31 Temmuz 2012 Salı

, , ,

Evin kalbi

Tabii ki mutfaktan bahsediyorum!:-)
Çok muhteşem bir aşçı olduğum söylenemez, hatta son yıllarda mümkün mertebe tüm yemekleri sağlıklı bir şekilde pişirmeye dikkat ediyorum, ancak bu mutfakta vakit geçirmediğim anlamına gelmiyor! Üstelik fırınla da son zamanlarda iyice kaynaştık, tabii bunda oğlum Selim Efe'nin keklere ilgi duymasının payı büyük :-)

Önceki evimle kıyasladığımda daha küçük bir mutfağım var, yaklaşık 13 m2. Ancak şu anki evimin mutfağı çok daha kullanışlı ve en önemlisi de aydınlık. Karanlık mutfakları sevmiyorum, benim enerjimi alıyor, bir mutfakta mümkünse büyükçe bir pencere olmalı, hatta balkona açılan ayrıca bir kapısı da olursa hiç fena olmaz :-)

Yine her zamanki gibi, size evin eski halinden birkaç fotoğraf koymak istedim, aradaki farkı görebilmeniz adına..
Mutfak cidden kötü durumdaydı, dolaplar kullanılacak gibi değildi, zaten benim hayalimdeki mutfak kriterine de hiç uymuyordu. Tabii ki herşey kırılıp, söküldü, işte bu hale geldi:
Mutfaktaki masanın sol kısmı atıl durumda olduğu için, ben oraya buzdolabı, fırın ve mikrodalga köşesi yapmayı tercih ettim:
Eskiden buzdolabının olduğu bölgeye ise su sebili ve kiler dolabı yerleştirdim, çünkü buzdolabı mutfağın girişini iyice daraltmış ve mutfağı -yanlış bir perde seçimi de etkili olmuş- kapkaranlık yapmıştı. Buzdolabının olduğu mutfak girişi şu an böyle:
Yalnız kabul etmeliyim ki genel mutfak, oda, mekan çekimleri çok zormuş, çünkü 180 derecelik bir lensiniz olmadığı müddetçe böyle bir çekim yapabilmek imkansız :/ Ben de bu sebeple, elimden geldiğince merak edenler için genel görünüş fotoğrafı çekmek istedim:
Antalya'daki evlerin mutfaklarının en güzel yanlarından biri, aydınlık olduğu kadar aynı zamanda bir balkona açılıyor olmaları..:-)
Her ne kadar tek başına içilmesi pek fazla keyif vermese de, kahvesiz bir gün düşünemiyorum..
Genelde sabahları hafif bir kahvaltı sonrası vakit geçirdiğim bölge burası..
Burası da benim yemek pişirme bölgem..
Bu fotoğraftaki metal nihaleye dikkatinizi çekerim, kendisi aynı anda 2 büyük tencereyi konuk edebiliyor!:-)
Özellikle kalabalık aile, dost yemeklerinde onu kullanmaktan büyük keyif alıyorum.
Merak edenlere duyurulur, bu nihale Ikea'dan.
Evye seçmeye gittiğimde, emin olduğum birşey vardı: kesinlikle metal evye istemiyordum. Buranın suyu o kadar kireçli ki, ne kadar kuru tutarsanız tutun, bir süre sonra kireçlenme kaçınılmaz oluyor ne yazık ki..
Sonra bu evyeyi gördüm, kireç tutmuyor, sadece içinde uzun süre bulaşık bırakmamak gerekiyor çünkü leke yapıyor. Ama o leke işini de klorakla (aa pardon, biz İzmirliler çamaşır suyuna klorak deriz:-) çözdüm, bir süre klorakla bekletince yeniden ilk haline dönüyor, pırıl pırıl oluyor;-)
Bu musluğun hikayesini burada anlatmam ne kadar doğru bilmiyorum aslında ama yine de sizinle paylaşmak zorunda hissediyorum..
Bu tip bir batarya çok istiyordum mutfak için, bizim genel konsepte de modern bir musluk yakışmazdı. Epeyce araştırdıktan sonra bu tip bataryaların yurtdışında daha çok tercih edildiğini, burada bulmanın zor olacağını öğrendim. Sonra internetten bir firma buldum; başta Fransa olmak üzere çeşitli ülkelere bu bataryaları üretip gönderiyorlardı.
İstanbul seyahatim sırasında pek çok yere baktık, bulamadık. Sonra fabrikasında olabileceğini söylediler. Kuzinim Yasemin ve eşimin kardeşi Ahmet'le birlikte Anadolu yakasında Kayış Dağı diye bir yere gittik, fabrika oradaymış!! Ve şansa bakın ki, sadece 1 adet batarya kalmış..şaka gibi...tabii ki aldık!:-)
Yasemin ile Ahmet'e ne kadar teşekkür etsem az...
Dilerim bana deli gözüyle bakmıyorsunuzdur :-))
Şimdi farkediyorum da, kuşlar balkondaki balıkların görevini mutfakta devralmış :-)
Susan Miller en favori astrologlarımdan; aşağıdaki takvim de onun 2012 için hazırladığı, önemli astrolojik olayların bildirildiği takvim...çok seviyorum!
Dolaplar özellikle beyaz olsun istedim, beyaz benim için temiz görüntü demek, üstelik temizliği de kolay..
Dolapların ortalarında mobilyacıların "göbek" dediği uygulamayı yaptırdık, biraz eski ama temiz bir görüntü olsun istedik, ortaya böyle dolap kapakları çıktı..

