27 Ekim 2017 Cuma

Antalya İzmir'e karşı

Evet, ne diyorduk?
Karşılaştırma diyorduk..
Madde madde gideceğim, daha kolay okuyabilesiniz diye..


-Antalya tam anlamıyla bir doğa harikası..Hatta 10 yıl önce gittiğimde daha da bakirdi, nefisti..Çevresinde Kaş'tan Kekova'ya, Kale Köyü'nden Phaselis'e, Adrasan'dan Çıralı'ya cennet köşeler var..Çeşme, Seferihisar, Foça, vs eğlencelidir, güzeldir ama Antalya'daki doğa güzelliğiyle yarışamaz..Alaçatı'ya bayılanlar bir de Kaş'ı görmeli..Kaş'ın denizinden bahsetmiyorum bile, zümrüt rengi..Alaçatı'da rüzgardan denize giremezsiniz, sörf yapıyorsanız o başka tabii:) 

-Biraz nüfusla da bağlantılıdır ama Antalya'nın sokakları pırıl pırıl..şehir içinde heryer park, heryer yeşillik..bizim mahallede kaç tane park vardı, hatırlamıyorum..köprüler, geçitler yaptılar son birkaç yıldır, o geçitlerin köprülerin ayaklarına bile sarmaşık sardılar!İzmir sokakları için aynı temizlikten bahsedemeyeceğim..herşey belediyeden beklenmemeli, önce herkes kendi kapısının önünü temizlemekle başlamalı işe..bir de içinde yaşayan herkes İzmir'e olan aşkından bahsedip duruyor, madem bu kadar aşıksınız bu şehre, neden çöpünüzü sokağa atıyorsunuz kardeşim??

-Hava durumunu takip ettiğinizde iki şehrin dereceleri hep aynı gibidir ama kazın ayağı öyle değil...Antalya'da fenalık geçirten bir nem var..öyle böyle değil..duş alıyorsun mesela, dışarı çıkıyorsun, en fazla 5 dakika sonra yapış yapışsın, zaten yazın tişört giymek mümkün değil Antalya'da, hep askılı bol elbiseler, en rahatı bu..İzmir sıcaktır ama asla Antalya kadar nem olmaz, akşamları eser..bazen durur hava ama yine de eser..geceleri Antalya'da klimasız uyumak neredeyse imkansız gibidir ama İzmir'de tüm yaz çok nadir klima açarsınız, belki bir 15-20 gün falan..Antalya'da herkesin evinde en az bir klima vardır, o klimalar da genellikle Haziran ayından itibaren 7/24 çalışmaya başlar, Eylül sonuna kadar öyle devam eder..Kışın İzmir sert geçer, kışı soğuktur..Antalya'da bir deri ceketle tüm kışı geçirebilirsiniz, klimayla evinizi ısıtabilirsiniz.Eylül'den sonra İzmir'de pek denize giremezsiniz, Antalya'da ise en güzel deniz zamanı Eylül/Ekim aylarıdır.

-Yıllarca turizm yaptık ya, bir de profesyonel gözle otelleri karşılaştıralım: sadece İzmir değil, Ege bölgesindeki pekçok otel vasatın üzerinde..Antalya'da ise Türkiye'nin en konforlu ve lüks otelleri var..Çok sıcağa gelemiyorsanız, Mayıs/Haziran ya da Eylül/Ekim aylarında mutlaka Antalya'da lüks bir otelde birkaç gün de olsa kalmanızı tavsiye ederim..aklınızın alamayacağı kadar konforu oradaki otellerde bulursunuz. Kaş, Adrasan, Çıralı gibi yerlerde daha çok butik oteller mevcut, 5 ve üzeri yıldızlardaki oteller Belek ve Kemer bölgelerinde mevcut..ha bu arada ülkenin en lüks golf tesisleri de Belek bölgesinde..Belek bölgesinin denizi güzel değildir -Kemer'in suyu harika- ama lüksün dibine vurmuştur..bir anda "amannn otelin açık/kapalı/olimpik havuzları neyime yetmiyor?" derken bulabilirsiniz kendinizi:)

-Antalya'da evler çok büyük ve ciddi ışık alıyor, bilhassa eski yapılanlar..yeni yapılan evler bile 100 metrekare civarı, en küçük ev o civarda sanırım..İzmir'de evler değişiklik gösterir, genelde merkezi bir yerde oturmak istiyorsanız çok büyük evleri unutun..Kordon, KSK sahil, Güzelyalı/Göztepe sahilde büyük evler var ama en fazla 2 penceresi ışık alır..Bizim şu an oturduğumuz gibi yeni bölgelerde evler daha büyük ve daha çok ışık alıyor.

