19 Eylül 2014 Cuma

Kışlık domates yapımı

Geçen seneki domates maceramı belki hatırlarsınız.. (burada)
O zaman tarifinden emin olmadığım, kavanozu açınca neyle karşılaşacağımı bilmediğimden olsa gerek, detaylı bir tarif vermemişim...ancak geçen kış bu domatesler o kadar çok beğenildi ve tüketildi ki, şimdi gönül rahatlığı ile tarif verebilirim:)

İhtiyacınız olan tek şey, kavanoz ve domates.

İlk önce domatesleri iyice yıkıyoruz. 
Yıkanan domatesleri 4 parçaya bölün. Kabuk falan soymanıza gerek yok, sadece domateste çürük olursa onları almanız yeterli.. (blenderdan iyice geçince kabuk falan kalmıyor)
Sonra doğranan domatesleri derince bir çelik tencereye boşaltın, yüksek ateşte kaynamaya başlasın. 

Domatesler kaynarken kavanoz kapaklarını sıcak su dolu bir kaba koyun.

Domatesler erimeye başlayınca ocaktan alıp iyice blenderdan geçirin. (büyük parça kalmayacak şekilde..kalsa da yemek yaparken eriyor zaten)

Blenderdan geçmiş hazır domatesi soğumaya bırakmadan direkt kaynar şekildeyken kavanozlara doldurun. Ardından sıkıca kapağını kapatıp ters çevirin.

Hepsi bu!
Kavanozlar ters çevrili durumda birkaç gün beklesin, eğer sıkıca kapanmayanlar olduysa onlar akıp fire verecektir..onları da yemek yaparken -eğer hava çok sıcak değilse ve ekşimediyse- hemen değerlendirebilirsiniz.

Ufak bir tüyo: İzmirliler'in "şişe domat" dediği -bir sürü ismini duydum, o yüzden bildiklerimi sayayım- bazılarının yumurta, bazılarının da Ankon dediği domates çeşidi bu iş için biçilmiş kaftan..çünkü bu domatesle yapılan sos çok daha koyu, kıvamlı oluyor..
Bu sosu her türlü yemekte kullanabileceğiniz gibi, makarna sosu, domates çorbası ve kızartmalarda da kullanabilirsiniz.

Yapacak olan herkese kolaylık diliyorum..
Sevgiler



http://connect.facebook.net/tr_TR/all.js#xfbml=1";

16 Eylül 2014 Salı

Yazlık ev dediğin..

Baştan uyarayım: bu yazı fazlasıyla fotoğraf içerir!:)

Neden böyle oldu biliyor musunuz: kıyamadım. Evet, hepsi birbirinden o kadar güzel köşe var ki evde, kıyamadım..o gördüğüm güzel şeyleri sizler de görün istedim..bende böyle; güzel bir şarkı dinleyince, iyi bir yemek yiyince, etkileyici bir film izlediğimde -film postunu unutmuş değilim! sadece bu ara çok seyahat edince buralara çok yazma fırsatı bulamadım-, iyi bir kitap okuduğumda ya da indirimde güzel birşey bulduğumda, vs..dayanamıyorum, etrafımdakilerle de paylaşmak istiyorum, pek öyle herşeyi kendime saklayanlardan değilim.

Neyse gelelim konumuza..
Dünkü yazıda haftasonu yaptıklarımın bir bölümünü anlatmıştım.
İşte Balıklıova'daki bu ev de bir diğer durağımdı.
Bu evi İzmir'den çok eski bir dostum yaz aylarında kullanıyor...Bu dostumdan size bir süre önce bu yazıda bahsetmiştim.

Evle ilgili çok fazla detay vererek sizleri de upuzun bir yazıyla sıkmak istemiyorum.
Diyeceğim tek şey: bu evde herşey kararında, ne fazla ne az..sadece ihtiyaçlara göre düzenlenmiş, mütevazi, insanın içini açan nefis bir yer..ve kesinlikle benim "yazlık ev" anlayışıma birebir uygun...tabii minik bir koyda tek ev oluşu işin ekstra bonusu:) Benim gibi doğa aşıklarının ölüp biteceği türden bir yer burası..

