31 Temmuz 2013 Çarşamba

, , ,

Ütü dediğin..

İnsan bazen birşeyi yitirmeden, o şeyin hayatında ne kadar önemli yer kapladığını farkedemiyor.
Misal, ütü..

Geçen hafta ütüm bozuldu.
3 kişi olduğumuza aldanmayın, bizde çamaşırhaneyle yarışacak kapasitede ütü potansiyeli olduğu için, birkaç gün öncesine kadar ciddi bir kabus yaşadım:/
Buhar vermeyen, sadece ısınan bir şeyle deli gibi ütülemeye çalışıyorum...gömlek elimde kırış kırış,  açılmıyor, enerji ve zaman kaybı da cabası..

"Ehhhh, yeter" diyip önce yakın çevremde, daha sonra da internette ütü araştırmalarına giriştim. Bizim duruma en uygun ütülerin buhar kazanlı ütüler olduğu ortaya çıktı. Yani sıkça çamaşır yıkayan, ütüsü çok birikenlerdenseniz, bu ütüler biçilmiş kaftan..

Yakın çevremde buhar kazanlı ütü kullananların sayısı az..
Sanırım sadece ağabeyim var.
Ütü konusunda çok hassas olup, evdeki tüm ütüleri kendi yapan bu kaçık zatın fikirlerini almam önemliydi:)
O neredeyse 10 yıldır bu ütülerden kullanıyor, çok memnun..

Buhar kazanlı ütüde karar kıldıktan sonra, sıra hangi marka alacağımıza geldi.
Ağabeyim Tefal'de ısrar etse de, yıllardır Philips ürünleri kullanan biri olarak kararsız kaldım...bu noktada da biraz internette araştırma yapmak istedim.

İşte bu yazıyı yazma sebebim de o zaman ortaya çıktı.
Sanal ortamda ütü kullanıcıları "Tefal ve Philipsçiler" olarak ikiye ayrılmış durumda...ama net bir yorum yapan yok..Satıcı Tefal'in de güzel ütüler yaptığını, ancak son 3-4 yıldır Philips'in atağa geçtiğini anlattı.
Zaten Philips'te olan gönlüm, bu cümleleri duyunca tamamen ikna oldu.

Ardından satıcının bana önerdiği ütü modellerini arama motoruna yazıp, kullanıcı yorumlarını aradım. İşte sorun burada başladı:ne olumlu, ne olumsuz bir tane bile yorum yok! Sonra ütünün modelini yazıp birkaç Fransızca kelime ekledim, Fransızlar'ın yorumlarını okuyarak ütülerden hangisini alacağıma karar verdim.

Bizim yorum yazmakla ilgili bir sorunumuz var galiba..
Biliyorsunuz, zaman zaman blogta da yorum yapmadığınız için ufaktan sitem ediyorum..
Yani blogu hergün yüzlerce kişinin okuduğunu bildiğimden, kişilerin konuya dair fikir sahibi olmadıklarını sanmıyorum..

Bu ürünlerde de geçerli...neden satın aldığımız bir ürünü deneyip kullandıktan sonra sanal ortamda yorum bırakmıyoruz?

Neyse..
Ütümü seçtim.
Bu yazıyı da kullandığım modelle ilgili hiç yorum bulamadığımdan, sanal ortamda yorum oluşsun diye yazdım.
Bugün yarın sıkça alışveriş yaptığım birkaç web sitesine de marka ve model ismi belirterek yorum yapacağım ki, kararsız alıcılara fikir olsun.

Seçtiğim ütü Philips'in GC9220 Perfect Care serisi.
Bu ütüyü kullanmaya başladıktan sonra kendi kendime şu soruyu sormaya başladım:
"Eğer bizim önceki kullandığımız düzleştiricilerin adı "ütü" ise, bu nedir?"

Size uzun uzun teknik özelliklerinden bahsetmeyeceğim, çünkü o bilgilerin hepsi internette bolca var.
Kullanımla ilgili söyleyebileceğim:

İnanılmaz bir alet, en zor kırışıklıkları bile anında düzeltiyor, bir haftadır neredeyse akordiyon olmuş çamaşırlarım jilet gibi oldular! Kurutma makinesinden çıkan çamaşırlardan bahsetmeye bile gerek yok aslında ama yine de söyleyeyim, onları ütülemek saniyelerimi aldı! Yani inanılmaz bir zaman tasarrufu var, bilginiz olsun..