Bu dolaplara modern kulplar olmazdı, seçim yine evin geneline hakim maviden yanaydı :-)
Mutfağa neden masa kullanmadığımı sorabilirsiniz. Ancak mutfağım balkona açılıyor, balkonumda zaten bir masa var. Salonda da büyük bir yemek masası ayrıca var. Masa ile mutfağı çok daraltmak istemedim. Eğer kışın mutfakta çok elzem olursa belki buraya ufak ebatlarda, beyaz, yuvarlak bir masa düşünebilirim..
Kışın balkon kullanımı nasıl olur, bilmiyorum, yaşadıkça göreceğiz.
Sevgiler:)

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Bundan çok uzun yıllar önceydi.
Tek başıma bir Paris yolcuğu yapacaktım. Bu tip bir yolculuğu her yapacak olan heyecanlanır diye düşünüyorum, ancak Fransızca eğitim almış biri olarak bu seyahat benim için hem çok anlamlı, hem de kat be kat heyecan vericiydi.
İtiraf ediyorum, o kadar romantik gelmişti ki, daha şehire vardığım ilk saatlerde "kızım bir sevgilin olmadan ne işin var senin buralarda?" diye kendi kendime söylendiğimi hatırlıyorum.
Bir gün sonra, böyle hayıflanarak bu şehirden haz alamayacağımı düşündüm ve kendimi sokaklara vurdum.
En çok dikkatimi çeken -bilhassa Montmartre'da- balkonlar oldu. Binaları zaten çok seviyorum, çoğunluğu Ermenilerin taş ustalığı sayesinde muhteşem şeylere dönüşmüşler ama balkonlar gerçekten güzeldi..
Pek çok balkon fotoğrafı çektim ama daha İzmir'e bile dönmeden bir yanlışlık sonucu -daha doğrusu benim teknolojik cahilliklerim sebebiyle:-)- o güzelim balkonlar sadece hafızamda anı olarak kaldılar:-(

