30 Nisan 2013 Salı

Sağlıklı yaşam

Bugün biraz daha şu beslenme konusuna devam etmek istiyorum...umarım sizi sıkmamıştır.

Yaklaşık son iki yıldır sağlıklı beslenmeyle ilgim kızartmaları hayatımdan çıkarmak, hamurişini azaltmak, eve abur cubur sokmamak, fast food restoranlarına gitmemekle sınırlıydı. Hatta birara şu İtalyan amcanın Roma'da açılan Mc Donald's'a tepki olarak başlattığı "Slow Food/Yavaş Yemek" akımını da takip eder olmuştum. O zamandan beri fast food satılan yerlere neredeyse uğramıyorum diyebilirim.

Fakat son zamanlarda yukarıdakilere ilave, bir de evde yoğurt yapımı başladı:) Çok yakın bir aile dostumuzun bizler için her hafta temin ettiği köy işi sütü saatlerce kaynatıp, bundan yoğurt yapıyoruz:) Yanında gelen yumurtalar da bonusu:)


Önce tadı biraz ekşimsi diye yadırgamıştım fakat sonra birden aklıma şu düşünce düştü: "marketlerde satılan yoğurtlara kimbilir ne kadar katkı maddesi ilave ediyorlar ki, o yoğurtlar bozulmadan 15 günden fazla muhafaza edilebiliyor?" İşte bu düşünceyle artık ekşimsi tadı da umursamaz oldum, hatta çok ta alıştım diyebilirim.

Artık mümkün mertebe herşeyi evde yapmaya çalışıyorum.
Hatta geçenlerde, hayatımda ilk kez -evet yanlış duymadınız, ilk kez!- kek yaptım!:)

38 yaşına gelene kadar hayatında hiç kek yapmayan bir ben miyim, bilmem ama benim önceleri mutfakla çok aram olmadığından kek yapmak ta şimdiye nasip oldu..tabii bunda oğlum Selim Efe'nin de artık bu tip şeyleri yemekten hoşlanıyor olması da önemli bir faktör:) Hazır almak yerine, evde kendim yapmayı tercih ediyorum.


İşte böyle ufak ufak manevralarla sağlıklı beslenme moduna iyice girmeye çalışırken, Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu'nun röportajı ile karşılaştım.
Röportaj oldukça uzun ancak ben okuduklarımı size kısaca bir özet geçmek ve benim gibi bu konuda hiçbir fikri olmayanları bilgilendirmek istiyorum. Bu konuda kapsamlı bilgiye sahip okurlarımız varsa ve bildiklerini bizlerle de paylaşırsa çok memnun olurum.

Sayın profesör der ki:
İki çeşit tohum var:
-Anadolu'da yetişen ve kaybolmaya yüz tutan, sağlıklı geleneksel tohum
-Bir de Avrupa'dan ithal edilen, sadece bir kere kullanılabilen, dolayısıyla her seferinde tohum üreticisinin kapısını çalmaya mahkum olduğumuz kısır tohum.

Geleneksel tohum çok daha değerli, zira bu tohumlarda bizi hastalıklara karşı koruyan vitaminler, mineraller ve etkin maddeler çok yoğun...kısır tohumlarda %80 civarında bu maddeler daha az...(orana bakar mısınız:/)

Geleneksel tohum/kısır tohumla üretilen sebze/meyveyi nasıl ayırt edeceğiz peki?
Eğer ürünler bir tornadan çıkmış gibi görünüyorsa, bilin ki bu ürün kısır tohumla üretilmiştir. Halbuki geleneksel tohumla üretilen sebze/meyve irili ufaklıdır. Ve en önemli kriterlerden biri de, geleneksel tohumla üretilen sebze/meyve çok daha kolay bozuluyor. Geleneksel tohumdan üretilmiş sebze/meyveler ne yazık ki sadece bir kısım Ege ve Akdeniz köylerinde bulunuyor..

Ve profesörün bir ricası: yediğiniz her neyse, çekirdeklerini çöpe atmamak, toprağa yeniden ekmek...Profesöre göre böyle doğal besinler sayesinde son yıllarda sıkça karşılaştığımız MS, kanser, ülseratif kolit gibi hastalıkları yeneceğiz, tüp bebek merkezlerinin işleri azalacak.