Yıllardır ütü yapmaktan nefret ederim, bu tipte bir ütü sonrası ütüleme işlemine olan katı bakış açım değişti diyebilirim:) Benim gibi fikri olmayıp, karar veremeyenler, ütüyü bir işkence gibi görenler, ütü masası başında saatlerini harcarken kaçan kitabı, filmi düşünenler bu tarzdaki ütülerden gönül rahatlığıyla alabilirler:)

Bugün çamaşır günü, ben kaçar:)
Spor dönüşü yeşil çayımı demleyip biriken ütülerimi yok etmem lazım:)
Sevgiler

29 Temmuz 2013 Pazartesi

, ,

Mutfak masası


Bizim balkondaki değişikliği yakın zamanda sizlerle paylaşmıştım.
Balkondaki yemek masası gidince, evimizde sadece salondaki büyük masa kaldı.
Mutfakta yemek masası yok biliyorsunuz, eski hali bu şekilde..
Bu durumda mutfağa masa almak farz oldu.

Aslında şu tipte bir servis arabası almayı düşünüyordum önce..
Fakat üzerinde yemek te yiyebileceğimiz küçük bir masanın daha işlevsel olabileceğine karar verdim..bunun üzerine masa arayışına giriştim.
Sorun şu ki, mutfak masası istediğinizde kahverengi ve metal dışında çok ta fazla seçeneğiniz yok...beyaz bir masa buldum ama onun da ebatları bizim mutfağa uymadı:/

Sonuç?
İstemeye istemeye, kahverengi bir masada karar kıldım.
Ve oğlum kreşe başlar başlamaz bir ahşap boyama kursuna gitmeye karar verdim:))
Zaten evde o kadar çok boyanacak malzeme var ki,  bu hobiyle uğraşanların iştahını kabartacak türden..:)

Neyse..
Masa geldiğinde bu haldeydi.
Pardon!
Yastıklar bile yoktu:) Yastıklarla bir markette karşılaştım:)

Henüz boya işleriyle ilgili olmadığımdan, geçici bir çözüm buldum.
Sandalyeleri yastıklarla, masayı ise evdeki masa örtülerinden biriyle kamufle ettim.
Masanın havası bir anda değişti!
Hatta görenler der ki, bu haliyle boyaya gerek bile kalmamış:)
Ama ben yine de beyaz ile mavi arasında kararsızım, eğer boyama işinden sıkılmazsam bu renklerden birine boyayacağım galiba..gerçi bana belli olmaz, masayı ilerleyen zamanlarda yeşil ya da ne bileyim, fuşya renginde bile görebilirsiniz:)

Bir de neyi farkettim?
Eğer yer müsaitse, masa bir mutfağın olmazsa olmazıymış..yeri geldiğinde yemek bölgesi, yeri geldiğinde depolama alanı, yeri geldiğinde ise pişirme bölgesi bile olabiliyormuş..işte bu blog sahibesi de deneye yanıla öğreniyor bazı şeyleri..:)

Hepimize verimli, güzel bir hafta olsun!
Sevgiler:)



26 Temmuz 2013 Cuma

,

Cennette soluklanma

Turizm mesleği dışarıdan göründüğü kadar sevimli değildir.
Mesela "yaz tatili" gibi bir lüksünüz yoktur.
Biz eşimle tek yaz tatilimizi evlendiğimiz yıl yapmıştık, o da zaten bizim balayımızdı:)

Ama kısa tatillerimiz var.
Yani onlara "tatil"den çok "soluklanma" demek daha doğru olur...eşimin izin günlerinde bazen Antalya dışına çıkarak kendimize bir "soluklanma" fırsatı veriyoruz.

Baştan söyleyeyim: bu yazı çokça görsel içerir!
O kadar nefis şeyler gördü ki bu gözler, sadece kendime saklamak istemedim, çünkü güzel olan şeyler paylaşınca daha da güzel..

Geçtiğimiz haftasonu Serkan İzmir'den Kaş'a tatile geldi.
Serkan benim çocukluk arkadaşım...yıllardır hiç kopmadık, kıymetlilerimden biridir.
Onun deyimiyle "Genesis'in I can't dance albümü çıkmadan önce tanışıyoruz" :)
Kaş'a geleceğini öğrenince, eşimin izin gününde basıp yanına gittik.
İyi ki de gitmişiz.
Çünkü Kaş resmen dibimizdeki, farketmediğimiz cennetmiş..

Utanarak itiraf ediyorum: 8 yıldır Antalya'da yaşıyorum, Kaş'a ilk kez gittim.
Aslında eşimin de neredeyse ilk sayılır çünkü en son rehberlik mesleğine ilk başladığı 90'lı yıllarda tekne rehberi olarak gitmiş, hep nefes kesici bir denizi olduğundan bahsederdi.
Üstelik Antalya/Kaş arası sadece 3 saat, tıpkı İzmir/Bodrum gibi.