-Antalya'da pek kitapçı yok..Remzi Kitapevi kapandığında kısa süreli bir şok geçirmiştim..Terra City'de enfes büyüklükte bir D&R vardı, o bile kapanmış, daha küçük bir mağaza açmışlar..Bu da şehrin okuma oranını açıklıyor aslında..İzmir'de sadece D&R gibi büyük kitapçılar değil, lokal olanlar da var..yeni açılanlar da var, bu çok hoşuma gidiyor.

-Kaleiçi Antalya'da en sevdiğim bölge..Evleri görseniz çıldırırsınız, güzel ötesi Kaleiçi evleri, rüya gibi..Hele çevre düzenlemesi, peyzaj çalışmaları hiçbir yerde yok bence..Ama Antalyalılar Kaleiçi'ne bir türlü yeterince sahip çıkmıyor..oralarda gezmek yerine AVM'lerde takılmayı tercih ediyorlar..dolayısıyla Kaleiçi de birkaç kaliteli mağaza ve restoran dışında turistlere imitasyon ürün satan bölge olmaktan öte gidemiyor...İzmir'de Kaleiçi gibi biryer olsa, sanırım en yoğun popülasyona sahip bölgelerden biri olurdu, millet sabahlara kadar takılırdı o bölgede..

-İzmir'in insanı: teklifsiz,samimi, gideri fazla, eğlenceye düşkün,ayarı kaçık:) Antalya'nın insanı: daha muhafazakar, daha mesafeli, lükse düşkün, gösteriş sever :)

-İzmir'de mekanlar daha salaş. Antalya'da mekanlar daha gösterişli, daha lüks. Çünkü Antalyalı salaş mekanı pek sevmez. Big Chef gibi bir zincirin bile restoranı Antalya'da inanılmaz gösterişli (özellikle yılbaşı zamanı görmelisiniz:)) 

-Sebze/meyve konusunda iki şehir başabaş gider. İzmir'e özel yiyecekler, Antalya'ya özel yiyecekler var. Mesela İzmir'deki enginarı, otları, midyeyi, kokoreçi Türkiye'nin hiçbir yerinde yiyemezsiniz..Antalya'da iyi kokoreç, midye yoktur -2 kere zehirlendim, sonrasında da vazgeçtim, hep İzmir'e gelişlerimde yedim:))- ama avokadonun en ucuzu ve güzeli, portakalın, turunçgillerin, meyvelerin en alası, barbunyanın en lezzetli hali -Beşkonak Barbunya,efsanedir!- Antalya'dadır..sonra bir piyaz yaparlar -tahinli olur buranın piyazı- aklınızı başından alır..ama deniz ürünü konusunda fostur Antalya, bilhassa karides, ahtapot, kalamar gibi ürünlerde İzmir İstanbul'la yarışır.

-İzmir'de insanlar dobralığına, samimiyetine, eğlenceli olup olmadığına bakarlar, Antalya'da ise önce kıyafetlerine, arabana ve cep telefonuna bakarlar:)

-İzmir'de kızlar gece yarılarına kadar eğlenir, kıyafetler biraz daha frapandır..Antalya'da gece belli bir saatten sonra evinde olan kız makbuldür, en frapan kıyafetleri genelde Ruslar giyer.

-İzmir'de komşuluk gerçekten çok başka..burada yeni taşınana başka şehirden bile gelsen İzmirliler çay, bisküvi, börek, kahve, vs..götürürler ilk gün..Antalya'da böyle birşey pek beklemeyin, çok nadir karşılaşırsınız..Antalya yerlisi genellikle dışarıdan gelenleri çok içine almaz, kendi aralarında görüşmeyi tercih ederler.

-Antalya'da bir mekan 2 yılın üzerinde açık kalmaya devam edebiliyorsa başarılı demektir..en güzel mekanlar bile hemen akabinde kapanabiliyor..İzmir'de öyle değil, çocukluğumdan beri bildiğim mekanlar var, sürekli müdavimleri olan yerler vardır, onlar hep kalırlar, tıpkı yurtdışındaki gibi..