Eve böyle ağaçlarla kaplı minik bir yokuştan giriyorsunuz..

Yokuşun sonu bu evlere ulaşıyor..
Verandadaki divan Selim Efe'nin üzerinde kestireceği kadar konforlu:)
Terastaki yatağı çok sevdim..manzarasının nereye baktığını tahmin etmişsinizdir sanırım:)
Instagram'daki takipçilerimiz bilir: bu balıklı sehpayı geçen sayfamızda paylaşmıştım:)
Muhabbet etmekten ışığın durumunu unutunca, ortaya biraz böyle parlakımsı fotoğraflar çıktı:)olsun varsın, kaynatmaktan daha değerli değil fotoğraflar:)
Instagram'da da belirttiğim gibi, sizce de bu eve yakışmamış mı bu balıklı sehpa?:)
Selim Efe'yi denizden zor çıkardık..her fırsatını bulduğunda suyun kenarındaydı zaten..
İzmir'den Antalya'ya geleli 9 yıl oldu.. gerek denizi, gerek doğası, gerekse çevre temizliği açısından Antalya'yı gerçekten çok seviyorum..ancak Çeşme ve Balıklıova sonrası kalbim bir kez daha Ege'de kaldı.
Bu ev daha nice huzurlu ve mutlu günlere tanıklık etsin...bizlerle birlikte..
http://connect.facebook.net/tr_TR/all.js#xfbml=1";

15 Eylül 2014 Pazartesi

Havadaki leylek

Bu hayatta en sevdiğim şeylerin listesini yapmam istense, sanırım seyahat etmek ilk üçte rahatlıkla yer bulur..

Bu sene ise adeta Selim Efe'nin doğumu öncesine döndük, bol bol seyahat etme fırsatı bulduk...ne şans ki, Selim Efe de seyahati seven bir çocuk oldu çıktı, gerek uçakta, gerekse arabada gıkı çıkmadan rahatlıkla bizimle seyahat edebiliyor...bu yüzden içim pırpır, sürekli Efe biraz daha büyüdüğü zamanki seyahatlerimizi hayal ediyorum..

Bu sefer ilk durağımız Çeşme idi.
Küçük ağabeyim Aya Yorgi tarafına taşınmış, hem onun yeni evini ziyaret etmek, hem de doğumgününde yanında olmak istedik.
Evin manzarasını görünce nutkum tutuldu, akşam iyi çekim yapamadım..halbuki o dolunay ve koy manzarasını görmenizi çok isterdim...ben de fotoğraf çekmeyi bırakıp, gördüğüm güzel şeyler için sadece şükrettim ve gözlerime bir ziyafet çektim...
Ege'nin olmazsa olmazı: zeytin ağaçları..
Yarın size muhteşem bir yazlık evden bahsedeceğim..
Bu aralar dinlemeden duramadığım bir şarkıyla kaçayım buralardan..

Herkese verimli, güzel bir hafta diliyorum..
Sevgiler

http://connect.facebook.net/tr_TR/all.js#xfbml=1";

2 Eylül 2014 Salı

Cennette kısa bir mola

Önceden de bahsetmiştim; eşim turizmci olduğundan, bize yaz tatili yoktur..bizim tatillerimiz Kasım/Aralık ayından itibaren başlar.
Yazın ise 2, en fazla 3 günlük kısa molalarımız var, neyse ki güzel bir coğrafyada yaşadığımızdan cennet gibi yerlerde birkaç gün nefes alma imkanı buluyoruz..

Geçenlerde canım dostumun İzmir'den gelmesini bahane bildik, bu sefer de Çıralı'ya kaçtık.
Çıralı Olympos koyundan hemen önce, temiz denizi ve bungalow tarzı konaklama yerleriyle -çok şükür ki buralara otel yapmıyorlar!- sadece Antalyalılar'ın değil, ülkenin ve dünyanın pekçok yerinden turistin tercih ettiği harika bir koy..

Benim önceden Çıralı'da kaldığım yerler hijyen açısından tam bir hayal kırıklığıydı..bu sefer dostum Serkan'ın geçen gelişinde deneyip çok memnun kaldığı Lukkies Lodge'a gitmeye karar verdik.

