28 Eylül 2012 Cuma

Leopar ilginç bir desen, ya çok seviliyor ya da nefret ediliyor..
Leopar denince "sağol ben almayayım, çok vamp" diyene çok rastladım, halbuki ben çok severim.

Yalnız baştan sonra leopar giyilmesinden pek hazetmiyorum, benim tercihim tek bir parçanın leopar olması...o tek parça tercihim de genelde aksesuardan yana oluyor. Zaten doğru/yanlış leopar kullanımı ile bir anda şık ya da rüküş olabilirsiniz. 

Bu desen zaman zaman moda olur ama aslında modası hiç geçmez..son birkaç yıldır da revaçta olmasından fazlasıyla memnunum çünkü bu desende aksesuar ve kıyafet bulmak daha kolay oluyor:-) O anda ihtiyacım olmasa bile, bilhassa bu tip aksesuarlar indirime girdiğinde mutlaka edinmeye çalışıyorum çünkü leopar desen her daim klasiktir, asla modası geçmez.

Her ne kadar sadece siyah ve kırmızıyla yakıştığı düşünülse de, leopar deseni tek bir yerde kullanmak şartıyla, her renkle kombin edebilirsiniz. Ben pek cesaret edemesem de, leopar deseni kırmızı rujla tamamlayabilirsiniz, nefis durur:-)

Sizler için seçtiğim leopar desen örnekleri:
Önce birkaç kombin örneği...hepsinde de leopar doğru şekilde kullanılmış, hiçbiri Süreyya Yalçın'a benzemiyor:-))




Şimdi de en sevdiğim bölüm...aksesuarlar..
Bu gözlük çerçevelerinin hepsi birbirinden güzel..





Bu tip bir sneaker ayakkabı almayı düşünüyorum ama henüz bulamadım..



Topuklu ayakkabıda nasıl durduğunu söylememe gerek yok sanırım..muhteşemler..


Leopar meraklısı olup ta bu desende babet/loafer ayakkabı olmayan var mıdır, merak ediyorum:-)
Hem çok rahatlar, hem de çok şık duruyorlar..



Taba, kırmızı, siyah, yeşil, vs.. farketmez..her renk kıyafet ile harika durur bu aksesuarlar..






Bu da benim gibi bir saat delisinin hayallerini süsleyecek cinsten..:-)

Yalnız kıyafette leopar deseni bu kadar çok seven ben, sözkonusu dekorasyon olunca, koltuğumun, yastığımın ya da koltuk şalımın leopar olmasını tercih etmem, bana çok itici ve rahatsız edici geliyor:-) Evler mümkün mertebe açık tonlarda olmalı, huzur vermeli..

26 Eylül 2012 Çarşamba

, , , , , , , ,

Motorcu Ceketleri

Henüz buraya kış gelmediğinden olsa gerek, kış modası ile ilgili yazılarım sekteye uğradı:-)
Biz ayıptır söylemesi, hala burada denize girip, temmuz/ağustosta fırsat bulamadığımız bronzlaşma işlerine devam ediyoruz:-) Yeni sezon modası ancak mağazaları gezince aklımıza geliyor..

Kış sezonunda neler olduğunu dergilerden takip ediyorum, henüz uzun uzun vitrin gezme fırsatım pek olmadı. Sanırım bunda henüz dilediğim kiloya inmemiş olmamın etkisi de büyük..İdeal kiloma düşmeden ihtiyacım dışında birşey almayı düşünmüyorum açıkçası..

Bir de ben son zamanlarda alışveriş yaparken modası geçmeyecek parçalar almayı tercih ediyorum; mesela siyah bir elbise, jean pantalon, beyaz gömlek, çiçekli elbise, kalem etek, jean ceket, basic kesim t-shirt, kazak,v.s..Bu konuda da Massimo Dutti ve İpekyol'u çok beğeniyorum, birkaç moda parça dışında, genellikle zamansız, modası geçmeyecek ürünler tasarlıyorlar..

Birkaç sezondur modası geçti, geçiyor, geçecek derken, motorcu deri ceketler yine moda...Bana kalırsa modeli nasıl olursa olsun, tıpkı trençkotlar gibi, deri ceketlerin de modası geçmemeli zaten..seviyoruz!:-) Bu ceketleri elbise, pantalon, etek, şalvar..kısacası hemen hemen herşey ile kombin edebilirsiniz..

Bunlar da beğendiğim motorcu ceket modelleri..
Sanırım bu modele en çok siyah renk yakışıyor..mesela ben bu kırmızıyı pek beğenmedim:/
Ve işte bu da favorim! Sarah Jessica Parker'ın giydiği de çok hoş (ilk fotoğraf) ama bu gerçekten çok güzel, bunu çok sevdim!