Kaş'ın Çukurbağ Yarımadası'ndaki Eleni Hotel'e vardığımızda önce biraz soluklanıp, dinlenmek istedik.
Serkan ve arkadaşları harika bir otel seçmişler, çünkü odamızda bizi böyle bir manzara bekliyordu:
Eh ben böyle bir manzarayla karşılaşınca, püfür püfür esen balkonda dinlenmeyi tercih ettim tabii:)
Burada gün batımını izlemek te çok keyifli..
Burası da Kaş'ın merkezi.
Aslında merkezde nefis evler var, fotoğraflarını çekmek istedim ama meşhur Kaputaş Plajı'na gitmek istediğimiz ve çok ta vaktimiz olmadığı için, evlerin fotoğraflarını sonraya erteledim.
Hem bu harika yere yeniden gitmek için bahanemiz olur:)
Ve Kaş'la Kalkan arasında yer alan Kaputaş Plajı..
Biliyor musunuz, ben Kaputaş'ın fotoğraflarını ilk internette gördüğümde "denizin renginin böyle olmasına imkan yok, oynanmış fotoğrafla" demiştim ama denizin rengi aynen fotoğraflardaki gibi!
Kaputaş'ta şezlong yok, şemsiye yok.
Sürekli dalgalı olan bu denize giderken yanınızda şemsiye ve portatif sandalye ya da yere sermek için plaj hasırı gibi birşeyler getirmekte fayda var.
Bu arada dalgalarla boğuşmak yeterince yorucu olduğu için ben yanıma bikinimin üzerine giymek için t-shirt te getirdim, bir de üstümü başımı düzeltmekle uğraşmamak için..sağol Serkan:)
Dalgalar bazen öyle haşin davranıyor ki, sizi suyun altına alıp, dizinizi, dirseğinizi yaralayabiliyor...tecrübeyle sabittir:)
Ama ne kadar hırçın olursa olsun, abartmıyorum, dünyanın en güzel plajlarından biriyle karşı karşıyasınız..
Bu plajın bu kadar bakir kalmasının sebebi, 188 civarındaki -saymadım, söylenenlere göre 186/188 tane - merdivenleri zannımca...aslında merdivenler oldukça alçak, inmesi çok kolay, fakat dalga ve güneşten yorulmuş olan bünyeye o merdivenleri tırmanmak biraz zor geliyor:)
Kaş, Serkan'ın emeklilik günlerini yaşamak istediği tek yer, hep bahseder durur...şimdi bu cennet köşeyi görünce ona hak vermeden edemedim...dilerim en kısa zamanda burada bir yuvası olur..
Bekle beni Kaş, en kısa zamanda seni yeniden görmeye geleceğim..

Hepimize nefis bir haftasonu olsun!
Sevgiler:)

23 Temmuz 2013 Salı

Eski okurlar hatırlar, BURADA bol tablolu tuvalet ve banyolar paylaşmıştık.
Benim için duvarı boş olan ev, çıplak ev demek...mesela salonda hala asmadığım -çünkü eşim eski tablolarımızı beğenmiyor, yenilerini istiyor, biriktirmedeyiz- tablolarım var, bana çok çıplak geliyor, sevmiyorum.

Ve geçenlerde tesadüfen, birkaç tabloyla karşılaştım, gördüğüm an kurduğum ilk cümle "aaaaa, bunlar bizim banyolarda çok güzel olur!" oldu. 

Tablolar azıcık eşimin müsait olmasını kenarda köşede beklediler ama olsun, nihayet yerlerine yerleştiler.
Bu tip işleri hiç bekletmeden, anında yapan eşler var mıdır, bilmiyorum..eğer aramızda böyle biri ya da böyle bir eş varsa saygıyla şapka çıkarıyorum kendisine:)

Ve bizim büyük banyoya geçelim.
Tabloları havluluğun oradaki boş duvarın en sağına uyguladık ki, yenileri geldikçe kendilerine yer bulabilsinler.