Ümit verici bir gelişme ise, bu beyefendinin hükümetle işbirliği yapıp Tohum Gen Bankası'nın kuruluşunda aktif rol almış olması..Amaç, Anadolu'daki tüm sebze/meyve/bitki türlerinin tohumlarının koruma altına alınması...kimbilir, belki bu sayede çocuklarımız bizim çocukluğumuzda beslendiğimiz gibi, doğal tohumlardan üretilen sebze/meyveleri tüketmeye başlarlar...yani, umarım.

29 Nisan 2013 Pazartesi

, , ,

Herşey zamanında

Semt pazarlarını sever misiniz? Ben çok severim.
Her ne kadar bazı manavlar -ne yazık ki ülkemizde çok dikkat edilmez- ürünleri çok şık ve albenili bir şekilde sunsalar da, pazarı hiçbirşeye değişmem:)


Evimin hemen 200 metre ilerisinde semt pazarımız var.
Burası "Sosyete Pazarı" olarak ta anılır, zira kıyafetinden, sebzesine, mutfak eşyasından, dekorasyon malzemelerine kadar herşey mevcut.
Fakat gerçek olan birşey var ki, buradaki çeşidi -enginardan, deniz börülcesine, hatta kuşkonmaza kadar- başka hiçbir semt pazarında bulamazsınız Antalya'da.


Bu haftaki pazar maceram öncekilerden biraz farklıydı.
Uçakta okuduğum bir röportaj aklımda, devamlı tornadan çıkmış gibi görünen sebze/meyvelerden kaçarak geçti. Ner'de yamuk yumuk sebze/meyve var, onları aradım, durdum.

Şimdi kuracağım cümle sebebiyle sakın bana uzaylı gözüyle bakmayın: İbrahim Saraçoğlu'nun kim olduğunu yeni öğrendim ben...ve artık sabahları yayınlanan bazı kadın programlarının o kadar da kötü olmadığını idrak etmiş oldum:)

Tempo dergisinin Nisan ayı sayısında Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu ile yapılan bir röportaj gözüme çarptı. Annem bu beyefendiyi sabah programlarından iyi tanıyormuş, izlemediğime pişman oldum..


Röportajda asıl konu geleneksel ve kısır tohumlarla yapılan tarım, bu bambaşka bir post konusu aslında..ama yazıda bir cümle dikkatimi çekti: "mevsiminin dışında meyve/sebze tüketmek" 

Sahi, bugün kaçımız hangi sebze/meyvenin hangi zamanda tüketilmesi gerektiğini biliyoruz?
Artık kış günü pazara çıktığınızda patlıcan, çilek, hatta karpuz bile bulmak -ne yazık ki- mümkün..

Benim çocukluğumda "turfanda" denilen bir kavram vardı. Turfanda sebze almak ayrıcalıkla eşdeğerdi, çünkü mevsimin ilk çıkan sebzesi daima pahalı olurdu..Şimdi 15 yaşındaki yeğenime bu kelimenin anlamını sorsam eminim ki hiçbir fikri yoktur.

Ben de bundan yola çıkarak sizlere bir sebze/meyve takvimi hazırlamak istedim..herşeyi zamanında yiyelim, elden geldiğince sağlıklı beslenmeye çalışalım diye..

OCAK
Tam zamanı: Kereviz, lahana, brokoli, havuç, pırasa, ıspanak, pazı, turp, brüksel lahanası, greyfurt
Yakında tezgahta: Muz
Mevsimi geçmek üzere: Nar, semizotu

ŞUBAT
Tam zamanı: Brokoli, brüksel lahanası, karnabahar, pazı, ıspanak, pırasa, pancar, havuç, turp, mandalina, kereviz, muz
Yakında tezgahta: Çağla badem, kuşkonmaz, fındık turp, roka
Mevsimi geçmek üzere: Kestane, soğan, lahana

MART
Tam zamanı: Ispanak, havuç, kırmızı turp, pırasa, brokoli, pancar, limon, kuşkonmaz, turp, bakla
Yakında tezgahta: Bebe havucu, çilek, barbunya
Mevsimi geçmek üzere: Karnabahar, pırasa, mandalina, ıspanak

