28 Eylül 2013 Cumartesi

Moda ile içli dışlı kişilere mutlaka yöneltilen sorulardan biridir: "Moda ikonunuz var mı? Kim?"

Bu sorulara cevap son zamanlarda "Audrey Hepburn, Sienna Miller, Kate Moss, Kate Middleton, Olivia Palermo" şeklinde veriliyor. Bir de marjinal olmak isteyen -özellikle biz Türklerde- bir kesim var, onlar da "büyükannem ya da annem" demeyi tercih ediyorlar:)

Benim çok moda ikonum olduğunu söyleyemem.
Ama tarzını çok beğenerek takip ettiğim insanlar var.
Bunlardan biri de Diane Von Furstenberg. (yazının bundan sonraki bölümünde DVF olarak anacağız)
Onun "ikoncanlar"dan ayrıca bir farkı var: üretiyor!

Bu yazıyı yazmadan önce DVF'yi neden bu kadar sevdiğimi düşündüm.
Aklımdan dilime ulaşan ilk kelime "renkler" oldu, evet, DVF de benim gibi renkleri çok seviyor!
Sonraki kelime "elbise" oldu, dolabımda kaç tane elbise var, bilmiyorum ama sezonluk en az 15-20 elbisem vardır, bilhassa yaz sezonunda elbise olmazsa olmazımdır...ve evet, elbiselerim rengarenktir:) Eğer siyah ya da beyaz elbise giydiysem, mutlaka aksesuarlarım rengarenktir:)

DVF'nin bir başka güzelliği de, Avrupalı -Belçikalı- bir tasarımcı olmasına rağmen -bilhassa Fransız modacılara bakın, hayal sınırlarını zorlayıp çok çılgın şeyler üretirler, ancak evin içinde giyersiniz:))- giyilebilir tasarımlar yaratması..

İşte benim 65'lik moda ikonum Madame Von Furstenberg..
Ah bu yazının şerefine bu gömleği bana gönderse...:)
DVF'nin bir başka özelliği de moda dünyasında "ilk" olan birşeyi tasarlamış olması..
Zarf, anvelop (Fransızca bir kelime olan "enveloppe"tan gelir) ya da wrap dress diye adlandırılan elbiselerin yaratıcısı bu hanımefendidir ve bu da ayrıca bir saygı ve alkışı hakeder..

İşte neredeyse her vücut tipine çok yakışan, desenler sayesinde kiloları da gizleme sihirine sahip anvelop elbise..
Bu elbisenin bir benzerini DVF geçtiğimiz sene GAP Kids kızları için tasarlamıştı:)
DVF efsane olan tasarımıyla..
Ve evet yanılmadınız, yanındaki de "kankası" Andy Warhol..
DVF aslında New York'ta yaşıyor. Hatta bu da NY'taki dairesi...DVF NY mağazasının çatı katında, fütüristik bir yapı..
Mimariyle fazlasıyla içli dışlı olan DVF'nin böyle bir bina tasarlatmasına şaşırmadım.
Ancak Paris'e geldiği zamanlarda konakladığı, home office olarak kullandığı ayrıca bir daire var.
Daire tabii ki son zamanların gözde semti Saint Germain (Sen Jermen)'de ve tabii ki Eyfel Kulesi ve Seine Nehri manzaralı..:)
Kesinlikle çok gözalıcı ve şık bir dekorasyona sahip...tıpkı kendi tarzı gibi..
Herkese keyifli ve mutlu bir haftasonu diliyorum!
Sevgiler


25 Eylül 2013 Çarşamba

Bir ayna çok kullanım

Sizde de olur mu bilmem ama ben evdeki bazı eşyaları işlevleri dışında kullanmayı pek severim.

Sanırım bu annemden kalma bir alışkanlık, çünkü çocukken annemin de çaydanlıkları saksı ya da sandıkları, dikiş makinelerini sehpa -şimdilerde pek moda ama o zaman annem yokluktan kullanmış garibim:)- olarak kullandığını net hatırlarım.