Instagram ve Facebook sayfalarımızda yayınladığım fotoğraftan sonra kaldığım yeri çok fazla merak eden oldu..

Bir yer düşünün; dere kenarında, dağa karşı konuşlanmış, yeşil bir doğaya sahip, denize yürüme mesafesinde, pırıl pırıl bungalowlar..sahipleri de bir o kadar sıcakkanlı insanlar..bu kadar çabuk kaynaşıp, muhabbete başlayınca önce İzmirliler diye düşündüm ama İstanbul'dan kaçan şanslı azınlıktanlarmış:)

Bungalowlar bu şekilde..
 Bizim kaldığımız bungalow biraz daha büyükçe "suite" dedikleri türden bungalowdu..
Çatıdan dökülen begonvillere hayran kaldım..sabah böyle bir manzaraya uyanmak güzel..
Dağa karşı oturma grupları yerleştirmişler, akşam saatlerinde burası Antalya'nın aksine serin bir havaya sahip..çok keyifli..
Bir de harika bir terası var ancak oraya akşam çok geç saatte çıktığımızdan fotoğraflamak mümkün olmadı -zaten fotoğraf makinemi unutmuşum, bu fotoğrafları cep telefonuyla çekmek zorunda kaldım:/- Teras ta keyif yapılacak şekilde dekore edilmiş, gece o kadar keyifli ki, yıldızları çıplak gözle rahatlıkla izleyebiliyorsunuz..
Çıralı'yı bilmeyenler için..
Bu da Çıralı sahili..
Yalnız son zamanlarda tekneler koya fazla yaklaşmaya başlamış, bu bizi çok rahatsız etti...teknelerin bıraktığı atık pis sular bu güzelim plajları ciddi tehdit ediyor..
Şimdi Lukkies Lodge'a kışın dere kenarında balık tutmak için gitmek var aklımızda..
Bakalım:)

http://connect.facebook.net/tr_TR/all.js#xfbml=1";

1 Eylül 2014 Pazartesi

Visco mu lateks mi sorusuna yanıt

Geçtiğimiz günlerde sizlere şu yazıda yatak arayışımdan bahsetmiştim. 
Hemen akabinde bel fıtığından muzdarip olanlara çok iyi geldiği söylenen Yataş'ın Five Z'sini aldık.

İşte ne olduysa Five Z'den sonra oldu..
Eşimin bel fıtığı ağrıları arttığı gibi, benim de sırt ağrılarım başladı, rahat edeceğiz diye aldığımız yatak bize kabus oldu..mağazadakiler de bu işe şaştı, çünkü bu yatakla ilgili aldıkları ilk şikayetmiş..

Bundan sonra küçük çapta bir komedi başladı tabii: ben her gittiğim evde "ya rica etsem, ben bir yatağınıza uzansam, or'da muhabbet etsek...ben de o arada yatacağım yatağı bulsam.." moduna girdim...çünkü mağazadaki maksimum 15 dakikalık deneme süresi yatak almak için yeterli değil, söyleyeyim..
Meğer keramet annemin yataktaymış:)) Bildiğin sert, içine gömülmediğin bir yatak...

Ardından Yataş'ın yolunu tuttuk, derdimizi anlattık, sonra da annemde yaşadığımız deneyimden bahsettik.
Markanın ilk çıkan yataklarından -ilk denildiğinde gözünüz korkmasın, 35 yıldır yatağın teknolojisine hep birşeyler ekleniyor- Blue Star'ı denememizi istediler bizden..

İlk etapta fiyatını söyleselerdi, kesin pahalı olmadığı için ürünün kalitesinden şüphe duyardım, denemekten de vazgeçerdim.
Ama nasıl rahat ettim, anlatamam..bu arada belirteyim, Blue Star ne visco ne de lateks, bildiğin yaylı yatak..
Dediler ki "biz size para iadesi yapacağız, çünkü ilk seçtiğiniz yatak bu yatağın 2 misli daha pahalı"
Şaşırdım tabii..çünkü bizde hep bir algı var "pahalı olan iyidir". Yok kardeşim, yatakta öyle olmuyor, denemeniz gerekiyor..