NİSAN
Tam zamanı: Taze soğan, taze sarımsak, kuşkonmaz, taze kekik, bakla, marul, havuç, bezelye, çağla, bebe havucu
Yakında tezgahta: Domates, kiraz, enginar, dolmalık biber
Mevsimi geçmek üzere: Lahana, brokoli, kereviz

MAYIS
Tam zamanı: Enginar, bakla, madımak, semizotu, papatya, ebegümeci, domates, salatalık, barbunya, çilek, patlıcan, arpacık soğanı, erik
Yakında tezgahta: Marul, kiraz, karpuz
Mevsimi geçmek üzere: Bebe havucu, beyaz kuşkonmaz

HAZİRAN
Tam zamanı: Enginar, taze patates, taze fasülye, bakla (ayın ortasına kadar), bezelye, kabak, patlıcan, sivribiber, domates, salatalık, kuzu ıspanak, semizotu, rezene, marul, üzüm yaprağı, taze soğan, taze sarımsak, dereotu, dolmalık biber, çalı fasülyesi
Yakında tezgahta: Bamya, vişne, şeftali, tatlı mısır, mürdüm eriği
Mevsimi geçmek üzere: Can eriği, çilek, havuç

TEMMUZ
Tam zamanı: Domates, salatalık, bezelye, kum havucu, dereotu, taze fasülye, kuzu ıspanak, kabak, patlıcan, semizotu, sivribiber, domalık biber, çalı fasülye, barbunya fasülyesi, kiraz, vişne, karpuz, kayısı, taze sarımsak, mısır, kavun
Yakında tezgahta: Üzüm, böğürtlen, incir, taze ceviz, dut
Mevsimi geçmek üzere: Enginar, bezelye, marul, kırmızı erik

AĞUSTOS
Tam zamanı: Domates, salatalık, patlıcan, dolmalık biber, çarliston biber, sivribiber, taze fasülye, barbunya fasülyesi, kabak, mısır, kırmızı salçalık biber, üzüm, bamya, dut, iç bakla
Taze ceviz, incir, taze fındık
Mevsimi geçmek üzere: Göbek salata, kiraz

EYLÜL
Tam zamanı: Mantar, patlıcan, mısır, pazı, biberiye, barbunya fasülyesi, kabak, dolmalık biber, kırmızı salçalık biber, taze ceviz, taze fındık, bamya
Yakında tezgahta: Kestane, pırasa, nar, karnabahar, ayva
Mevsimi geçmek üzere: Domates, bamya, börülce, karpuz

EKİM
Tam zamanı: Mantar, fındık, ceviz, ıspanak, yerelması, pırasa, lahana, kıvırcık salata, kırmızı turp, karnabahar, havuç, armut, nar
Yakında tezgahta: Elma, kereviz, ıspanak, mandalina
Mevsimi geçmek üzere: Taze ceviz, kabak, biber, incir, patlıcan, üzüm

KASIM
Tam zamanı: Balkabağı, kabak, lahana, kereviz, pırasa, yerelması, havuç, ıspanak, karnabahar, pazı, portakal, mandalina, ayva
Yakında tezgahta: Brüksel lahanası
Mevsimi geçmek üzere: Fındık turpu

ARALIK
Tam zamanı: Balkabağı, lahana, yerelması, pırasa, brüksel lahanası, karnabahar, ıspanak, kereviz, havuç, pazı, karalahana, kestane
Yakında tezgahta: Pazı, pırasa, kereviz
Mevsimi geçmek üzere: Armut, roka

Şimdi tam zamanı olan erik ve çilekleri tüketme zamanı, müsaadenizle:)


Herkese sağlıklı ve huzur dolu bir hafta diliyorum ve dinlemeye doyamadığım -şu an bu yazıyı yazarken de dinliyorum!:)- bir şarkıyla veda etmek istiyorum!
Sevgiler:)


26 Nisan 2013 Cuma

Antalya'ya geldiğim ilk sene en şaşırdığım olaylardan biri, neredeyse bir oda büyüklüğünde inşaa edilen balkonların kullanılmıyor olmasıydı:/ Sonra yazın o nemli, bunaltıcı sıcağını görünce neden balkonlarını kullanmadıklarını anlamış oldum ama şu an en güzel zamanını yaşıyor Antalya, yine balkonlar boş, anlamıyorum..