24 Eylül 2012 Pazartesi

, , ,

Doğumgünü Yazısı


Bugün benim doğumgünüm... Çoğu insana göre çok ta iç açıcı bir yaşta sayılmam, 1975 doğumluyum:) Yaşımı yıllar önce hesaplamayı bıraktığım için, kaç yaşında olduğumu (36 mı 37 mi polemiği var bizde) bilmiyorum, sorana doğum tarihimi söylüyorum:-)

Bana sorarsanız, bu yaşlar en güzel yaşlarım...Size bir sır vereyim mi, asla 20'li yaşlara geri dönmek istemem, çünkü o dönemler herşeyin en belirsiz olduğu, en çok hatanın yapıldığı dönemlerdi:-) Şimdi ise, ne istediğimi biliyorum, hayatımda herşey bir düzene girdi, hataları tekrarlamayı bıraktım, affetmeyi öğrendim, nefes aldığım her günün değerini daha iyi biliyorum ve en güzeli kocaman bir ailem var!


Siz yapar mısınız bilmem ama benim doğumgünlerim geçmişe ve geleceğe bakıştır..geleceğin bilinmezliğinin yanında geçmişin muhasebesini yaparım, yanlışlarım varsa, düzeltip daha iyi bir insan olmaya çabalarım ve en güzeli de bugüne kadar sahip olduklarım için şükreder, olmasını istediklerim için de ayrıca dua ederim!:-)

Bugün susmayan telefonumdan, sonu gelmeyen mesajlardan ve facebook sayfama gelen güzel iletilerden anladım ki, feci şanslıyım! Ne mutlu bana, harika bir ailem, arkadaşlarım, dostlarım var! İyi ki bir şekilde hayatıma girmişler, iyi ki varlar..Hepsinden de önemlisi bu dünyadaki en önemli dayanağım, dostum, hayat arkadaşım, eşim ve bi'tanecik oğlum..Sağlıklı ve huzurluyum, bundan daha başka ne isterim ki..

Bugün mum söndürürken dileyeceklerim ise, eşim, oğlum ve tüm ailemle huzur, sağlık ve bereket içinde yaşamaya devam edeyim, keyifli, bol kahkahalı, neşeli dost sofraları daha sık olsun, bu sene ideal kiloma ulaşabileyim ve hep öyle kalayım, daha çok okuyup, daha çok seyahat edebileyim, Fransızca ile daha fazla haşır neşir olayım, daha çok seveyim ve sevileyim..ve hayatta herşeyi akışına bırakmayı öğrenip, olgunlukla karşılamayı öğreneyim..

Yaşı boşverin, ruhlarımızın hep genç kalması dileğiyle..

Veda etmeden, yine bir şarkı..bu kez kendim için:-)

22 Eylül 2012 Cumartesi

Bu aralar Antalya'nın en güzel zamanları..
Hava soğuk değildir, Temmuz/Ağustos sıcağı da gitmiştir, denizin ılık suyunda keyifle yüzersiniz (her ne kadar Antalyalılar için şu anki su soğuk olsa da, bizim gibi Çeşme/Bodrum/Foça'nın suyunda büyümüş Egeliler için muhteşem bir deniz:-))
Yani sizin anlayacağınız, bu aralar Antalya için deniz zamanı..

Eşim son zamanlarda çok yoğun çalıştığından, perşembe günü işe gitmedi. Program yapmakta hiç zorlanmadık, zira istikamet belliydi: benim sürekli spor yaptığım otelin plajı..

Dün İstanbullu arkadaşlarımdan havanın yağmurlu olduğunu duydum...ve bir kere daha Antalya gibi bir cennette yaşadığıma şükrettim:-) Oralarda yağmur yağarken biz burada güneşlenip, harika denizin tadını çıkarıyorduk:-) Şaka bir yana, aslında ne kadar güzel bir ülkede yaşadığımızın da en güzel kanıtı bu bence; bir yerde sonbahar, bir yerde kış başladı başlayacak, diğer yerde hala yaz yaşanıyor..

Sonbaharın yaşandığı diğer tüm yerlerde, bakan herkesin içi açılsın diye, sizler için çektiğim fotoğrafları paylaşmak istiyorum..

Bitirmeden önce şarkımız faslımız var tabii, şarkımız eşliğinde fotoğraflara göz atabilirsiniz..
Mutlu, huzur dolu, sevdiklerinizle dopdolu bir haftasonu geçirmeniz dileğiyle..



Plaja ulaşmak için böyle bir tünelden geçiyorsunuz, özellikle Temmuz/Ağustos ayında bu uzun tünelde yürümeyi çok seviyorum:-)
Ve deniz göründü:-)
Bu görmüş olduğunuz güneş (pazarlamacılar gibi oldu:-)) sadece 1 saat içinde bronzlaşmayı bir türlü beceremeyen eşimin suratına bir renk getirdi:-))
Sanırım denizin pırıl pırıl olduğunu söylememe gerek yok:-)
Dalış sporlarıyla ilgilenenler için bir bölüm de oluşturulmuş..
Artık öğrendiniz, Türk kahvesi benim olmazsa olmazım:-)
Ve tabii ki Türk kahveleri bu manzaraya karşı içildi..