Aradan uzunca bir süre geçti, yine Paris'e yolum düştü..ama bu kez eşimle ;-) Onun için fazla turistik ve banal olsa da (kendisi Paris doğumlu) benim zorumla Montmartre semtine doğru kısa bir yolculuk gerçekleştirdik ve tabii bu kez hedefim olmasa da, yolda karşıma çıkan birkaç balkon fotoğrafı çekmeyi ihmal etmedim.
Çiçeksiz bir balkon hiçbirşeye benzemiyor, bir saksı çiçek ise balkonun havasını bir anda değiştirebiliyor.
Bakın Venedik'te çektiğim 2 fotoğraf, biri balkon bile değil, pencere..ama kesinlikle çok sevimliiii!:-)
Yukarıdaki balkonlara bakarsanız, bu konuda ne kadar şanslı olduğumuzu anlarsınız:-) Bilhassa Antalya'da balkonlar küçük bir oda büyüklüğünde ner'deyse:-)
Kendi evimin balkonuna gelince..
Aslında eski haline dair bir fotoğraf çekmiştim ama bulamıyorum:/
Ne gibi değişiklikler yaptık? Bir cam balkon yaptırdık, trabzanları değiştirdik, yer döşemesi kırılıp yenisi yapıldı ve tabii ki badana..Onun dışında birşey yok, eşyalarım yine eski evimden şimdilik..Buraya belki ileride bir divan yaptırabilirim, çünkü eminim ki kışın yağmur yağarken balkonda kahve keyfi yapmak çok zevkli olacak :-) 
İşte bu da benim balkonum..
Bu genel görünüş..
Bunlar da ufak detaylar..
Sakın sardunyama bakamadığımı düşünmeyin, çok sıcak olduğu için bu dönem çiçeklerini dökermiş :-)
Pembe güzellerin adı ise Yeni Gine..
Sanırım anlamışsınızdır, ben bir balık delisiyim, uğur ve bereket getirdiğine inanıyorum :-)
Gram esmediği için Antalya'da, balkonda yemek masasının gerekliliğini düşünür oldum..gerçi sadece temmuz/ağustos bu masadan faydalanamıyoruz, bahar ayında mükemmel, kışı da hele bir geçirelim, ona göre buranın nasıl döşeneceği konusunda fikrimi kesinleştiririm sanırım..
Şu sıcak havalar geçse de, bir balkon sefası yapabilsek..:-)

29 Temmuz 2012 Pazar

Bugün günlerden Pazar.. Neler yapıyorsunuz bilmem ama bu saatler Antalya'da sokağa çıkanın "deli" olarak nitelendirildiği saatler:) Pavarotti sever misiniz? Ben çok severim, İtalyan olduğundan olsa gerek, ayrıca sempati beslerim kendisine:) Aşağıdaki video Luciano Pavarotti'nin ölmeden önceki son performansı. 2006 Torino Kış Olimpiyatları'nda sahne almış, tek kelime ile muh-te-şem! Sizlerle paylaşmak istedim. Keyifli bir Pazar olsun
Evin en az kullanılan alanı olduğundan olsa gerek, genellikle insanlar evlerinin antre dediğimiz girişlerine hiç özen göstermezler.
Oysa ki bir evin genel karakterini, hatta o evde yaşayanların tarzını anlamak için girişe bakmak yeterli. Salonunuza, yatak odanıza ya da mutfağınıza bayıla bayıla alıp kullandığınız sizi yansıtan, sevdiğiniz objeleri rahatlıkla antrenize de kullanabilirsiniz. Örneğin sevdiğiniz bir tablo, el yazması, şık bir ayna, tarzınıza uygun bir şemsiyelik, hatta bir heykel...hayal gücünüze kalmış!
Evimizin önceki sahibesi Wesna kendi zevklerini antreye çok başarılı şekilde yansıtmıştı; eve ilk girdiğimde ev sahibesinin antika eşyalara merakı olduğunu girişteki eski dikiş makinesi, duvardaki siyah/beyaz fotoğraflar ve ona uygun çerçeveler, el dokuması halılar ve saatten anlamıştım.
Sonra biz sıkı bir bakım yapmak istedik ve giriş önce böyle bir aşamadan geçti:
Ve sonuç: Yerlere özellikle halı, kilim, paspas, vs. istemedim, zira girişte -eğer güzel yer döşemesine sahipsen- bu tip birşey kullanmanın gereksiz olduğunu düşünüyorum. El dokuması halılara, kilimlere karşı olduğum sanılmasın, bende de hatırı sayılır bir koleksiyon oluşmaya başladı, sadece bu tip bir döşemede boğacağını düşündüğümden ve bu karolara haksızlık olacağından kullanmadım.
Evinize gelen konukları güleryüzlü ve içten karşılamak çok önemli :)
Eğer çekmeceli bir dresuar tercih ederseniz, ortalığın daha tertipli görünmesini sağlarsınız;)
Sizi bilmem ama ben nazara inananlardanım. Evet, aşağıda fotoğrafını gördüğünüz bir nazarlık, eskiler bu nazarlıkları düğün günü gelin olacak kızın atına asarlarmış, üzerindeki aynalar sayesinde kız kem gözlerden korunsun, kötü gözler sahibine geri dönsün diye:) Çok sevdiğim bir dostumun taaaa Kapadokya'dan gönderdiği düğün hediyesi..benim için çok değerli.
Antrenin devamı uzun sayılabilecek bir koridorla yatak odalarına bağlanıyor. Tablosuz ve fotoğrafsız yapamayan bir aile olarak, o bölgedeki duvarları da seyahat ettiğimiz yerler ve çocukluğumuzla ilgili resimler ve fotoğraflara ayırdık.