İzmir'de durum farklıdır: insanlar -abartmıyorum- neredeyse balkonda yaşarlar. Balkonda yemek yer, balkonda çay keyfi yapar, balkonda çiğdem yer, hatta bir de yan balkondaki komşuyla muhabbet ederler:)) Üstelik balkonlar Antalya'daki kadar çok büyük te değildir..

Bizde ne yazık ki dış cephesi bu kadar güzel olan binalar parmakla sayılacak kadar az...bu sebepten, önce dış cepheleri de harika görünen balkonlar göstermek istedim size..maksat içimiz açılsın:)
Farkında mısınız, balkonların hepsi küçük...tabii ki özellikle seçtim!:)
Balkonunuz küçükse üzülmeyin, herşeyin bir çaresi var...önemli olan, küçük te olsa, bulunduğunuz mekanı akıllı seçimlerle yaşanabilir ve en önemlisi keyif alınabilir bir hale getirmek..

Hiçbir şey sığmıyorsa balkonunuza bir masa, iki sandalye atın, birkaç ta çiçek..bakın nasıl keyifli bir yer haline gelecek..
Pekiii, bu kadar küçük balkonlara ne yapılabilir?
Eğer siz de Antalyalılar gibi balkonunuzda keyif yapmaktan çok ta hoşlanmıyorsanız, orayı küçük bir bahçe haline çevirebilirsiniz...emin olun, balkonu piknik tüpü, merdiven, kova gibi ıvır zıvırlarla doldurmaktan iyidir!:)
"Çiçeği de seviyorum, keyif te yapmak isterim" derseniz, o zaman bitkilerle doldurduğunuz balkonunuza sadece bir şezlong atıp, güzel havalarda içeceğiniz ve dergi/kitabınızla güzel dakikalar geçirebilirsiniz.
"Balkonumda mumluklarımı, dergilerimi, kitaplarımı, saksılarımı, biblolarımı, vs. depolayacak bir yer de olsun" derseniz, yerden kazanmak için bu tip bir raf işinizi görebilir.
Ya da dergiler/kitaplar için böyle bir ünite...çok beğendim!
Pazar kasası güzel fikirmiş, niye düşünemedim ki ben bunu?:)
Balkonda fazla yer kaplayacak saksılarınızı duvara da monte edebilirsiniz!:)
Bodrum'da arkadaşım evinin girişine bu saksılardan asıp, çiçek dikmişti, girişin harika göründüğünü söylememe gerek yok sanırım:)
Küçük balkonunuzun ebatlarına uygun oturma grubu yaptırarak kullanışlı bir alan yaratabilirsiniz.
                                      
Eğer uygun ebatlarda rattan mobilya bulursanız, hafifliği ve yıkanabilir olması sebebiyle düşünmeden alabilirsiniz..Ben hem bütçeme hem de balkonumun ebatına uygun birşey ne yazık ki hala bulamadım.
Balkon duvarınızın bir köşesine salıncak ta yaptırabilirsiniz!:)
Sizce de çok sevimli değil mi?:)
Mangal sanırım Türk kültürünün karakteristik bir özelliği:) 
Mangalı koyacak yer yok, barbekü de yapılmamış -bizde var da ne oldu? tütüyor!:/-..işte benim çok beğendiğim, harika bir çözüm!
Balkonun zemini güzel değilse, tikle kaplatabilir -yapı marketlerden kare parçalar şeklinde ihtiyacınız kadar almanız da mümkün-ya da kilimlerle kötü görünen zemini bir anda güzelleştirebilirsiniz.

Durum bir Fransız balkona sahip olacak kadar vahim mi? Hiç sıkmayın canınızı, bu tip bir düzenleme yaparak, orayı bile çiçek gibi gösterebilirsiniz!;)
Son paylaşacağım balkon pek te küçük sayılmaz..hatta fazlasıyla büyük diyebilirim!:)
Ama çok ta gerçekçi olmamıza gerek yok, biraz da hayal kuracak birşeyler görmekte fayda var;)
Hımmm, son olarak, spor çıkışı hamamdakini bile kullanmadığımı düşünürsek, ben sanırım jakuziyi tercih etmezdim:) 
Hepimize nefis bir haftasonu olsun!
Sevgiler:)

25 Nisan 2013 Perşembe

Buraya yazmayalı neredeyse 1 hafta olmuş. İnanın keyfimden değil, elimde olmayan sebeplerden dolayı kısa bir seyahat, ardından da evde yapılması gereken işler vardı.