-İzmir'in kızları bakımlıdır derler ama Antalya'yı bence hiç görmemişler:) Sanırım İstanbul'dan sonra en fazla estetik merkezlerine sahip olan bölge Antalya..kadınlar estetiğe, epilasyona, kaş merkezlerine, kuaförlere ciddi para harcıyorlar..kuaförlere gelince, sadece bizim Dedeman bölgesinde 300 civarı kuaför olduğundan bahsetmişlerdi..üstelik hepsi de iş yapıyor..ancak kuaförler oldukça pahalı, 10 TL'ye pek fön çeken yoktu mesela geçen sene..Mesela microblading işlemi Antalya'da 1000-1200 TL civarlarında, İzmir'de ise 300-400 TL civarında...İzmir'de her bütçeye göre kuaför mevcut..

-Antalya'da spor salonu oldukça fazla ve pekçoğu da oldukça lüks..dünyadaki yenilikleri ciddi birşekilde takip ediyorlar, sürekli sıcak hava ve bikini modu olduğu için insanlar fiziklerine daha çok özen gösteriyor..ben bile Antalya'da hiç olmadığım kadar zayıflamıştım..çevrenizdeki pekçok kişi spor yapıyor, sonra yürümek için hep elverişli koşul -Temmuz/Ağustos hariç- var, bir süre sonra hareket etmek zorunluluk değil, alışkanlığınız oluyor. İzmir'de o derece lüks salonlar bir elin parmaklarını geçmez 

-İzmir daha çok yaşayan bir şehir..insanlar sokakta yaşıyor İzmir'de..Antalya'da kış zamanı -o kadar sert geçmediği halde- haftasonu dışında tek insan bulamazsınız sokakta, sanırsınız ölü şehir..İzmir'de yaz/kış sokakta millet..

-İzmirliler yaz aylarında haftasonu yazlıklarına kaçarlar..Yazlıklar nerededir?Tabii ki şehir dışında..Çeşme, Urla, Foça, Karaburun, Balıklıova, Seferihisar, Mordoğan,vs. giderler..Cuma öğleden sonra "Kavimler Göçü" başlar:) Pazar akşamı dönmeye başlar, otoban kilit olur..bazıları akıllılık edip, işlerine Pazartesi günü direkt yazlıktan giderler..Antalya'da ise yazlık kavramı biraz değişik..Lara tarafında oturanlar Konyaaltı'na yazlıklarına gider:) Bilmeyenler için anlatayım: Lara ile Konyaaltı arasındaki mesafe 20 dakika. Lara Falezler üzerine kurulmuştur ama Lara plajlarına 10 dakikada ulaşabilirsiniz, ayrıca falezlerden denize girmek te mümkündür..Konyaaltı ise denize sıfırdır, evlerle denizi ayıran bir yol vardır sadece..eskiden Konyaaltı uzakmış, insanlar Kaleiçi civarında oturup, Konyaaltında da "oba"larda yazı geçirirlermiş, sanırım o zamandan kalan bir alışkanlık Konyaaltı'nda yazlık hikayesi..

-İzmir'in Kemeraltı vardır, Antalya'nın Kapalı Yol ve çevresi..İzmir'deki çeşit Antalya'da yoktur, sonra İzmir'de her bütçeye göre birşey vardır,daha orta direk -gerçi böyle bir sınıf pek kalmadı ama- bir şehirdir..Antalya'da fiyatlar daha yüksektir.

-Evlerin fenalığına ve bakımsızlığına rağmen İzmir'de kiralar ve satılık ev fiyatları daha fazladır. Antalya'da fiyatlar çok daha uygundur, uygun fiyatlara nefis evlerde oturabilirsiniz.

-Antalya'da yayaya saygı sıfır..Eski Lara yolunda dakikalarca pusetiyle yol versinler diye bekleyen kadınlar gördüm ben..Sonra trafik kurallarına pek uymazlar, kırmızı ışıkta geçer, yeşil ışıkta durup, yanlarındakiyle ya da telefonda muhabbet ederler..İzmir eskiden yayaya yol verme konusunda sanırım ülke şampiyonuydu..ama o kadar çok göç almış ki son 10 yılda, burası da zıvanadan çıkmış, İstanbul'dan pek farkı kalmamış..saygı azalmış..

