde bu kadar fazla zaman geçirmenin hakkını da verdim..
Sonraki yazılarda neler yaptığımdan bahsedeceğim..
Herkese sağlık dolu, mutlu bir hafta diliyorum..
Sevgiler

11 Haziran 2014 Çarşamba

Gerald Butler'ın fakirhanesi

Gerald Butler benim beyazperdede görmeye çok bayıldığım oyunculardan değil...yeni filmi çıkmasını iple çektiklerimden hiç değil..onun da kaderi Jennifer Anniston'ınkiyle aynı; defalarca izlemeyi istemeyeceğiniz, sıradan filmlerle oluşan bir kariyer..

Ama iş fiziksel boyuta gelince orada duracaksın.. 
Adamda belki bir Dustin Hoffman, bir Philipp Seymour Hoffman (nur içinde yatsın), bir Jack Nicholson oyun gücü yok ama yakışıklılık olarak hepsini katlar kenara atar, o derece:))
Fakat evini gördükten sonra karar verdim ki, bu adamda yakışıklılık dışında çok ta büyük bir meziyet yok galiba..
Aslında ev müthiş..ama heryerde yaptığı tonsürton seçimler içimi baydı..zaten kahverengiye çok bayılan biri değilim, her yerde kullanılması yordu, içimi kararttı benim..

İşte tam da bundan bahsediyorum!
Halbuki ceviz rengi orta sehpalara bayılırım ben..keşke çevresinde başka renkler olsaymış..
Bu kısım nefis, bayıldım..
 Tavanlar da bir içim su..
 Şükürler olsun, azıcık mavi gördük evde..
Oynadığı kayda değer filmlerden birinin müziğiyle gideyim buralardan..

10 Haziran 2014 Salı

Yaz tepsisi

İşte insan birşeyleri kendisi kotarmaya başlayınca şaşırmaya başlıyor..
Dükkandan aldığın tek tepsiyle uzun süre idare ederken, birazcık becermeye başladığında benim gibi "yaz/kış" diye ayırmaya başlıyor.

Benim "yaz tepsisi" de böyle ortaya çıktı.
Tıpkı " yaz yastıklarım" gibi..

Aslına bakarsanız, bu ahşap boyama işlerine başladığımdan beri kendime tek bir tepsi bile boyamadım. Daha doğrusu boyayamadım, çünkü her bitirdiğimi "ay bu annemin evine olur, ay bu Nur'un, bu Duygu'nun" derken, kendime birşey yapmadığımı farkettim. Geçen servis yaparken tepsilerime bir baktım da, içler acısı, artık çöpü boylama zamanı gelmiş..

Cadence'ın Güneş Sarısı diye geçen bu rengi çok seviyorum..tam yaz rengi..
Şimdi bir tane de mavi tonlarında birşeyler yapasım var, bakalım..
Hatta bir de ekmek sepeti...çok yıpranmış, bir an önce yenisini yapmak için eskisini çöpe attım:) yoksa hazır deniz sezonu da açılmışken, ona sıra gelmez, biliyorum..

Eh bu yaz tepsisine bir yaz şarkısı yakışır artık:)

9 Haziran 2014 Pazartesi

Salut*

Bodrum benim bu ülkede en sevdiğim yerlerin başında geliyor..
"Amannn ne var bu Bodrum'da, yeşil desen yok, evler desen şekilsiz.." gibisinden eleştirilere karşın yine de vazgeçemiyorum Bodrum'dan, neden bilmem..

Son zamanlarda Bodrum ile Çeşme sıkı bir rekabet halinde..
Aslında memleketim olması itibarıyla Çeşme'ye methiyeler düzmem lazım ama Çeşme ne kadar güzel olursa olsun, bende Bodrum ağır basıyor hep...belki ileride değişir, bilmiyorum.

Bu kez Bodrum'a en yakın dostlarımdan birini görmeye gittim.
Hesapladık, Selim Efe'den beri gitmiyorum (gidemiyorum) evine..

Instagram'da epeyce fotoğraf paylaşmıştım, bu fotoğraflar da Instagram kullanmayanlara gelsin:)
Evimiz, Bodrum çarşı içinde bir Fransız lokantası..
Sahibi Stephane harika şeylere imza atıyor..dekorasyonu ise nefis..sanırsınız, Güney Fransa'da küçük  bir restorandasınız:)
 Eskiden ev olan bu bina şimdilerde ofis olarak hizmet veriyormuş..
Bina büyüklüğündeki kaktüsü görünce şaştım kaldım!

İşin bir de dekorasyon yönü var tabii:)
Bu fotoğraflar da cancağızımın evinden..

 Dostumun ortancaları..
Harika açmışlar...bizim balkonun uygun olacağını bilsem hemen alacağım ama ortancalar çok fazla güneş sevmiyorlar..
Saksıları ise kızı Deniz ve arkadaşı boyamış:)

 Duvardaki panoyu dostum kendisi yaptırmış..
Boşluktan hoşlanmayınca ortasına bir tablo asmış..dostum diye söylemiyorum, pek zevklidir:)
Birgün Bodrum'a taşınmaya karar verirsem dostumun oturduğu sitede olmak isterim, sitenin manzarası bu şekilde..(ortadaki elektrik direğini dikenlere sevgiler gönderiyorum!!)
Bu da kendisi için hazırladığım tepsi..
Bodrum'a böyle maviler, balıklar, turkuazlar yakışırdı..
Sayılı gün çabuk geçermiş, bizimki de öyle oldu..
Ama hem muhabbetin hem de Bodrum'un tadı damağımda kaldı..
Çok özlemişim..

*Salut (salü diye telaffuz edilir) Fransızca'da "selam" anlamındadır.

Ben kimim?

Ben kimim?
Bu kız İzmir/Paris/Antalya hattını, sıcakkanlı insanları, Amelie Poulain tarzı iyimserliği, seyahati, daha çok seyahati, Fransızca'yı, şansonları, edebiyatı, country mutfakları, antika eşyaları, dekorasyonda beyazla diğer her rengi karıştırmayı, midye, boyoz ve tüm deniz mahsullerini, modayı, dost ortamına hazırlanan keyifli sofraları, estetiği, naneli dondurma başta olmak üzere naneli olan her ürünü, İtalya'yı, bleu/blanc çılgınlığını, toile de jouy'nin büyüsünü, sanatı, yazı, naneli americano tadını, yarenle içilen sakızlı Türk Kahvesi'ni, yeşil çayı sever.

Instagram

Facebook

Iletişim

smyrnetalyaa@gmail.com

Follow by Email