Aslında dün akşamüzeri bir nefes almaya imkanım oldu, işte o ara yazmaya niyetlendim ancak alışveriş sonrası sevdiğim arkadaşlarıma rastladım, kahveye davet ettiler. Evinin o kadar güzel ve keyifli bir manzarası var ki, içimden "aman be Ayşe, şimdi burada bir kahve keyfi yapmak varken, eve kapanmak ta neyin nesi, yarın yazarsın!" diye söylenip anında manevra yaparak arkadaşın evinin yolunu tuttum.


Umarım bu güzel görüntüyü gördükten sonra beni bağışlamışsınızdır:)

Birkaç gün önce Antalya'yı yağmurlu bırakmıştım ancak geri döndüğümde farkettim ki buralara yaz gelmiş..
Gündüz İstanbul'da deri ceketlerle dolaşırken gece Antalya'ya vardığımda havalimanında şortlu tipler görmek beni önce bir şaşırttı...ertesi sabah ne olduğunu anladım, zira markete t-shirtle gitmek zorunda kaldım:)
Bugün itibarıyla durum böyle..


Yani sizin anlayacağınız buralara yaz geldi:)
Sadece dışarıya değil, evlerin içi de sıcak..
Bu hava durumu beni tabii ki kendime getirdi. Şu an bahar temizliği için en güzel zamanlar, zira sıcaklık 40-45 dereceyi bulduğunda, burada kimse dip temel temizlik yapmaktan pek hoşlanmaz, herkes kendini deniz kenarına atar ya da klimalı ortamlarda pineklemeyi tercih eder :)

Ben de ufaktan evi düzenleyip temizlemeye başladım.
Geçenlerde size perde konusundan bahsetmiştim: balkon için perde arayışlarımız nihayet sona erdi. 
Bu tipte bir stora karar verdik. 
Perdeler hazır olduğunda sizlerle burada paylaşacağım.


Hazır perdeciyi çağırmışken, büyük banyonun da kapısını bir an önce halledelim istedik.
Hatırlarsanız, bizim büyük banyo bir balkona açılıyor. Balkondaki kepenkleri içerisi görünmesin diye açamıyordum, fakat bu sefer de banyo çok karanlık oluyordu..halbuki çok güzel ışık alan bir banyom var..
Eve ilk taşındığımda oraya perde yaptırmayı istedim ancak evin tadilatı bittiğinde hem çok yorulmuştum, içimden birşey yapmak gelmiyordu, hem de nasıl bir perde yaptırmayı istediğimden emin olmadığım için aceleye getirmek istemedim.

Katalogta o kadar güzel desenler vardı ki, annemle bakarken kendimizden geçtik:)
En alttaki çiçekli desene bayıldım, sanırım birkaç yastıklık kumaş alacağım:))


Aynı şekilde banyoda da gerekli düzenlemeleri yaptıktan sonra, sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyarım.

Bugünlerde koşuşturmalarım yalnızca perdeyle sınırlı değil.
Havaların ısınmasıyla birlikte kendimizi sokaklara ve alışverişe attık. Evde bir takım eksiklerim vardı, onları hallettik. Çoğul konuşuyorum, zira oğlumu zaptedebilmek adına, 69 yaşındaki annemi de peşime taktım:) 

Antalya'ya geldiğim ilk sene alışveriş konusunda burası tam bir mahremiyet bölgesiydi; ne zaman İstanbul ve İzmir'e gitsem, en az 2 günümü alışverişe ayırmak zorunda kalıyordum, bu da beni strese sokuyordu.

Aşağıdaki kavanozları bir ay önce İstanbul Madame Coco mağazasında görmüş ve ihtiyacım olmadığı için almaya gerek duymamıştım. Dün Antalya Terracity'e gidince ne göreyim, Madame Coco açılmış!:) Her temizliğe geldiğinde birşeyler kıran -çay kavanozumun da kapağını kırdı, yapıştırdık:)- Gülşen aklıma gelince, zaten gördüğümden bu yana aşk yaşadığım bu kavanozları aldım:) Üstelik %50+20 kampanyası vardı, çok uygun bir fiyata almış oldum.

