Kayıtlar

Le Roi Charles*

Resim
*Le Roi Charles (lö rua Şarl) Kral Şarl yani, ki gerçekten benim için öyle..sadece benim için değil aslında, pekçok Fransız ya da hayatında Fransızca olan pekçok kişi için..
 Önceki gün ilk Carla Bruni'nin paylaşımında gördüm, sonra Le Figaro, Paris Match, Vincent Cassel,vs..hepsi artçı deprem gibi anlatmaya başladılar Aznavour'un 94 yaşında gelen ölümünü..
Duyduğum an içim buruldu, gözlerim doldu. Çünkü Charles Aznavour benim ilk Fransızca öğrenmeye başladığım zamanlar demek, sonra gençliğim demek, yıllar önceki ilk Paris seyahatim demek, nefis anılar demek, sonra 40'lara adımımı attığımda "Hier Encore" u daha farklı duygularla dinlemem demek..
Evet My Way harika bir şarkıdır -ki o şarkının da orijinali bir başka Fransız Claude François'ya aittir, şarkının orijinal adı Comme D'habitude'tür- ama Hier Encore daha da harika bir şarkıdır, enfestir. 20'li yaşlarda keyifle dinlersiniz, 40'larda ise gençlik yavaştan biter, artık zaman geçmiştir, bambaş…

Dönüş

Resim
Uzun süre boş sayfaya bakıp durdum, nasıl başlayacağımı bilemedim çünkü. Aslında blog yazmak ta yemek yapmak gibi, pratik yaptıkça daha kolay ilerliyor işler.. Baktım yazmayalı neredeyse 1 sene olmuş.
2016'dan bu yana yaşadıklarımı az çok biliyorsunuz.  Antalya sayfası kapandı, 11 yıl sonra yeniden İzmir'e dönüldü. Yeniden atölye kur, ev taşı, oğlanın eğitim işlerini ve düzen ayarla derken 2 yıl geçti.
Benim gibi "yeniden başlayanlar" var mı aramızda bilmiyorum ama beni en iyi onlar anlar:şu 2 yıl nasıl geçti, anlamadım..sanki bir rüzgar çıktı, oradan oraya sürüklendim, bir yerlere tutunup güvende olmaya çalıştım, "rüzgar bir dinsin de herşeyi yoluna koyayım, kafamdaki düzene geçeyim" dedim..hala da bu sürüklenme devam ediyor, entresan bir geçiş dönemindeyim.

Hani "yeni blog" Instagram ya, onun üzerinden konuşayım: Instagram'da eskisi kadar sık paylaşım yapmamamın sebebi bu aralar yaşadıklarım ya da sürüklenişim değil, çünkü ben zaten paylaştığım …

Antalya İzmir'e karşı

Resim
Evet, ne diyorduk? Karşılaştırma diyorduk.. Madde madde gideceğim, daha kolay okuyabilesiniz diye..

-Antalya tam anlamıyla bir doğa harikası..Hatta 10 yıl önce gittiğimde daha da bakirdi, nefisti..Çevresinde Kaş'tan Kekova'ya, Kale Köyü'nden Phaselis'e, Adrasan'dan Çıralı'ya cennet köşeler var..Çeşme, Seferihisar, Foça, vs eğlencelidir, güzeldir ama Antalya'daki doğa güzelliğiyle yarışamaz..Alaçatı'ya bayılanlar bir de Kaş'ı görmeli..Kaş'ın denizinden bahsetmiyorum bile, zümrüt rengi..Alaçatı'da rüzgardan denize giremezsiniz, sörf yapıyorsanız o başka tabii:) 
-Biraz nüfusla da bağlantılıdır ama Antalya'nın sokakları pırıl pırıl..şehir içinde heryer park, heryer yeşillik..bizim mahallede kaç tane park vardı, hatırlamıyorum..köprüler, geçitler yaptılar son birkaç yıldır, o geçitlerin köprülerin ayaklarına bile sarmaşık sardılar!İzmir sokakları için aynı temizlikten bahsedemeyeceğim..herşey belediyeden beklenmemeli, önce herkes kendi kapı…

İzmir Antalya'ya karşı:)