İşte böyle..Şimdilik ilk aklıma gelenler bunlar..
Alttaki video da Yılmaz Özdil'in İzmir tarifi..
İşte ben tam da Özdil'in tarifindeki gibi bir İzmir'de büyüdüm.
İzmir yine böyle,hala böyle ama göçe karşı kayıtsız kalıp, gelenleri eskisi gibi kendine benzetmezse bu tariften eser ne kadar kalır, şüphelerim var..
Not: Evet, ben de videoda anlatıldığı gibi o Kemeraltı'nda kaybolan çocuklardanım:))


26 Ekim 2017 Perşembe

İzmir Antalya'ya karşı:)

O kadar kopmuşum ki blogtan, başlık ne koyacağımı bile düşündüm..eskiden şıp diye aklıma gelir, kısa  sürede de yazıyı tamamlayıverirdim, tamamen pratikle ilgili..İlk aklıma gelen başlık ta İzmir vs Antalya oldu:)) Hani boks maçlarında olur ya "bilmem kim, bilmem kime karşı" diye, işte öyle birşey:))Herzaman ilk akla gelen iyidir, daha samimidir..

İzmir'e taşındıktan sonra Instagram üzerinden bana en çok gelen soru İzmir'de nerede oturduğum ve bu şehirde yaşamaktan memnun olup olmadığımdı..

Öncelikle belirteyim: İzmir Bornova'da oturuyorum. Bizim bölge Erzene Mahallesi diye geçiyor. Önceden kirada oturduğum ev ise Bornova'nın tam kalbinde, Büyükpark'ın karşısındaydı. Şimdiki oturduğum mahalleyi ise sessiz, yeşil ve otopark sıkıntısı olmadığı için tercih ettim. Ben aslında Göztepe'de büyüdüm, orada oturmaya niyetlendim en başlarda..ama Bornova'dan sonra o kadar ağaçsız, gri ve içiçe geldi ki, oradan ev almak istemedim..Bornova'nın benim için tek dezavantajı deniz kenarında olmaması..Antalya da dahil hayatım boyunca hep denize yakın oturduğum için buradayken önce Ankara'da yaşıyormuşum gibi geldi:) Bir de mahallemizde -Ege Üniversitesi, Yaşar Üniversitesi ve Tıp Fakültesinden ötürü- bolca öğretim üyesi ve doktor var, tam Ankara havasında anlayacağınız:) Ama tabii Alsancak, KSK ya da Göztepe'ye gidince hatırlıyorum Ankara'da olmadığımı:))

İzmir'den Antalya'ya gittiğim günü dün gibi hatırlıyorum..
Çalışacağım şirket turizm piyasasının -hatta Fransız piyasasının en büyüğü- en büyüklerinden biri olduğu için biraz heyecanlıydım ama yine de ağlaya ağlaya gittim Antalya'ya..düşünsenize, gülümseyerek hatırladığınız bir çocukluk, sonra gençlik geçirmişsiniz, bulunduğunuz şehir size her türlü bonkörlüğü yapmış, güzel dostluklar, eğlenceli bir hayat, güzel aşklar, hayalkırıklıkları -tabii, o da gereklidir, sizi daha sağlam yapar- iş deneyimleri,vs. vermiş..sonra siz tüm bunları bırakıp yeni bir hayata başlıyorsunuz..

Peki Antalya ne yaptı?
Hayatımın aşkını,en yakınımı, yol arkadaşımı verdi önce..sonra beni evlat sahibi yaptı..sonra bir daha hayatımdan asla çıkarmayacağım dostlar, sonra da bir ev..Antalya da da bonkör davrandı anlayacağınız (herşeye 1000 şükür)

Ve işte yine İzmir'deyim..neden döndüğümü Yeni Hayat yazısında anlattım.

Geçen sene bu yazıyı bilhassa yazmak istemedim, çünkü yeterince objektif olamayacağımı düşündüm. Sonuçta 10 yıl Antalya'da yaşadım, İzmir'e ise yılda 2 ya da 3 kere turist gibi gelip gidiyordum…biraz "Yeni İzmir"i yaşamak istedim.

Bu ay İzmir'e döneli tam bir sene oldu..bu süre içerisinde Antalya'ya 2 kere gittim, orada duygularımı biraz ölçtüm, tabii buraya dönünce neler hissettiğimi de..şimdi artık rahatlıkla karşılaştırma yapabilecek durumdayım..

Ha bir de artık bir yere aidiyet duygusunu kaybetmeye başladığımı farkettim..bunu eşim ve arkadaşlarının çoğu -pekçoğu profesyonel turist rehberi, sadece Türkiye'yi değil, tüm dünyayı gezmişler, geziyorlar- söylediğinde anlamazdım ama insan bir kere kabuğundan çıkıp ta başka şeyler deneyimlediğinde ve alışmaya başladığında mekanların çok önemi kalmıyor, en çok bağlandığınız, sevdiğiniz insanlardan, alışkanlıklarınızdan ayrıldığınıza üzülmeye başlıyorsunuz..evet İzmir çocukluğum, gençliğim, güzel anılarım, dostluklarım ama zamanı gelince bir başka ülkede de bir süreliğine de olsa yaşamayı deneyimlemek isterim.