Bu fotoğrafta ihtiyacım olmayan tek şey aynaydı sanırım, ama onun da 25 liralık etiketini görünce, bir daha böyle şık birşey bulamayacağımı düşünüp aldım.


Küçük banyomdaki rattan depolama ünitesini hatırlıyorsunuz, değil mi? Sizlere memnun olmadığımı söylemiştim (yine de merak eden ya da almak isteyen varsa Koçtaş mağazalarında bulabilir) Aradan 1 yıl geçti, hala memnun değilim. Fakat ne yazık ki, ona uygun bir alternatif bulamamıştım, nihayet oraya da uygun birşeyler bulabildim. Üstelik birkaç gündür bir bölümünü kullanmaya da başladım, çok pratik ve rahat oldu. 
Yarın fırsatım olursa küçük banyodaki düzenlemeleri yapıp, en kısa zamanda burada sizlerle paylaşacağım.

Yani sizin anlayacağınız bu aralar paylaşılacak çok fazla şey birikti; filmler, kitaplar, hazırlıklar, gözüme takılanlar..
Dolayısıyla sizleri upuzun bir yazıyla -zaten yeterince uzun oldu, dilerim buraya kadar okumaya tahammül edebilmişsinizdir:)- sıkmamak adına ben kaçıyorum!:)
Giderken size bugünlerde dilime pelesenk olan, güzel de bir şarkı bırakıyorum!:)
Sevgiler:)


19 Nisan 2013 Cuma

Spontane zamanlar...

Mutlaka sizde de oluyordur: bazen o kadar dalıyoruz ki hayata ve kendimize, içinde bulunduğumuz durumun, ortamın güzelliklerinin farkına varamayabiliyoruz, görmüyoruz.

Bana kalırsa Antalya Türkiye'nin en güzel şehirlerinden biri. Benim gönlümün kraliçesi her zaman İzmir tabii...İzmir'le olan bağım ayrı...İzmir memleketim, çocukluğum, dostlarım, ailem demek...İzmir sıcakkanlı insanlar demek, tanımadığın insanlarla sokakta selamlaşmak, muhabbet etmek demek...daha bir sürü şey demek benim için..bu benim İzmir'im, belki hiç bilmeyen biri ilk kez ziyaret ediyor olsa, aynı şeyleri elbette ki düşünmeyecektir.

Ama Antalya için sanırım herkesin fikri aynı olur: hem yeşil, hem temiz, hem nefis bir doğası var, hem deniz yanıbaşında, hem en taze sebzelerin cenneti, hem trafiği/stresi az..liste gider böyle..

İşte ben bu doğal güzellik Antalya'da yaklaşık 8 yıldır yaşıyorum. Hemen hemen birçok yerini gezmiş olmakla birlikte, daha görmediğim pekçok yeri var. Mesela Kaş, Kalkan bu sene gitmeyi düşündüğüm yerlerden sadece ikisi..

Benim oturduğum mahalle herşeyin o kadar merkezinde ki, dün semtimden neredeyse zorunlu olmadıkça hiç dışarı çıkmadığımızı farkettim. 

Burası Selim Efe'nin gittiği parkın manzarası...


İnsan böyle bir yerde olunca, başka yere gitmeye pek gerek duymuyor. Burası aynı zamanda benim yürüyüş yaptığım parkurdan da bir manzara..

Dün Antalya'da harika bir hava vardı. Aslında bu mevsim hep harikadır ama her ne hikmetse bu yıl çok yoğun yağış aldı, epeydir bu kadar yağdığını hatırlamıyorum Antalya'ya..

Uzun zamandır izin kullanmayan eşimin de evde olmasını fırsat bilerek, Kaleiçi'ne gitmeye karar verdik, bir anda..iyi ki de gitmişiz.

Kaleiçi işte böyle büyüleyici bir yer..
Çok ilginçtir, Antalya'nın her yeri deniz olmasına rağmen, buradaki iyot kokusunu hiçbir yerde duyamazsınız..Bu iyot kokusu bana hep İzmir'i hatırlatır, çok iyi geldi...
Evlerin tam ortasındaki minareyi görüyor musunuz? 
İşte orası Antalya'nın en eski camiilerinden Yivli Minare Camii.