Bu eve taşınma arifesinde yaptığım deko turlarından birinde şekil şekil aynalara rastlamıştım. Pekçok kişi aynayı uğursuzluk olarak nitelendirir ama ben evde ayna kullanmayı çok seviyorum. Bana çok şık ve ışıltılı geliyorlar...hem bir de malumunuz, ayna bulunduğu ortama genişlik katar, derinlik verir, mekanı olduğundan da büyük gösterme yeteneği vardır.

Her neyse..
Aldığım aynaların bir kısmını kullandım ama diğer bir kısmını eşim uzunca bir zaman asmaya üşendi (ev işlerine anında yardımcı olan bir erkek var mı acaba bu gezegende, merak ediyorum!:)). Ben de aynalar duvara asılana dek, rafta beklemesine izin vermeyip türlü şekillerde kullandım.

Mesela servis tepsisi olarak..
Bu şekilde çok şık duruyorlar, şiddetle tavsiye ederim!
Sadece yiyecek değil, Türk kahvesi gibi küçük bardaklı içecekleri de bu şekilde servis edebilirsiniz, misafirlerinizin çok seveceğinden emin olabilirsiniz:)

Günlük bakım malzemelerini depolamak için..
Hala parfümlerimi bu aynadan birazcık daha büyük bir aynada depoluyorum, hem banyo ya da yatak odasında çok şık duruyor, hem de herşey elimin altında, üstelik temizliği de kolay..

Şimdilerde ise ayna nihayet gerçek yerini buldu.
Eşime bir "yardım etme aşkı" geldi, aynaları yerine asmaya karar verdi:) Hediye gelen çok sevimli bir duvar çerçevemiz var, hemen onu da eline tutuşturdum ama baktım kaçamak cevaplar veriyor, kendi haline bıraktım, nasılsa birgün yerini bulacak:)
Geçenlerde Selçuklu motiflerinin bulunduğu 2 renkli kase aldım, onları da kullandığım yerleri daha sonra sizlerle paylaşacağım.

Sizlerin de böyle işlevinden farklı olarak kullandığınız eşyalar var mı?

24 Eylül 2013 Salı

, ,

Joyeux anniversaire a moi!*

İtiraf ediyorum: şimdilerde şiiri çok sık okumasam -ve hatta sıkılsam da:/- da, bir zamanlar ben de şiirle epey haşır neşir olmuştum.

Hayır, hiç yazmayı denemedim ama Ümit Yaşar'dan Orhan Veli'ye, Attila İlhan'dan Özdemir Asaf'a, Bedri Rahmi'den Can Yücel'e, Cemal Süreya'dan Edip Cansever'e pekçok şairin şiirlerini etkilenerek  okumuşumdur..

Bu sıralar şiirle aram olmadığına oldukça bozulan kitap kurdu kardeşim Melis te boş durmayıp, bu konuyla ilgili bir blog açtı!:) tık tık

Neyse..
Lise öğrencisiydim.
Her lise öğrencisi gibi, benim de başımda kavak yelleri esiyordu.
İşte o zamanlar bir şiir okudum, hayatım boyunca sanırım en sevdiğim şiir oldu..

Bir makalede -Hıncal Uluç'un makalesiydi- denk gelmişti, o dönem internet ya da gazetenin fotoğrafını çekeceğimiz akıllı, kameralı telefonlarımız olmadığından bir kağıda not etmiştim, o kağıdı hala saklarım..

Bugün benim doğumgünüm.
Doğumgünümde bu şiiri okumak istedim, gündelik koşturma içinde kimi zaman unuttuğum bazı noktaları bana yeniden hatırlatsın diye..

Şiir Arjantinli yazar ve şair Jorge Luis Borges'e ait.

ANLAR
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,  
İkincisinde, daha çok hata yapardım.  
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.  
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,  
Çok az şeyi  
Ciddiyetle yapardım.  
Temizlik sorun bile olmazdı asla.  
Daha çok riske girerdim.  
Seyahat ederdim daha fazla.  
Daha çok güneş doğuşu izler,  
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.  
Görmediğim bir çok yere giderdim.  
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.  
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.  
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.  
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.  
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.  
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.  
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,  
Gitmeyen insanlardandım ben.  
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.  
Eğer yeniden başlayabilseydim,  
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.  
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.  
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,  
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.  
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...  
ÖLÜYORUM...