"Le Bain" yazılı metal tablo Madame Coco, diğerleri Pera Bulvarı adlı internet sitesinden.
Ustamız ortadaki prizi hangi düşünceyle yerleştirdi bilmiyorum ama en kısa zamanda o prizi oradan yok edesim var. Yanındaki şartel görünümlü kutu ise çatıdaki depoyu kış günlerinde ısıtan elektrikli bir sistem..ancak hiç ekonomik olmadığı için -elektrikle yukarıdaki koca deponun suyunu kaynatmaya çalışıyor, elektrik faturasını siz düşünün artık:/- kullanmıyoruz, onu da yok edip duvarın o kısmını düzleştirmem lazım..
 Bu da genel görünüş..
Küçük banyoya gelince..
Facebook sayfamızda paylaştığım "günaydın çiçekleri"ni anımsattı, hem küçük banyo çok pastel ve açık renkti, bu çiçekler canlılık verdi biraz:)
Yalnız eşim silikon ve yapıştırıcıyla sabitlerken sifon kısmına biraz yapıştırıcı akmış, o lekeden nasıl kurtulacağımı bilen varsa minnettar kalırım..
Metal tablo Madame Coco.
 
Duvardan başka zemin çözümleri de bulduk.
Hepimizin banyolarında gider vardır. Giderin kötü görünüşüne de sevimli bir hava katmak istedim.
Ve semt pazarında karşılaştığım bu cam kapağı yerleştirerek hem rüzgarlı havalarda kötü kokunun gelmesini önledim, hem de güzel bir görüntü oluşturdum:)
Bulunduğunuz yerde var mı bilmiyorum ancak Banio Yapı Market'lerde de bu cam kapaklardan mevcut.
Hımmmm balkon giderlerine de bunlardan edinsem hiç fena olmayacak...
Hepimize güzel resimli, güzel müzikli, güzel kitaplı, güzel filmli, kısacası güzel uğraşlı bir hafta olsun...
Sevgiler:)

21 Temmuz 2013 Pazar

,

Smyrnetalya 1 yaşında!

Herşey tam 1 yıl önce bu yazı ile başladı.
Bir hevesle..ve aslında acemice:)
Gözüme takılanları, sevdiklerimi, dinlediklerimi, okuduklarımı, izlediklerimi...kısacası "periskopuma takılanları"sizlerle 200 yazıdan beri paylaşıyorum.

Burası geçen sene yazılarıma başladığım köşe..
Sonra havalar güzelleşince balkona taşındık, şimdi aşırı sıcaklar başlayınca yeniden eski dükkandayım:)

İlk zamanlar Smyrnetalya (simirntalya) benim için bir "hobi" gibiydi, kabul ediyorum. Ama iş artık öyle bir hale geldi ki, elimde telefon -en kısa zamanda fotoğraf makinesi kullanmayı öğrenmeliyim, bu akıllı telefonlardan daha karmaşık olamazlar herhalde:)- her yaptığım, her beğendiğim şeyin burada kullanmak üzere fotoğrafını çekiyorum!:)

Bugün blogumu kutlamak amaçlı, ilk kez muffin yaptım.
Sonuç? Tabii ki berbat oldular!:))
Her ne kadar çok fazla yorum yapmasanız da, her geçen gün sayımızın daha da fazlalaştığını bilmek beni yeni şeyler paylaşmak konusunda motive ediyor. Smyrnetalya'yı kimse okumasa, şu an hala yazar mıydım, bilmiyorum..dolayısıyla, desteğiniz için hepinize çok teşekkür ederim!

Yeni okurlar için hatırlatma
Facebook sayfamız https://www.facebook.com/Smyrnetalya
Instagram hesabımız: http://instagram.com/smyrnetalya
Twitter hesabımız: https://twitter.com/smyrnetalya

Birlikte nice yazılara..
Sevgiler

19 Temmuz 2013 Cuma

90'ları yaşayanlar bilir: Victoria Secret melekleri henüz karınlarda vitamin bile değilken, Cindy Crawford, Linda Evangelista, Naomi Campbell, Christy Turlington, Kate Moss efsaneleri vardı:)

Ancak o zamanlar "supermodel" denildiğinde, Cindy Crawford açık ara önde giderdi. Artık imzası haline gelen beni, verdiği pozlar, katıldığı defileler ve tüm kızların rüyası Richard Gere ile yaptığı evlilik ile uzun süre gündemde olmayı başardı.
Sonra "rüya çift" aniden ayrıldı: Richard Gere, Cindy'yi pek "boş" bulduğunu ima ederek, evliliği sona erdirdi.
Ardından Crawford Amerikalı eski bir model ve işadamı olan Rande Gerber ile evlilik yaptı, çocuk doğurdu, mankenliği bıraktı. Şimdilerde aynı adamla evliliği devam, 2 çocuğu var, sinema ve reklam oyunculuğuna devam ediyor...ve hala güzel!:)

İşte bu güzel kadının Malibu sahilinde yer alan evine yer vermişler geçenlerde..
Bazı detayları sevmesem de, ev genel anlamda rahatlık üzerine dekore edilmiş, bunu çok sevdim..evde sırf tasarım olsun diye üzerinde rahat edemeyeceğin tek mobilya yok neredeyse..