Marinada yürüyüş yaparken birden kendimizi Antalya Oyuncak Müzesi'nde bulduk.
Tabii ki Sunay Akın'ın müzenin kurulma aşamasında yardımları büyük:)


Müze girişinde sizi Nasreddin Hoca karşılıyor:)


Müzede Amerika'dan Japonya'ya, Türkiye'den Almanya'ya çeşitli ülkelerin oyuncakları mevcut..







Evet çamaşır makinesi şeklinde sergi rafı yapmışlar, çok güzeldi! Ayrıca bu rafların fırın, bulaşık makinesi ve buzdolabı çeşitleri de mevcuttu!:) Pembe duvarları ve aksesuarlarıyla tam kızlara uygun bir oda olmuş:)





Müzenin bahçesindeki parmaklıklar Daltonlar için çok güzel bir fon olmuş:)


Bu da müzenin dışarıdan görünüşü..


Selim Efe Tweety ile tanıştı:)


Kaleiçi'ndeki evlerin büyük bir bölümü şu an pansiyon ve butik otel olarak hizmet veriyor.


Tipik bir Kaleiçi sokağı..
Tıpkı Venedik gibi, daracık sokaklar..


Hala böyle evler de mevcut...bayıldım!



Burası eşimle benim sevdiğimiz bir restoran..yeni yerlerine taşınmışlar, nefis olmuş..


Çok turistik bir bölge olduğu için, el dokuması halılar her yerdeler..





Böyle bir manzara karşısında ne hissedersiniz bilmem ama benim tek yaptığım şey şükretmek oldu...böyle güzel şeyler görebildiğim, böyle bir manzaraya bakabilme imkanım olduğu için..


Sürekli yağan yağmurları fırsat bilerek bir türlü bahar ve diyet havasına giremediğimizin fotoğrafıdır:/


O kadar huzur dolu bir yer ki, sokaktaki tüm kedi ve köpekler bu vaziyette:))


Tipik bir Kaleiçi evi..
Sizce de muhteşem değil mi?




Hala bahar temizliğine başlamamış olmanın vicdan azabını duysam da, harika bir gündü.
Ama bu nefis günde de dekorasyon adına bir hamlem olmadı değil..Eve dönüşte bu harika suplaları hediye ettim kendime:)
Aslında eve dair başka şeyler de aldım, yerleştirip düzenledikçe en kısa zamanda sizlerle paylaşacağım.


Bazen fırsatlar ayağınıza gelmez, fırsatı kendiniz yaratırsınız. Eğer aramızda hala halinden sızlananlar varsa, lütfen çevrenize dikkatlice bakın: mutlaka seveceğiniz, keyif alacağınız güzel birşeyler göreceksiniz. Fırsat bulduğunuz ilk an harekete geçin ve kendiniz için birşey yapın: güzel bir manzara izleyin, güzel yemekler yiyin, kendinize güzel bir kitap hediye edin, güzel bir film seyredin ya da güzel bir resime bakın..size kalmış..Hem bakın hazır haftasonu da kapıda, bırakın evin temizliğini, ütüsünü, biraz kendinize vakit ayırın.

Herkese keyifli ve huzurlu, harika bir haftasonu diliyorum!
Sevgiler..


Ben kimim?

Ben kimim?
Bu kız İzmir/Paris/Antalya hattını, sıcakkanlı insanları, Amelie Poulain tarzı iyimserliği, seyahati, daha çok seyahati, Fransızca'yı, şansonları, edebiyatı, country mutfakları, antika eşyaları, dekorasyonda beyazla diğer her rengi karıştırmayı, midye, boyoz ve tüm deniz mahsullerini, modayı, dost ortamına hazırlanan keyifli sofraları, estetiği, naneli dondurma başta olmak üzere naneli olan her ürünü, İtalya'yı, bleu/blanc çılgınlığını, toile de jouy'nin büyüsünü, sanatı, yazı, naneli americano tadını, yarenle içilen sakızlı Türk Kahvesi'ni, yeşil çayı sever.

Instagram

Facebook

Iletişim

smyrnetalyaa@gmail.com

Follow by Email