19 Eylül 2012 Çarşamba

Sanırım ilkokul 3. sınıftaydım, Asuman diye bir arkadaşım vardı.
İkimiz de verilen harçlıkları biriktirirdik, harcama zamanı gelince de o oyuncakçıya, ben ise kırtasiyeye giderdim, kitap almak için..O zamanlar şimdiki kadar şık kitabevleri yoktu, kitap ihtiyacımızı kırtasiyelerden karşılardık. Bu açıdan oğlumun çok şanslı olduğunu düşünüyorum, eğer o da anne ve babası gibi iyi bir okur olursa, kitabevi seçeneği çok..

Selim Efe'nin kitaplarla macerası önce dağıtarak başladı geçen sene...Bu surat ifadesi ise benim bu dağıtma işine "hayır" dememden kaynaklanıyor:-)
Sonra kendi kitaplarıyla takılmaya başladı:-)
Ama yine bizim kitapları dökmeye devam etti:-))
O zaman yeni evimize taşınmamıştık, bir kitaplık almak istemedik, bekledik...ama kesinlikle biliyordum ki, bundan sonra alacağım kitaplık kesinlikle kapaklı olacaktı; hem Selim Efe dağıtmasın diye, hem de sürekli tozlanan kitaplarla uğraşmamak için:-)

Taşınırken kitaplık almaktan vazgeçtim, misafir odasında girintili bir duvar vardı, orası için bir kitaplık modeli çizmeye karar verdim, sağolsun mobilyacımız Ferdi Bey de temiz iş çıkardı ortaya..
Bu bizim kitaplığın genel görünüşü...
beyaz kitaplık
Böyle küçük göründüğüne bakmayın, çünkü içi oldukça derin, 2-3 sıra kitabı rahat alıyor..
beyaz kitaplık

beyaz kitaplık
Şimdilik pek fazla okumadıklarımı dip tarafa depoladım, ileride salona da bir kitaplık yaptırmayı düşünüyorum, o zaman bir bölümünü salona taşırım sanırım..

Salon için nasıl bir model yaptıracağıma karar vermedim henüz ama dönem dönem kitaplık modellerine göz atıyorum..O zamana kadar Selim Efe biraz daha büyümüş olur, kapaklı bir model seçer miyim bilmiyorum..belki fotoğraf çerçevelerimizi de koyabileceğimiz kapaksız bir kitaplık olur..

Evine kitaplık yaptırmayı düşünenler için birkaç sevdiğim kitaplık modelini derleyip sizlerle paylaşmak istedim.. Kapaklı modellerde toz derdi olmuyor, üstelik alt kısım benimki gibi kapaklı olursa ortalıkta kalabalık yapan ıvır zıvırlarınızı da depolayabilirsiniz;)
Modern tarz ilgimi çekmese de, bu kitaplıklar gerçekten çok güzel..
Endüstriyel tarzı seviyorsanız, bu tip bir kitaplık sizin için biçilmiş kaftan olabilir..
Evinde kitaplık için yer olmayanlar, merdiven altlarını da kitaplık olarak değerlendirebilir..
Daha önce de antre konusunda bahsetmiştim, yeri olmayanlar girişi de kitaplık olarak değerlendirebilir..
Bizim salonda belki bu tip birşey güzel olabilir..
Bunlar da çocuğunuzun ufak odası için güzel çözümler..
Renk olarak beyaz ve kahverengiden sıkılanlara farklı bir alternatif:-)
Ve bunlar da diğer muhteşem kitaplıklar..bayıldım..

Ben kimim?

Ben kimim?
Bu kız İzmir/Paris/Antalya hattını, sıcakkanlı insanları, Amelie Poulain tarzı iyimserliği, seyahati, daha çok seyahati, Fransızca'yı, şansonları, edebiyatı, country mutfakları, antika eşyaları, dekorasyonda beyazla diğer her rengi karıştırmayı, midye, boyoz ve tüm deniz mahsullerini, modayı, dost ortamına hazırlanan keyifli sofraları, estetiği, naneli dondurma başta olmak üzere naneli olan her ürünü, İtalya'yı, bleu/blanc çılgınlığını, toile de jouy'nin büyüsünü, sanatı, yazı, naneli americano tadını, yarenle içilen sakızlı Türk Kahvesi'ni, yeşil çayı sever.

Instagram

Facebook

Iletişim

smyrnetalyaa@gmail.com

Follow by Email