Sahip olduklarıma bakıyorum da, bugün içim minnet ve şükran dolu..
Kıymetlilerimle, nice sağlıklı ve huzurlu yaşlar olsun bana..

Bu da hiç bıkmadığım, asla bıkmayacağım...


*Mutlu yıllar bana!(juayözaniverser a mua)



23 Eylül 2013 Pazartesi

Aslında Pazar yazısı yazmak vardı dün aklımda ama haftasonu o kadar koşturmacalı geçti ki, yoruldum.  Akşam da biraz kendime vakit ayırmak istedim.

Haftasonunu yine planladığım gibi geçirebildiğim söylenemez.
Ama önceden de söylemiştim, artık işler istediğim gibi gitmediğinde hayıflanmayı bıraktım gibi, anın tadını çıkarmaya çalışıyorum.

Cumartesi için planım belliydi, sabahtan şişelik domates almak için  annemle semt pazarına gidecek, ardından da size bahsettiğim (bu yazıda) otomobil etkinliğine katılacak, oradan da Duman konserine geçecektim.

Fakat tüm programlar Cuma itibarıyla değişti. 
Oğlum ateşlendi. Eh kreşe başlayacağı zaman hazırlıklıydık zaten bu tip tatsız gelişmelere, nihayet başımıza geldi.
Cumartesi iyileşti ama yine de öğleden sonraya kadar hastanelerde koşturduk, tahliller yaptırıp muayene ettirdik, virütikmiş.
Böylece şişelik domates yalan oldu tabii..

Sonrasında oğlum uyumak istemedi, annem de çok uzun süredir İzmir'deydi, yeni açılan yerler vardı oraları görmek istedi, birlikte yola çıktık.

İki kadın biraraya gelince en çok ne yapar?
Alışveriş!
Ama Allah için, hiç boş alışverişimiz olmadı, ne lazımsa onları aldık:)

Erborian marka bu kremi -bu markayı ilk kez duydum ama BB ve CC kremlerin mucitleri Koreliler'in ürünü olduğunu görünce tereddüt etmedim- eğer benim gibi fondöten kullanmaktan hoşlanmıyorsanız, bu renkli ve SPF faktörlü kremler işinizi görebilir. Yüzüme sürdüğüm andan itibaren tüm renk eşitsizliği gitti, aydınlık, pırıl pırıl bir yüz geldi! Üstüne rahatlıkla makyajınızı yapabilirsiniz.

Küçük Benefit kutusu ise kaş maskarası. Benim kaş aralarımda boşluklar var, bu tip bir maskara yardımıyla kusursuz kaşlara sahip oluyorum:)
En son kutu ise Sephora'nın bana doğumgünü hediyesi.
Çanta boyu bu paletin içinde 4 adet mini far+2 mini lipgloss+1 adet mini allık var. Sephora Card'ı olan herkese doğumgününün olduğu ay böyle hoş hediyeler veriyorlarmış, çok beğendim!

Ardından AKOK'un düzenlediği otomobil etkinliğine gittik.
Etkinlik alanı diğerlerinden çok farklıydı, çünkü arabalar Erasta alışveriş merkezinin koridorlarına yerleştirilmişti, üstelik rahatsız edici bir görüntü de yoktu ortada..
Bizim kız Bea ile çok fotoğraf çektiren oldu, hoşuma gitmedi değil:)
Etkinlikte bir de sürpriz vardı: fotoğraf sanatçısı Mustafa Gümüş, etkinliğe katılan otomobillerin bir kısmını Antalya sokaklarında fotoğraflamış, dileyenler bu harika fotoğraflardan satın alabilme imkanı buldular.
Sonra hoparlörlerden bir şarkı duyulmaya başladı. Ardından çığlık, alkış kıyamet..
Önce anlamadım, Rafet El Roman'ın konseri var sandım.
Meğer yeni jenerasyonun gözdesi Mabel Matiz adında bir sanatçının konseri ve imza günü varmış.
Hep diyorum, Antalya birkaç yıl öncesine kadar mahrumiyet bölgesiydi, şimdi H&M bile var:) Buraya kadar gelmişken H&M'e uğradık, Selim Efe'ye bir sürü kıyafet aldık.