Şimdi bir haftadır mışıl mışıl uyuyoruz, ağrılarımız da kalmadı..
Yatak almayı önceden planladığım için bir ay öncesinden yeni örtüsünü de almıştım:)
Şimdi yeni yastıklar ilave etmeyi planlıyorum..
Herkese iyi bir hafta diliyorum..
Sevgiler
http://connect.facebook.net/tr_TR/all.js#xfbml=1";

29 Ağustos 2014 Cuma

Yeni ufuklar2

Geçenlerde Yeni Ufuklar başlıklı yazıda salonumuz için aldığımız yeni dolaptan bahsetmiştim.
Ancak sonradan farkettim ki, başlık neden "yeni ufuklar" oldu, bundan bahsetmemişim..

Yeni ufuklar, çünkü yeni dekorasyon denemelerinde bulunuyorum bu ara..
Provençal/country denen tarzı gerçekten seviyorum bilhassa Fransızlar'ın uyguladığı provansal tarzı çok ama çok severim ama bu ara her yer o kadar aynı türden mobilyalarla doldu ki, ben bundan sıkıldım sanırım..

Tam da bu bıkkınlık esnasında karşılaştığım bu masaya ilk görüşte aşık oldum.
Zaten bir önceki masamızın ayaklarıyla sorunlar yaşıyorduk, böyle çok sevdiğim birşey görünce de eski masamıza veda ettik.
Bu masa işine en çok sevinen eşim oldu, çünkü böyle ahşap+metal karışımı maskülen, endüstriyel bir mobilya onun çok hoşuna gitti:)

Endüstriyel tarzla ilgilenenler için, geçen sene yayınladığım yazı burada ..
 Masanın en pratik yanı, kilitlenen tekerlekli ayakları...bu tekerlekler sayesinde halının temizliği çok daha kolaylaştı.
 Sandalyelerimi değiştirmeyi kesinlikle düşünmüyorum çünkü eşimin çocukluğundan kalma ve çok seviyorum.
Yalnız kılıflarında bir değişiklik yapma fikri var aklımda..bakalım..

Herkese keyifli bir haftasonu diliyorum.
Sevgiler..
http://connect.facebook.net/tr_TR/all.js#xfbml=1";

22 Ağustos 2014 Cuma

Uçansu Şelalesi

Yaklaşık 10 gün önce Hürriyet gazetesinin Akdeniz ekinde bir fotoğraf dikkatimi çekti.
"Bu şelaleyi görmeden Antalya'dan dönmeyin" diye sesleniyordu tatilcilere..

Fakat atladıkları birşey vardı: sadece tatilciler değil, Antalya'da yaşayanların da büyük bölümünün Uçansu Şelalesi'ni bildiğinden emin değilim..
Nitekim, gerek Instagram'dan, gerekse Facebook'tan gelen tepkilerden düşüncemde haklı olduğumu anladım; Antalya'da yaşayanların büyük bölümü Uçansu'yu bilmiyor..

Uçansu Şelalesi Serik'e gelmeden bir orman içinde..
Tarifini yapmak biraz zor ancak Gebiz Köyü'ne vardığınızda yolu sorun, tarif ediyorlar.

Eğer tatil amaçlı buralara yolunuz düştüyse ya da Antalya'da yaşıyorsanız, Uçansu Şelalesi keyifli bir haftasonu etkinliği olabilir..
Üstelik suya girmek serbest;)
 Hayatında ilk kez şelale gören -Kurşunlu'ya gittiğinde çok küçüktü- Selim Efe çok mutluydu:)

 Uçansu'da sadece tek bir işletme var, o da sadece turist gruplarına öğle yemeği veriyor.
Dilerseniz kafeden içecek alabilirsiniz ancak hepsi bu kadarla sınırlı..aç gitmeyin ya da yanınızda yiyecek birşeyler bulundurun derim.
Herkese keyifli bir haftasonu diliyorum..
Sevgiler
http://connect.facebook.net/tr_TR/all.js#xfbml=1";
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...