22 Temmuz 2014 Salı

Adrasan


Antalya'da yaşamanın en keyifli yanlarından biri, haftasonu kaçamak yapmak için çokça rotanızın olması..Kaş, Demre, Çıralı, Olympos, Side, Alanya, Kemer..liste uzar da uzar..

Adrasan da bu kaçış noktalarından biri.
Antalya'da yaşayanlar Adrasan gibi yerlere haftasonu kaçarlar. Tüm hafta yaşanan yoğun iş temposundan sonra Cumartesi yolcululuk başlar.
Yolculuk derken, çok uzun bir süreden bahsettiğim sanılmasın..Antalya'dan Adrasan'a 1,5-2 saatte varabilirsiniz. Bu tabii bizim gibi Lara tarafında oturanlar için verilen süre, Konyaaltı tarafında oturanlar çok daha kısa sürede Adrasan'a varırlar.

Geçenlerde size Adrasan'da çıkan yangından bahsetmiştim.
O günden beri bu güzel yörenin ne halde olduğunu merak ediyordum..
Çok şükür ki, yeşil alanın büyük bölümü hala yerinde..ama gönül isterdi ki, tek bir ağaca bile zarar gelmesin..

Facebook sayfamızda söz verdiğim gibi, sizleri bolca Adrasan fotoğrafı ile başbaşa bırakıyorum..
 İşte yanan bölge..
 Bu sevimli arkadaş sürekli yanımdaydı:)
Sevgili konformist oğlum dalgasız deniz sevdiği için (!!) Adrasan'da keyfi oldukça yerindeydi
Adrasan'ın dere kısmına böyle sevimli restoranlar kurmuşlar..
Adrasan'da gün batımı..
http://connect.facebook.net/tr_TR/all.js#xfbml=1";

18 Temmuz 2014 Cuma

Organik

Köyden döneli bir hafta oldu ama oralarla ilgili yazacaklarım hala bitmedi..
Yani bu konuyu yazmasam olmazdı, önemliydi çünkü..
Sadece benim için önemli değil, bugünlerde hepimiz için önemli..

Son zamanlarda haberleri pek izlediğim söylenemez..çünkü olan biteni gerçekten sinirlerim kaldırmıyor..
Televizyonla da çok işim yok..sadece film kanallarında güzel bir film varsa onu izlemeyi tercih ediyorum, arada da WTC (World Travel Channel) İz TV ya da TV5 izliyorum...bir de son zamanlarda  denk geldikçe sağlık ve yemek programlarına göz atar oldum. 

Bu yemek ve sağlık programlarında en çok konuşulan konulardan biri de kanser türleri, obezite ve yediklerimizin etkisi...bir organik beslenmedir, almış başını gidiyor..

Yediklerimizin kanserle gerçekten ilgisi var mı -hayatında hiç sigara içmemiş bir adam da akciğer ya da gırtlak kanseri olabildiğinden, bu konuda kafam biraz karışık) bilmiyorum ama obeziteyle oldukça yakından ilişkili olduğu kesin..

Geçen hafta köydeki en keyifli şeylerden biri de, bahçede ekili biber, taze soğan, bakla, marul gibi besinleri toplayıp tüketmekti.
Benim için ilginç olan kısım ise, bir şehir çocuğu olarak her zaman tüketip te yapraklarını hiç tanımadığım bitkileri yakından incelemek oldu:)

Köydeki evin bahçesinin bir kısmında marul, domates, biber, vs..ekili..
Bakın bu bir fındık ağacı.. (yani buradaki "bakın"ı benim gibi bilmeyenler için söylüyorum:)))
Ah bu soğan bitkisinin bu kadar zarif ve güzel olabileceği hiç aklıma gelmezdi..
Dalından topladığımız biberler..bizim bahçeninkiler pek acıydı ama yine de yemekten kendimizi alamadık..
Bezelye..
Baklaların güzelliğine bakar mısınız..yemeği nasıl da lezzetli oldu..
Mini maydanoz tarlası:)
Hayatım İzmir ve Antalya gibi sebze/meyve yönünden zengin olmakla kalmayıp, bir de en tazesini, yeşilini bulabildiğim şehirlerde geçtiği için, bugüne dek beslenmeyi çok ta dert etmedim...yukarıda paylaştığım sebzelerin kalite olarak neredeyse aynısını İzmir ya da Antalya'da bulmak çok kolay..ama diğer şehirlerde durum nasıl, bilmiyorum..
Sizler sebze/meyve alışverişini nasıl yapıyorsunuz? 
Semt pazarlarından mı, marketlerden mi, yoksa organik pazarlardan mı..

Sevgiler
http://connect.facebook.net/tr_TR/all.js#xfbml=1";

15 Temmuz 2014 Salı

Safranbolu

Köy dönüşünden bu yana hala toparlanamadık..
Önce haftalardır ortalıkta "alerjik sinüzit" olarak dolaştım, öksürükler bir türlü bitmek bilmeyince bir başka doktora kontrole gittim..öğrendim ki bronşitmişim..doktorun verdiği ilaçlar birkaç günde etkisini gösterdi, şimdi çok daha iyiyim..