Öyle bir öğleden sonraydı ki, aynı anda hem alışveriş yaptık, hem fotoğraf sergisi gezdik, hem otomobil etkinliğine katıldık, hem konser dinledik..keyifliydi.

Akşamına oğlumun ateşi tekrarlar diye Duman konserine gitmekten vazgeçtik. "O kadar çok Duman konseri izledin ki, bir dahaki sefere olsun be Ayşe!" diye avuttum kendimi:)

Herkesin Pazar keyif günüdür ama bizimki "domatesli" geçti:)
Son posta domatesler kışa hazırlandı, bir de zeytinyağlı bamya ve fasülye konservesi yapıldı. Çok yorucuydu ama değdi:)
Akşam oğlumun ateş nöbeti ve biraz da totem sebebiyle BJK-GS maçına gitmedim. Alınan sonuç malum, demek ki bu totem de tutmadı, artık maçları izlemem gerekiyor sanırım:)
Başta annem ve eşim olmak üzere, tüm Galatasaray taraftarını kutlarım.

Maçın son dakikalarında olan olayları o anda kapalıda bulunan yakınlarımdan bizzat dinledim, Çarşı grubuyla alakası olmayan insanların düzenlediği provokatif hareketleri esefle kınıyorum.

Ah ne çenem düştü, hepinizden özür dilerim!
Hepimize barış ve sevgi dolu bir hafta olsun!
Çünkü buna ihtiyacımız var.

20 Eylül 2013 Cuma

,

Cameron Diaz'ın fakirhanesi

Cameron Diaz için aklıma gelen ilk şey "güzel vücut". Yani her vücut ince olabilir ama onun vücudu ince olmaktan ziyade atletik, çok sağlıklı ve hoş görünüyor. Bir de gülüşü, çok sıcak ve içten bir gülüşü var, Julia Roberts gibi..

Cameron Diaz fanı sayılmam. 
Mesela Robert Downey JR. Iron Man oldu, onu bile izledim, beyaz perdede keyifle izlediğim bir aktör kendisi ya da Meryl Streep, ne çekse izlerim ama Cameron Diaz'da öyle olmaz, film güzelse izlerim. O da Jennifer Aniston gibi, güzel kadın ama sıradan filmlerin oyuncusu benim gözümde..

My Best Friend's Wedding/En İyi Arkadaşım Evleniyor ise en sevdiğim filmiydi. Julia Roberts'la boy ölçüştüğü filmde gerçekten çok sevimliydi. Bir de Ah Mary Vah Mary, Cameron Diaz denince aklıma gelen ilk film..iki filmin de bir sanat yapıtı olmadığı ortada..

Tabii böyle filmler çevirmesi New York'un en gözde yeri Manhattan'da oturamayacağı anlamına gelmiyor. Los Angeles dışında bir de New York'ta evi var Cameron'ın.

