9 Ocak 2017 Pazartesi

Yeni hayat

Dünya çok hızlı dönüyor son birkaç yıldır..
Facebook devrini doldurdu bile, eskisi kadar ilgi çekmiyor..artık insanlar ya Twitter ya da Instagram tercih ediyorlar..muhtemelen onların da devri birgün bitecek, başka platformlar keşfedilecek..

Instagram'da anlık ve kısa paylaşım hem çok keyifli,hem pratik ama uzun yazılara çok elverişli değil, orada insanlar daha az yazı, daha çok fotoğraf görmeyi tercih ediyorlar. 

Bloglar devrini kapattı mı bilmiyorum ama bana hala başına gelenleri, hissettiklerini anlatabildiğin en samimi mecra gibi geliyor..bir de buraya yazdıklarımın oğluma da anı olarak kalacağı düşüncesi işin bonusu..

Taşınma maceramızın başında blogta anlatacağımı duyurmuştum Instagram'dan ama bir türlü fırsat olmadı, ta ki uykumun tutmadığı bu geceye kadar..

Eski takipçiler az çok hikayeme aşinalar ama ben en baştan kısaca geçeyim:
2005 yılının ikinci yarısında bir Fransız tur operatörünün teklifi üzerine tüm hayatımı geçirdiğim İzmir'i bırakıp Antalya'ya göç ettim.
İlk başlarda bu göç beni çok zorladı çünkü çok seyahat etmeme rağmen İzmir dışında hiç uzun süre yaşamamıştım.
Ama sonra çok sevdim Antalya'yı, bu şehir bana kafa dengi bir eş -o da iş teklifi üzerine İstanbul'dan göç etti- bir evlat ve kıymetli dostlar hediye etti. 

Teklif üzerine gittiğimiz Fransız firması geçtiğimiz sene Türkiye'deki faaliyetlerine son verdi..biz de o sırada Atölye Arkansiyel'i kurma aşamasındaydık, memleketimize mi dönelim, Antalya'da mı kalalım karar veremedik..

Bir süre sonra oğlumuzun eğitimini ve büyük aileyle büyümesinin daha doğru olacağını düşünerek İzmir'e dönmeye karar verdik..İstanbul'u düşünmedik bile, çünkü orayı nüfus, trafik, stres olarak zıvanadan çıkmış olarak görüyoruz..şimdi oğlum anane,teyzeler,dayılarla çevrili bir ortamda..üstelik artık babannesi ve amcalarına da daha yakın mesafede..

Ama tabii öyle kolay olmuyormuş düzen oturduktan sonra şehir değiştirmek (bu aşamada ülke değiştirenleri düşünmek bile istemiyorum:))
Hem atölyeyi hem evi taşımak gerekti..bir de 3 araba ve bir motosiklet te cabası (ki bazıları hala Antalya'da:)) 
Tabii bir de yayla gibi evimi bırakıp nispeten daha küçük bir daireye kiracı olarak gelmek vardı ki, o da başka bir yazının konusu olsun:)

İzmir'de en keyifli zamanlarımdan kalan bir şarkıyla kaçayım buralardan..sonra hikayeye devam ama, bu sefer çok ara vermeyeceğim :)

20 Eylül 2016 Salı

Sonbahar

Antalya'nın yazı genelde Ekim sonuna doğru biter ama bu sene sonbahar erken gelecek gibi..bugün ilk yağmurumuz yağdı, hem de ne yağmur..
Şikayetçi miyim? Asla.
Çünkü ben tam bir sonbahar kızıyım.

Eskiden yazı da çok ama çok severdim.
Tabii o zamanlar Antalya gibi nemi bol, Temmuz/Ağustos aylarında akşamları dahi klimalı ortamlarda pineklediğimiz bir şehirde yaşamıyordum, yaz akşamları sokakta geçerdi..bu sebepten son zamanlarda sonbahar açık ara öne geçmeye başladı benim için..

Yaz bitti diye üzülenlere sonbaharı sevdirecek birkaç sebebim var:

-En sevdiğim sebep: sinema sezonu başlıyor! Sezon Brigitte Jones'un son macerası ile başlamış -henüz izlemedim- bakalım ne filmler olacak bu sezon, heyecanlıyım!

-Açık havada spor. Spor salonlarına çok bayılmadığımı söylemeliyim! Zaten yıllardır salonlara sevimli bakmaya çalışan bünyem bu sene iflas etti, bir kere bile gitmedim salona! Açık havada uzun yürüyüşler yapmayı çok seviyorum, şimdi tam zamanı!

-Bol balık! Evet deniz ürünlerine bayılıyorum! Şimdi sezon hamsiyle başladı, bol bol taze deniz ürünü yiyeceğiz. 

-Dizi zamanı! Eylül ayı ile birlikte yeni diziler ve geçen sezondan sevdiğimiz diziler birer birer ekranda yerlerini almaya başladılar. Geçen sezon sadece Kiralık Aşk'ı izlemiştim ama bu sene sanırım Uğur Yücel'in yeni dizisi ile yabancı bir dizi seçeceğim kendime. 

-İmaj değişikliği. Saçlarımız deniz tuzundan süpürge kıvamına geldi, plajlarda yediğimiz hamburgerler, patates kızartmaları da muhtelif yerlerimizde depolandı:)) Şimdi saçlarımızda biraz değişiklik, sağlıklı bir beslenme programı hepimize iyi gelecek!

-Kızlar hadi kahveye! Eh herkes yazlık beldelerden döndü, şehir kalabalıklaştı..şimdi arkadaşlarla buluşup birşeyler içmenin, sosyalleşmenin tam zamanı.

-Arınma zamanı. Evet ev detokslarından bahsediyorum. Bizde artık rutin oldu, yılda 2 kez mutlaka kullanılmayan ne varsa ayıklıyorum evde..sonrasında hissettiğiniz rahatlama ve hafiflemeyi anlatamam size, mutlaka deneyimlemeniz lazım.

Hadi kaçtım ben!

Ben kimim?

Ben kimim?
Bu kız İzmir/Paris/Antalya hattını, sıcakkanlı insanları, Amelie Poulain tarzı iyimserliği, seyahati, daha çok seyahati, Fransızca'yı, şansonları, edebiyatı, country mutfakları, antika eşyaları, dekorasyonda beyazla diğer her rengi karıştırmayı, midye, boyoz ve tüm deniz mahsullerini, modayı, dost ortamına hazırlanan keyifli sofraları, estetiği, naneli dondurma başta olmak üzere naneli olan her ürünü, İtalya'yı, bleu/blanc çılgınlığını, toile de jouy'nin büyüsünü, sanatı, yazı, naneli americano tadını, yarenle içilen sakızlı Türk Kahvesi'ni, yeşil çayı sever.

Instagram

Facebook

Iletişim

smyrnetalyaa@gmail.com

Follow by Email