Bu antreye başka neler eklemeyi düşünüyorum?
Dresuar karşısındaki günlük hasır çantamın yerine keşinlikle alçak bir koltuk ya da tabure arıyorum, misafirlerim ayakkabılarını daha rahat giyip çıkarabilsinler diye..

Antalya'nın bol yağmurlu kışları için bir şemsiyelik düşünüyorum, ancak içeride çok ta fazla karmaşa yaratmamak adına kapı önüne koyabilirim.

Ve son olarak ta, tabii ki bir boy aynası istiyorum ancak oğlum henüz çok küçük, o makul bir yaşa gelene kadar bu bölgede bir boy aynası olur mu, bilmem..

Şimdi antrenizi yeniden gözden geçirmeye ne dersiniz?

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Nerede mavi-beyaz dekorasyon görsem içim açılıyor..Sanırım ebeveyn banyom, yatak odam, antrem ve mutfağımı çok sevmem bu yüzden, çünkü hep bu renkler hakim.. Şimdi düşünüyorum da, bayıldığım çiniler, toile de jouy desenler, bleu blanc'lar da hep mavi beyaz (bunlarla ilgili ayrıca bir yazı beklemekte bizi demek ki:) ) Aslında salonumu da mavi-beyaz dekore etmeyi düşünmedim değil ancak oğlum Selim Efe büyüyene kadar salonun eşyalarını değiştirmeyi düşünmediğim için bu fikrimden çabucak vazgeçtim. Belki oğlum biraz büyüdükten sonra böyle bir işe girişebilirim, neden olmasın?:) Size fikir olabilmesi için ve açıkçası biraz da gözünüz gönlünüz açılsın diye, mavi-beyaz hoş örnekler sunmak boynumun borcu oldu:) Buyrunuz efendim..

27 Temmuz 2012 Cuma

Güzel bir sabah..

Günaydın! Diyete başlayalı tam bir hafta oldu. Zorunlu kaçamaklar olmasaydı, daha da iyi bir sonuç alabilirdim ama 1 haftada 1,3 kg hiç te fena değil :) Güzel haberi vermek için spor hocamın yanına gitmeye sabırsızlanıyorum:) Ben bir diyetisyen değilim ama diyetisyenimin beni bilinçlendirdiği ölçüde aklınıza takılanları, bildiklerimi sizinle paylaşmaktan mutluluk duyarım! Bugünkü ruh halimi özetleyen bu şarkıyla "görüşmek üzere!" diyorum:
James Brown - I Got You (I Feel Good) ile coolfunk

, ,

Yatak odası

Sabahları nasıl uyanıyorsunuz? Yorgun, enerjik?
Aslında bir önceki gece erken de yattınız, iyi de bir uyku çektiniz ama hala üzerinizde bir ağırlık, yorgunluk hissi var..acaba bunun sorumlusu yatak odanızın dekorasyonu olmasın?