Dün akşam ise dostlarımdan biri geldi..
Kendisinden bu yazıda bahsetmiştim..
Dün akşamdan beri muhabbet bitmek bilmedi -sakın şikayetçi olduğum düşünülmesin, bilakis, çok mutluyum- işte bu sebepten sizleri biraz ihmal ettim, Safranbolu yazısı da bu vakte kaldı..

Evettt, ner'de kalmıştık?
Bir önceki yazıda kayınpederimin köyünden bahsetmiştim size..
Safranbolu Karakuzu köyüne 1,5 saatlik mesafede (aslında daha yakın ama yol çok fena:/) 
Bir sabah erkenden kalkıp soluğu Safranbolu'da aldık..

Safranbolu doğasını, tarihini, yeşilini ve güleryüzünü korumuş nadir yerlerden..çok beğendim.

Barcelona'da Parc Güell'in alt kısmını hatırlattı burası bana..ancak buraya Gaudi'nin değil, doğanın eli değmiş, müthiş.
 Yeşil Safranbolu..
 Eskiden Musevi bir doktora ait olan bu Safranbolu evi, şimdilerde müze olarak kullanılıyor..içeride ışık çok fazla müsait olmadığından sadece tavanı çekebildim..tavanın zarifliğine bakar mısınız..
 Evlerin pekçoğu artık butik otel ve pansiyon olarak kullanılsa da, bu evlerde hala yaşayanlar da var..
 Selim Efe bu geziden çok keyif aldı :)
Evlerin pekçoğunun nefis kapıları var..
 Tokatlı Kanyonu'na bayıldım, muhteşem..
 Kanyonun tam ortasında "Kristal Teras" yapmışlar..ben çok güvenip çıkamadım platforma, sadece şöyle bakıp geldim:) Ama 70'lik annem çıktığı yetmiyormuş gibi, bir de aşağıdaki manzaranın fotoğrafını çekti:/
Safranbolu Unesco Dünya Mirasları Listesi'nde..
 Şu mübarek Ramazan ayında oruç tutan her okurumdan ayrı özür diliyorum ancak belirtmem lazım..
Safranbolu'nun yemekleri gerçekten çok leziz..
Bayramda buralara tatile gitmeyi düşünen varsa Safranbolu Bükmesi'ni bilhassa tavsiye ederim.

Bu yemeğin adı "Kuyu Kebabı"
Kuzu etli olmasına rağmen oldukça hafif bir yemek..
 Safranbolu Bükmesi işte bu..içinde kavrulmuş pazı, soğan ve kıyma var..
Ev yapımı baklavayı sıcak olarak servis ediyorlar..
Bir sonraki yazıda size tanık olduğum gerçek organik yaşamdan bahsetmek istiyorum..
Sevgiler
http://connect.facebook.net/tr_TR/all.js#xfbml=1";

11 Temmuz 2014 Cuma

Karakuzu

 Evettt, tatil sona erdi, köyümüze geri döndük..
"Köyümüze" derken, aslında köyden geri döndüm..bizim köy Antalya biliyorsunuz..

1 hafta boyunca kaldığımız yer ise, kayınpederimin köyü..
Eşimin ailesi İstanbul'da yaşıyor ancak son 2 yıldır yaz aylarını Çankırı'ya bağlı Karakuzu köyünde geçiriyorlar.
Sanırım bu insanın doğasında var; nerede yaşarsak yaşayalım, bir süre sonra doğduğumuz, büyüdüğümüz, bağlı olduğumuz topraklara geri dönmek istiyoruz..bunun örneğini çevremde çok gördüm, kayınpederim de bu örneklerden biri..
İleriki yaşlarımda ben de İzmir'e dönmek ister miyim, bilmiyorum..

Geçen sene köye ilk seyahatimi bu yazıda anlatmıştım.
Ancak o zamanlar fotoğraf makinesi ile aram iyi olmadığından fotoğrafları cep telefonuyla çektiğim yetmiyormuş gibi, bir de berbat filtreler uygulamıştım..bu sefer sadece fotoğraf makinesi kullandım.

Karakuzu aslında Çankırı'dan çok Kastamonu'ya bağlı bir köy gibi..Çankırı'ya oldukça uzak ancak Kastamonu ile sınır..
Burası pek Ege köylerine benzemiyor, hayat durmuş gibi..en güzel yanı ise, Antalya sıcaklığının çok ama çok altında olması...ve nem yok:)
Bizim ev burası..
Instagram'da sizlerle paylaştığım fotoğrafların bir bölümünü konakladığım üst kattan çektim.
 Arka komşumuzun bahçesi..
Burada yetişen erik bildiğimiz eriklerden biraz farklı..tadı ekşimsi ama çok lezzetli..
 Köydeki bu köprü artık kullanılmıyor.
Selim Efe için bu köy macerası güzel oldu; hem kuzenleriyle buluştu, hem de sadece kitaplarda gördüğü hayvanları yakından görme fırsatı yakaladı.

Selim Efe'nin kuzini Elif:)
Hepimize mutlu bir haftasonu olsun..
Sevgiler



http://connect.facebook.net/tr_TR/all.js#xfbml=1";
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...