İşte huzurlarınızda 40'lık Cameron ve Manhattan evi..
Müthiş fit, kendi bedenine saygı duyan insanları seviyorum.
Eve gelince..
Çok bayıldığımı söyleyemem.
Mesela bu salonda uzun kanape ve 2 puf dışında birşey beğendiğimi söyleyemem..
Hele o sağdaki tekli koltuk nedir yahu...çok fena, içim daraldı:/
Yemek odası benim için tam bir hayalkırıklığı..
Bir de anladığım kadarıyla evdeki tüm aydınlatmalar kötü, salondaki avize de benim bayıldığım türden değil..zaten avizelere de bayılmam, böyle kötülere hiç tahammül edemem:)
Mutfak dolaplarının rengi çok hoş..
Musluk ta o dolaplara çok yakışmış..
Hatta kontrast oluşturulan modern avize bile yakışmış mutfağa..
Keşke yerler o denli siyah olmasaymış..
Alınlık ve tezgahtaki altın sarısının rengi o yeşillere çok yakışmış.
Salondan bir kesit.
Şömineyi beğenmedim ama evin genel yapısına uygun.
Şöminenin sağındaki o gardrop türü dolap ta ne öyle, yatak odasında mıyız?
Cameron Diaz'ın yatak odası.
Çok sıradan ve basık bir oda gibi..
Biraz da otel odalarını andırıyor ama otel odaları türünde dekorasyon yaratmak hep revaçtadır, daha lüks bir görüntü yakalamak isteyenler otel kataloglarına mutlaka bakarlar..
Pek bana göre değil..Ben huzur ve samimiyet isterim..ve ahşap.
Banyoda da "lüks otel görüntüsü" mantalitesi devam etmiş.
Bu görüntü için mermer ve altın sarısı ideal kombin, istenilen görüntü olmuş..
Tezgahtaki mermer siyah ta olabilirdi, siyah+altın ikilisi de lüks görüntünün garantisidir.
Misafir yatak odası çok hoş.
Direkli yatakları sevmiyorum ama bu oda çok güzel olmuş..
Direkler tavanla ne kadar uyumlu...o yüzden görüntü kesilmiyor, devam ediyor, hoş olmuş.
Abajurlar, tablo, komodin niyetine kullanılan dolaplar..herşey hoş, uyumlu.
Bir başka banyo..
Pirinç malzemeden duşakabin değişik olmuş. Ama içerisi giyinme odası sanırım, o duvar kağıdı bir facia..yani bana göre:)
Lavabo çok değişik, güzel bence..
Cameron'ın oynadığı filmlerden birinin müziğiyle -çok ta sevdiğim bir şarkı- kaçayım buralardan:)
Hepimize keyifli bir haftasonu olsun!
Sevgiler

19 Eylül 2013 Perşembe

Başımıza gelenler

Bugün oldukça yorucu bir gündü.
Sabah saatlerindeki tempoyla olmasa da, gün hala bitmedi, devam ediyor.

Sabah 07.00 civarında yağmur sesiyle uyandık.
Yağmur sayesinde hava iyice serinledi, pikeye iyice sarılıp bir süre daha keyif yapmak istedim.
Sonra banyoya gitmek üzere kalkmaya niyetlendim, ayağımda bir ıslaklık hissettim:/

Yatak odamızdaki balkon yine taşmış:(
Önceden de başımıza böyle bir tatsız olay gelmişti, hatırlarsınız (bu yazıda)
Ama biz tedbirimizi alıp, gideri kapatmıştık.
Fakat bu sefer su giderden taşamadığı için, arka balkondaki kullanılmayan çamaşır makinesi çeşmesinden taşmış:(
Sabahın 07.30'unda Ümit Usta geldi sağolsun, sorunu halletti.
Eski okur hatırlar, bizim yatak odasının balkonunda dolap ünitesi var. (tık tık)
O ünitenin en alt çekmeceleri sırılsıklam oldu, kurumaya bıraktık ama önceden de başına 2 kere böyle birşey geldiği için, artık o çekmecelerden hayır gelir mi, şüpheliyim.

Bugün Antalya'nın ilk ciddi yağmuru yağdı.
Sanırsınız ki kış geldi, öyle böyle bir yağmur değil..
Bu görüntüleri Selim Efe'yi kreşe götürürken, saat 09.00 civarı çektim..sanırsınız akşam olmuş.
Yağmurlu havaları çok severim, böyle havalarda evde pineklemeye bayılırım, hiç dışarı çıkasım gelmez.
Ama bugün benim için yine "evdeki hesabın çarşıya uymadığı" bir gündü. O yağmurda ne çayımı keyifle içebildim, ne de film+kitap keyfi yapabildim..
Neyse ki, artık sorun etmiyorum böyle şeyleri..

Zaten sorun etmediğimden olsa gerek, bu tatsız olayın hemen ardından başımıza komik birşey geldi: telefonum çaldı, arayan, bize yardıma gelen Gülşen. Birkaç kere onun programı sebebiyle günleri değiştirmiştik. Günleri karıştırmış, ben kreşteyken o temizliğe gelmiş, kapıda bekliyordu:) su basması sonrası oluşan o fena görüntüden eser kalmadı, Gülşen pırıl pırıl yaptı heryeri, sağolsun..