Zevkler ve renkler tartışılmaz muhakkak ancak ben yatak odasında her zaman açık rengi tercih edenlerdenim. Özellikle mavi, beyaz, pastel yeşil, pudra gibi renkler beni rahatlatıyor, kendimi daha zinde hissetmemi sağlıyor.

Evi satın alırken evin konumu dışında, yatak odasının genişliği, özellikle bir balkona ve bir ebeveyn banyosuna açılıyor olması bu evi almamızda önemli etkenlerden biriydi.
Birazdan da göreceğiniz gibi, yatak odasında yaptığımız en radikal değişiklik odaya bir gardrop yaptırmak oldu. Bir de atıl durumdaki balkonu giyinme odası haline getirdik. Aslında çok geniş bir alan olmadığından giyinme odası yerine "büyük gardrop" demek daha mantıklı geliyor bana:) 

Yine her zamanki gibi yatak odasının öncelikle eski halini paylaşmak istiyorum. Sonra da odayı ne hale getirdiğimizi göreceksiniz.

Önce eski hali:
Yeni halinde mobilyaların, duvarların, tekstillerin rengi ve kapılar değişti.
Bu da yeni hali:
Odanın konumu sebebiyle, biz de eşyalarımızı eski hali gibi konuşlandırdık.
Yatağın üzerine tablo, ayna vs. asıp asmamaya bir türlü karar veremedim. Çok beğenmediğim birşey olmadığı müddetçe asmayı da düşünmüyorum.
Halıyı -daha doğrusu kilimi- özellikle boğmaması için mavi olsun istemedim. Hem şifonyer üzerindeki aynayla da bütünlük sağladı bu kilim..
Perde fonunda görülen "toile de jouy" desenini çok seviyorum. Bu kumaştan biraz fazla aldım, yatağımın üzerine değişik ebatta yastıklar diktirebilmek için..Yedekte beyaz bir yatak örtüm de var, yastıkların o örtüyle yakışacağından eminim.

Bu da diğer açıdan görünüş..
Evin eski halinden farklı olan şeylere gelince..
Yatağın karşısındaki boş duvara boydan boya bir gardrop yaptırdık, giyinme odası ile birlikte bu sayede "yazlık/kışlık kaldırma sendromumuz" da ortadan kalktı :)
Yatak odamızda 2 kapı var, biri ebeveyn banyosuna açılıyor, diğeri ise atıl durumdaki bir balkona..
Balkon bu haldeydi
Biz burayı depolama alanı olarak kullanmak istedik, zira Antalya'da yazın balkon keyfi yaptığımız pek söylenemez, çünkü 50 derece sıcakta balkonda oturmak pek mümkün olmuyor :) Aslında önce bu balkonu çamaşır odası yapmayı düşünmüştük ama çamaşır/kurutma makinelerinin gürültüsü aklımıza gelince bu fikirden vazgeçtik. Ve balkon bu hale geldi:
Bu tip dolaplı odaların üst raflarında kullanılmayan yastık, battaniye gibi eşyalarınızı da depolayabilirsiniz.

Ben kimim?

Ben kimim?
Bu kız İzmir/Paris/Antalya hattını, sıcakkanlı insanları, Amelie Poulain tarzı iyimserliği, seyahati, daha çok seyahati, Fransızca'yı, şansonları, edebiyatı, country mutfakları, antika eşyaları, dekorasyonda beyazla diğer her rengi karıştırmayı, midye, boyoz ve tüm deniz mahsullerini, modayı, dost ortamına hazırlanan keyifli sofraları, estetiği, naneli dondurma başta olmak üzere naneli olan her ürünü, İtalya'yı, bleu/blanc çılgınlığını, toile de jouy'nin büyüsünü, sanatı, yazı, naneli americano tadını, yarenle içilen sakızlı Türk Kahvesi'ni, yeşil çayı sever.

Instagram

Facebook

Iletişim

smyrnetalyaa@gmail.com

Follow by Email