Eh, yazıyı ikiye bölelim, sizi de baymayalım daha ilk yazıdan..Uzunnn bir girişten sonra bir sonraki yazı da karşılaştırmalara ait olsun..
Buraya kadar sabredip okuyan herkese selam olsun..bir de çokça teşekkür..




22 Ocak 2017 Pazar

Eve sığma sorunsalı

Evettt, ner'de kalmıştık?
Taşındık diyordum..
Taşındık ama hala kendimize gelemedik desem..
Çok sevdiğimiz bir aile dostumuz hep söyler "3-4 aydan önce tam anlamıyla yerleşilmez, ev düzeni oturmaz" diye..yine onun dediği gibi oldu, ancak kendimize gelmeye başladık.

Önce yıllarca oturduğum ve alışık olduğum Hatay, Göztepe taraflarına baktık. Ama ne yazık ki artan nüfustan oralar da nasibini almış…araba parkedecek yer bulmak ciddi mesele, zaten sokaklar da fena dardır orada, sahile adımbaşı açılan nargileciler de tüy dikmiş üstüne.. 

Sonra birgün bir iş için Bornova'ya gittik.
Bornova benim hiç ama hiç bilmediğim bir semtti. İzmirliler ne demek istediğimi anlayacaklardır, bir Göztepeli Bornova'yı pek bilmez..KSK'yı da bilmez..Karşıyakalılar da bu iki semti bilmez..Alsancaklılar hiçbirini bilmez çünkü onlar en merkezde otururlar:)) 
Neyse..
Gittiğimiz yere bayıldık..İzmir'in en sevmediğim özelliği fazla "ağaçsız" oluşu ama bu gittiğimiz yer yemyeşildi, oldukça düzenliydi de..eşim direkt Bornova'ya taşınmak istedi ve tesadüfen bir ev bulduk ve bir anda karar verip taşındık..tabii park sorunu burada da devam ediyor, onu da büyükçe olan arabamızı satıp daha küçük ve daha az yakan bir modelle değiştirerek çözdük..şimdi ufacık boşluk yer buldum mu hemen park edebiliyorum, stres sona erdi:))

Bu da burada hatıra kalsın..bu arada IG'de onun bunun fotoğrafını çekmekten son zamanlarda bir tane bile boy fotoğrafım olmadığını farkettim..bu son halim, yaz sonu kuzenim evleniyor,o zamana kadar kilo vermeyi deneyeceğim, öyle olursa bir "önce/sonra" yapayım:))

Araba sorununu küçük arabayla çözdük ama ev sorununu çözmek o kadar da kolay olmadı.

Bir kere kiralık evde istediğin değişikliği yapamıyorsun falan eyvallah ama daha da fenası İzmir'de evlerin Antalya'dakiler kadar geniş olmaması..
Bu ev de -140 metrekare- bizim apartmandaki 3 tip dairenin en genişiymiş..daha küçük bir daireye de denk gelebilirdik..artık kendimizi böyle avutuyoruz:))

Antalya'daki evimizi hem blogtan hem de Evim Dergisi'nden hatırlarsınız..balkonlarla beraber 200 metrekare civarıydı.."balkonlarla beraber" diyorum çünkü balkonlardan birini oturma odası gibi, diğerini çamaşır odası olarak, bir diğerini ise depolama alanı olarak düzenlemiştik..onun dışında bir de 2 banyo dışında ekstradan büyükçe bir tuvalet vardı,o da yaptığımız raf sistemi ile kiler görevi görmüştü..işte o balkonlar, kiler ve fazladan hayatımızı kurtaran bir oda İzmir'de yoktu, birara cinnet geçireceğimi falan sandım:)))

İşte o anda imdadıma sevgili Ayşegül yetişti, bana bir "garage sale"yapmamı önerdi. Açtık Facebook'ta bir grup, artık evde kullanamadığım ne varsa koydum oraya..neredeyse 1 oda dolusu eşya satıldı, bir bölümünü de eşe dosta hediye ettim..hala da evi düzenledikçe Facebook'taki sayfaya birşeyler koymaya devam ediyorum. Bekarlık günlerimden bu yana biriktirdiğim film koleksiyonuma bile kıydım, sevdiklerime hediye ettim.