Kanapenin rengi çok güzel.
Cindy'nin de oturuş şeklinden kanapenin ne kadar rahat olduğu çok belli:)
Bu da kanapenin arkasından bir görünüm.
Oturma gruplarından bir bölüm
Ben bu ahşap tavan işini çok seviyorum..ama sanırım beyaz renkte birşey benim daha çok hoşuma giderdi...ya da bebek mavisi gibi çok uçuk bir mavi..sanki yazlık evlere daha çok yakışıyor,  siz ne dersiniz?
Yatak odasına tek kelime ile bayıldım!
Hem ferah hem de çok sade döşenmiş.
Sonra yatak üzerindeki o etnik örtü de nefis..bizim suzaniler de nasıl yakışır böyle düz desen yatak örtülerinin üzerine..
Yatak odasında daybed kesinlikle güzel bir fikir..
Hem bu kadar ışık alan bir odada da keyifle okuma yapılabilir.
Yemek masası sandalyeleri gerçekten çok hoş..keşke ceviz rengi olsaydı..
Siyah mobilya sevmiyorum ben sevgili okurlar:)
Avize değişik olmuş, çok hoş..
Misafir odasından bir görünüş.
Hımmm, böyle manzaralı bir odası varsa misafirin, o misafir aylarca orada kamp kurabilir:))
O sandalyenin zarifliği de ayrı konu..
Burası sanırım giriş..
Çok büyük girişlerde dresuar yerine böyle bir masa tercih etmek akıllıca..
Evin bu köşesi inanılmaz..
Her ne kadar banklı masa fikrinden böyle bir yerde hoşlanmamış olsam da, insan burada saatlerce sıkılmadan, huzur dolu zamanlar geçirebilir..
Ve evin havuzu...yoksa "evin havuzunun manzarası" mı demeliydim:)
Müthiş..
Gitmeden önce Cindy Crawford'un da yer aldığı, süpermodel ordulu , hala dinlemekten bıkmadığım harika bir klip ile veda etmek istiyorum.

Hepimize müthiş bir haftasonu olsun!
Sevgiler:)


18 Temmuz 2013 Perşembe

,

Keyif köşeleri

Sizlerin de evde keyif yapmak için sıklıkla kullandığı köşeler var mı?
Ben son günlerde en çok balkon ve misafir/hobi odasındaki kanapeleri kullanıyorum.
Balkondaki köşemi önceden de görmüştünüz:
Burası da hobi/misafir odamızdan bir köşe..
Haklısınız, bu odayı sizinle paylaşma fırsatı bulamadım...kitaplık dışında. Aslında paylaşma zamanının gelmediğini söylemek daha doğru olur, çünkü bu odayı hala çok sık kullanmadığım için, ihtiyaca göre düzenleyip daha sonra sizlerle paylaşmayı düşünüyorum.

Sabah saatlerinde balkon nefis...çok güzel esiyor. Öğle saatlerinden akşama kadar olan zaman diliminde ise bu oda harika oluyor. Burada saatlerce dergi/kitap okumak, internette gezinmek, film izlemek çok keyifli..

Sizlerin keyif köşeleri var mı?
En çok evin hangi bölgesinde vakit geçirmekten hoşlanıyorsunuz?

Bunlar da sevdiğim diğer keyif köşeleri:
En sevdiğimi, hatta hayalini kurduğumu, en sona sakladım:)
Sevgiler:)

Ben kimim?

Ben kimim?
Bu kız İzmir/Paris/Antalya hattını, sıcakkanlı insanları, Amelie Poulain tarzı iyimserliği, seyahati, daha çok seyahati, Fransızca'yı, şansonları, edebiyatı, country mutfakları, antika eşyaları, dekorasyonda beyazla diğer her rengi karıştırmayı, midye, boyoz ve tüm deniz mahsullerini, modayı, dost ortamına hazırlanan keyifli sofraları, estetiği, naneli dondurma başta olmak üzere naneli olan her ürünü, İtalya'yı, bleu/blanc çılgınlığını, toile de jouy'nin büyüsünü, sanatı, yazı, naneli americano tadını, yarenle içilen sakızlı Türk Kahvesi'ni, yeşil çayı sever.

Instagram

Facebook

Iletişim

smyrnetalyaa@gmail.com

Follow by Email