Bir de üstelik bir kız bebek bekleyen arkadaşım Güneş te sabah kahvesine niyetlenmiş, o halimize  rağmen geldi, çok keyifli saatler geçirdik.

Bir başka yağmura hazırız şimdi, heyecanla yeni bir yağmurda yapacağımız çay+muhabbet keyfini bekliyoruz:)

17 Eylül 2013 Salı

, , ,

Eski ile yeni birarada

Bugünlerde zaman o kadar hızlı akıyor ki, bazen yetişemediğimi hissediyorum.

Geçenlerde bir fuara katıldım ve o fuardan size bahsetmediğimi farkettim:/ Halbuki önceden haber vermek daha uygun olurdu, zira meraklıları varsa ve o tarihlerde Antalya'da bulunuyorlarsa ilgilerini çekebilir diye..

Bu sebeple haftasonu yapılacak bir etkinlikten -şimdiden- bahsetmek istedim.
Katılmış olduğum fuar Antalya Auto Show'du.
Antalya Auto Show'un bu sene dokuzuncusu düzenlendi.
Fuarın bu sene diğer yıllardan küçük bir farkı vardı: Mercedes ve Peugeot gibi yeni modellerinin lansmanını yapacak otomobil firmalarıyla birlikte, ayrı bir bölümde klasik otomobiller sergilendi.

Dekorasyonda da eski ve yeniyi birarada görmekten çok hoşlandığım için, bu otomobilleri de birarada görmek oldukça etkileyiciydi.

Fuar ziyaretçileri yeni modellerin denemesini yapıp, fiyatlar hakkında bilgi alırken, bir yandan da klasik otomobillerle -bizim külüstürlerin de fiyatını soran çok oldu:))- hatıra fotoğrafı çektirmeyi ihmal etmedi.
Geçmiş geçmişte kaldı.
Şimdi de gelecekten haber verelim! (Ah fal bakmayı da bir bilebilseydim:))

Bu haftasonu Antalya Erasta AVM ile AKOK (Antalya Klasik Otomobil Kulübü)'un ortaklaşa düzenlendiği bir etkinlik var.
İlgilenenlere duyurulur.
Ayrıca etkinliğin başladığı 21 Eylül'de şehrin bir başka tarafında, başka bir etkinlik var: Duman konseri.
Eğer bir aksilik olmazsa etkinlik çıkışı konsere yetişmeyi düşünüyorum:)

Önceden bahsettim mi hatırlamıyorum ancak Duman benim Türkiye'de en sevdiğim grup. Bir de MFÖ seviyorum. Her iki grubu da iyi takip ederim, albümleri çıktığı hafta alırım.

Duman birkaç gün önce Darmaduman albümünü çıkardı. Birkaç gündür albümü dinliyorum, keyifli.
Şu ara Köpekler dilime pelesenk oldu, biraz agresif ama harika.
Albüm satışına katkıda bulunacağını bildiğimden, grup kendi youtube sayfasına video yükleyene kadar yeni şarkılarının videolarını paylaşmayı düşünmüyorum.

Ama bir önceki albümde çok sevdiğim iki şarkı var, onlarla gitmek istedim.
Sevgiler


Ben kimim?

Ben kimim?
Bu kız İzmir/Paris/Antalya hattını, sıcakkanlı insanları, Amelie Poulain tarzı iyimserliği, seyahati, daha çok seyahati, Fransızca'yı, şansonları, edebiyatı, country mutfakları, antika eşyaları, dekorasyonda beyazla diğer her rengi karıştırmayı, midye, boyoz ve tüm deniz mahsullerini, modayı, dost ortamına hazırlanan keyifli sofraları, estetiği, naneli dondurma başta olmak üzere naneli olan her ürünü, İtalya'yı, bleu/blanc çılgınlığını, toile de jouy'nin büyüsünü, sanatı, yazı, naneli americano tadını, yarenle içilen sakızlı Türk Kahvesi'ni, yeşil çayı sever.

Instagram

Facebook

Iletişim

smyrnetalyaa@gmail.com

Follow by Email