İtiraf ediyorum: ilk zamanlar bazı eşyalarımla vedalaşmak hiç kolay olmadı..ama sonra verdikçe ve küçüldükçe rahatladığımı ve yüklerimden kurtulduğumu farkettim..sadelik hoşuma gitmeye başladı, bu yaşadıklarımın yansımaları muhtemelen bir sonraki evime yansıyacak..

9 Ocak 2017 Pazartesi

Yeni hayat

Dünya çok hızlı dönüyor son birkaç yıldır..
Facebook devrini doldurdu bile, eskisi kadar ilgi çekmiyor..artık insanlar ya Twitter ya da Instagram tercih ediyorlar..muhtemelen onların da devri birgün bitecek, başka platformlar keşfedilecek..

Instagram'da anlık ve kısa paylaşım hem çok keyifli,hem pratik ama uzun yazılara çok elverişli değil, orada insanlar daha az yazı, daha çok fotoğraf görmeyi tercih ediyorlar. 

Bloglar devrini kapattı mı bilmiyorum ama bana hala başına gelenleri, hissettiklerini anlatabildiğin en samimi mecra gibi geliyor..bir de buraya yazdıklarımın oğluma da anı olarak kalacağı düşüncesi işin bonusu..

Taşınma maceramızın başında blogta anlatacağımı duyurmuştum Instagram'dan ama bir türlü fırsat olmadı, ta ki uykumun tutmadığı bu geceye kadar..

Eski takipçiler az çok hikayeme aşinalar ama ben en baştan kısaca geçeyim:
2005 yılının ikinci yarısında bir Fransız tur operatörünün teklifi üzerine tüm hayatımı geçirdiğim İzmir'i bırakıp Antalya'ya göç ettim.
İlk başlarda bu göç beni çok zorladı çünkü çok seyahat etmeme rağmen İzmir dışında hiç uzun süre yaşamamıştım.
Ama sonra çok sevdim Antalya'yı, bu şehir bana kafa dengi bir eş -o da iş teklifi üzerine İstanbul'dan göç etti- bir evlat ve kıymetli dostlar hediye etti. 

Teklif üzerine gittiğimiz Fransız firması geçtiğimiz sene Türkiye'deki faaliyetlerine son verdi..biz de o sırada Atölye Arkansiyel'i kurma aşamasındaydık, memleketimize mi dönelim, Antalya'da mı kalalım karar veremedik..

Bir süre sonra oğlumuzun eğitimini ve büyük aileyle büyümesinin daha doğru olacağını düşünerek İzmir'e dönmeye karar verdik..İstanbul'u düşünmedik bile, çünkü orayı nüfus, trafik, stres olarak zıvanadan çıkmış olarak görüyoruz..şimdi oğlum anane,teyzeler,dayılarla çevrili bir ortamda..üstelik artık babannesi ve amcalarına da daha yakın mesafede..

Ama tabii öyle kolay olmuyormuş düzen oturduktan sonra şehir değiştirmek (bu aşamada ülke değiştirenleri düşünmek bile istemiyorum:))
Hem atölyeyi hem evi taşımak gerekti..bir de 3 araba ve bir motosiklet te cabası (ki bazıları hala Antalya'da:)) 
Tabii bir de yayla gibi evimi bırakıp nispeten daha küçük bir daireye kiracı olarak gelmek vardı ki, o da başka bir yazının konusu olsun:)

İzmir'de en keyifli zamanlarımdan kalan bir şarkıyla kaçayım buralardan..sonra hikayeye devam ama, bu sefer çok ara vermeyeceğim :)

Ben kimim?

Ben kimim?
Bu kız İzmir/Paris/Antalya hattını, sıcakkanlı insanları, Amelie Poulain tarzı iyimserliği, seyahati, daha çok seyahati, Fransızca'yı, şansonları, edebiyatı, country mutfakları, antika eşyaları, dekorasyonda beyazla diğer her rengi karıştırmayı, midye, boyoz ve tüm deniz mahsullerini, modayı, dost ortamına hazırlanan keyifli sofraları, estetiği, naneli dondurma başta olmak üzere naneli olan her ürünü, İtalya'yı, bleu/blanc çılgınlığını, toile de jouy'nin büyüsünü, sanatı, yazı, naneli americano tadını, yarenle içilen sakızlı Türk Kahvesi'ni, yeşil çayı sever.

Instagram

Facebook

Iletişim

smyrnetalyaa@gmail.com

Follow by Email