Resim
O kadar kopmuşum ki blogtan, başlık ne koyacağımı bile düşündüm..eskiden şıp diye aklıma gelir, kısa  sürede de yazıyı tamamlayıverirdim, tamamen pratikle ilgili..İlk aklıma gelen başlık ta İzmir vs Antalya oldu:)) Hani boks maçlarında olur ya "bilmem kim, bilmem kime karşı" diye, işte öyle birşey:))Herzaman ilk akla gelen iyidir, daha samimidir..
İzmir'e taşındıktan sonra Instagram üzerinden bana en çok gelen soru İzmir'de nerede oturduğum ve bu şehirde yaşamaktan memnun olup olmadığımdı..
Öncelikle belirteyim: İzmir Bornova'da oturuyorum. Bizim bölge Erzene Mahallesi diye geçiyor. Önceden kirada oturduğum ev ise Bornova'nın tam kalbinde, Büyükpark'ın karşısındaydı. Şimdiki oturduğum mahalleyi ise sessiz, yeşil ve otopark sıkıntısı olmadığı için tercih ettim. Ben aslında Göztepe'de büyüdüm, orada oturmaya niyetlendim en başlarda..ama Bornova'dan sonra o kadar ağaçsız, gri ve içiçe geldi ki, oradan ev almak istemedim..Bornova'nın benim için tek …

Eve sığma sorunsalı

Resim
Evettt, ner'de kalmıştık? Taşındık diyordum.. Taşındık ama hala kendimize gelemedik desem.. Çok sevdiğimiz bir aile dostumuz hep söyler "3-4 aydan önce tam anlamıyla yerleşilmez, ev düzeni oturmaz" diye..yine onun dediği gibi oldu, ancak kendimize gelmeye başladık.
Önce yıllarca oturduğum ve alışık olduğum Hatay, Göztepe taraflarına baktık. Ama ne yazık ki artan nüfustan oralar da nasibini almış…araba parkedecek yer bulmak ciddi mesele, zaten sokaklar da fena dardır orada, sahile adımbaşı açılan nargileciler de tüy dikmiş üstüne.. 
Sonra birgün bir iş için Bornova'ya gittik. Bornova benim hiç ama hiç bilmediğim bir semtti. İzmirliler ne demek istediğimi anlayacaklardır, bir Göztepeli Bornova'yı pek bilmez..KSK'yı da bilmez..Karşıyakalılar da bu iki semti bilmez..Alsancaklılar hiçbirini bilmez çünkü onlar en merkezde otururlar:))  Neyse.. Gittiğimiz yere bayıldık..İzmir'in en sevmediğim özelliği fazla "ağaçsız" oluşu ama bu gittiğimiz yer yemyeşildi, old…

Yeni hayat

Resim
Dünya çok hızlı dönüyor son birkaç yıldır.. Facebook devrini doldurdu bile, eskisi kadar ilgi çekmiyor..artık insanlar ya Twitter ya da Instagram tercih ediyorlar..muhtemelen onların da devri birgün bitecek, başka platformlar keşfedilecek..
Instagram'da anlık ve kısa paylaşım hem çok keyifli,hem pratik ama uzun yazılara çok elverişli değil, orada insanlar daha az yazı, daha çok fotoğraf görmeyi tercih ediyorlar. 
Bloglar devrini kapattı mı bilmiyorum ama bana hala başına gelenleri, hissettiklerini anlatabildiğin en samimi mecra gibi geliyor..bir de buraya yazdıklarımın oğluma da anı olarak kalacağı düşüncesi işin bonusu..
Taşınma maceramızın başında blogta anlatacağımı duyurmuştum Instagram'dan ama bir türlü fırsat olmadı, ta ki uykumun tutmadığı bu geceye kadar..
Eski takipçiler az çok hikayeme aşinalar ama ben en baştan kısaca geçeyim: 2005 yılının ikinci yarısında bir Fransız tur operatörünün teklifi üzerine tüm hayatımı geçirdiğim İzmir'i bırakıp Antalya'ya göç ettim. İlk…

Sonbahar

Resim
Antalya'nın yazı genelde Ekim sonuna doğru biter ama bu sene sonbahar erken gelecek gibi..bugün ilk yağmurumuz yağdı, hem de ne yağmur.. Şikayetçi miyim? Asla. Çünkü ben tam bir sonbahar kızıyım.
Eskiden yazı da çok ama çok severdim. Tabii o zamanlar Antalya gibi nemi bol, Temmuz/Ağustos aylarında akşamları dahi klimalı ortamlarda pineklediğimiz bir şehirde yaşamıyordum, yaz akşamları sokakta geçerdi..bu sebepten son zamanlarda sonbahar açık ara öne geçmeye başladı benim için..
Yaz bitti diye üzülenlere sonbaharı sevdirecek birkaç sebebim var:
-En sevdiğim sebep: sinema sezonu başlıyor! Sezon Brigitte Jones'un son macerası ile başlamış -henüz izlemedim- bakalım ne filmler olacak bu sezon, heyecanlıyım!
-Açık havada spor. Spor salonlarına çok bayılmadığımı söylemeliyim! Zaten yıllardır salonlara sevimli bakmaya çalışan bünyem bu sene iflas etti, bir kere bile gitmedim salona! Açık havada uzun yürüyüşler yapmayı çok seviyorum, şimdi tam zamanı!
-Bol balık! Evet deniz ürünlerine bayılıyo…