30 Ekim 2013 Çarşamba

Öncelikle belirteyim: bu başlığı bir arkadaşımın Facebook'taki durum güncellemesinden esinlenerek oluşturdum. Durum o kadar beni anlatıyordu ki, başlık olarak koymakta sakınca görmedim :)

Aslında baktığınızda ben öğrenci değilim, memur da değilim, milli bayramlarda tatil yapan herhangi bir şirkette de çalışmıyorum. Ancak son 2 senedir Antalya'da Cumhuriyet Bayramı o kadar coşkulu, o kadar "bayram" gibi kutlanıyor ki, ben de bayram tatili modundaydım:)

Bugün ise tatil bitmiş, hafta başlamış, sanki Pazartesi gibi..

İzmir'de fazlasıyla coşkulu kutlandığından olsa gerek, Cumhuriyet Bayramı'nı çocukluğumdan beri çok severim. Bir de küçükken bu bayramda okul töreninden sonra bilirdik ki, anne/babamız bizi akşam dışarı çıkaracak, büyükler gibi takılacağız...çocuk aklı işte:)

Sonra büyüdük, yetişkin olduk, yine birşey değişmedi; bayramlarda soluğu yine Kordon/Gündoğdu Meydanı arasında aldık.

Dün bir arkadaşım İzmir Gündoğdu Meydanı'nda öğle saatlerinde bir fotoğraf çekmiş, her zamanki gibi kalabalıkmış, orada arkadaşlarımla olmayı çok istedim.
35,5 Karşıyakalılar ise kutlamalara erken başlamış, bir gece önceden sokaklara dökülmüşler:)
Bu seneki Cumhuriyet Bayramı benim için çok özeldi..
Eşimin kurucularından olduğu Antalya Klasik Otomobil Kulübü 90. yıl için bir Cumhuriyet Korteji hazırlamış, biz de kızımız Bea ile korteje katıldık. Bu fotoğraf ta Selim Efe'ye hatıra..
Selim Efe henüz tam olarak iyileşmediği için onu korteje götüremedim, kısmetse seneye..
Akşam ise Antalya görülmeye değerdi, birbirini tanımayan binlerce insan birlik içinde önce Türk Yıldızları'nın nefes kesen gösterisini izledi, ardından da Cumhuriyet Meydanı'nda toplanmak üzere yürüyüş yaptı. 
Bağımsız olmak, başkalarının sömürgesi olmamak, birlik olmak, böyle günlerde tek yürek olmak çok güzel..

Ve şimdi tatil ve eğlence bitti, normal hayata dönüş yaptık.
Hava burada hala yazdan kalma ama bizim evde yarın itibarıyla kış temizliği başlar..
Evde heryer darmadağın, bizi artık ancak bir kış temizliği paklayabilir!:)
Ortalıkta pek ıvır zıvır olmasından hoşlanmam ama artık eşimi de rahatsız etsin diye, başta tablolar olmak üzere, herşeyi ortalığa koymaya başladım...yoksa aynalar gibi bunların da asılması ayları, hatta yılları bulacak! ( aynaların akibetini merak edenler)
Yarın Gülşen gelecek, ortalığı böyle görüp kaçmaması için ben dolapları temizlemeye başlayayım!
Sizi de bir "Pazartesi şarkısı" ile başbaşa bırakayım:)
Sevgiler:)

29 Ekim 2013 Salı

Hayaller üzerine

Deep ve saz arkadaşları yine bir "mim" olayına girmişler..
Aslında cevaplamayı düşünmüyordum ama Deep -nam-ı diğer Sade ve Derin- benim sıkı takip ettiğim bloglardan, o da benim iyi bir takipçim, onu kıramadım..hem konu da çok güzel: hayaller.
Hayal kurmayan insan var mıdır, bilmiyorum.
Benim için hayal kurmak ayrıca mesai ister mesela; hayal kurarken sakin bir ortam yaratırım, güzel müzikler dinlerim, yürüyüşe çıkarım, bazen enerjisini sevdiğim insanlarla biraraya gelir, hayallerimi onlarla da paylaşırım..

Vaktiyle hayalimi görsele bile döktüğüm olmuştur:) Öğrencilik yıllarımdı, Paris'e hiç gitmemiştim, ölesiye gitmek istiyordum...birgün, bir kitapta Eyfel Kulesi'nin çok eski yıllara ait, siyah/beyaz nefis bir fotoğrafı ile karşılaştım..o sayfayı kesip çerçevelettim ve çalışma masamın üzerine astım. O fotoğrafa kaç kere bakıp hayaller kurduğumu hatırlamıyorum..Sonra 20'li yaşlarımda bana Paris yolları gözüktü, ilginçtir, dönüşümden birkaç ay sonra çerçeve yere düşüp paramparça oldu...sanırım fotoğraf misyonunu doldurduğu için yapmıştı böyle birşeyi:)

Hiçbir zaman öyle fantastik hayallerim olmadı, hala da hayal ettiğim şeyler ulaşılabilir cinsten...benimkiler hayalden çok dilek gibi:) belki de bu yüzden bugüne dek hayal ettiğim şeylere kavuşmak zor olmadı. 

Ama benim de ütopik sayılabilecek bir hayalim var:
Bir ülke düşünün..
Bütün sokakları pırıl pırıl...yeşilin, mavinin her tonuyla dolu..
İnsanlar birbirine sevgi dolu ve saygılı...trafikte korna çalmayan, yayanın öncelikli olduğu, kimsenin kimseyi hor görmediği, hadi sokakları geçtim, aynı apartmanda yaşayan insanların birbiriyle selamlaştığı, birilerini taklit ederek değil, kendi çalışmalarıyla birşeyler başaran kişilerin oluşturduğu, sanata, bilime kayıtsız kalmayan, özgür bir toplum...
Evet, böyle bir toplumda yaşamayı hayal ediyorum..
Olur mu, olur!

Bu arada Cumhuriyetimizin 90.yılı kutlu olsun!
Ben bugün kortejde olacağım, Smyrnetalya'nın Instagram hesabından fırsat buldukça sizlerle fotoğraf paylaşmaya çalışacağım.

Dün kaybettiğimiz Lou Reed'den gelsin bugünkü şarkı..huzur içinde uyusun..
Sevgiler

28 Ekim 2013 Pazartesi

Or'dan bur'dan

Benim çiçekler konusundaki sabıkam malum..(tık tık)
Tamam, hep aynı çiçek yıllarca kalacak diye birşey yok, yenileri gelecek, güzel güzel açacak, sonra yenileri gelecek..bunları kabullendim..ama bir ay da mı dayanmaz yani..
Derken..

Dün sabah beni bir sürpriz bekliyordu..
Bizim kahvaltı sonrası çay/kahve keyiflerimiz meşhurdur, kendimi bildim bileli var bu adet, eşim de alıştı artık..
Balkona çay keyfine çıktığımda ne göreyim..
Aylardır bana küs olan begonvil çiçek vermiş!:))
Sabah yanına gidip kendisiyle konuştum, sabahımı güzelleştirdiği, güzel birşeyler görmemi sağladığı için kendisine teşekkür ettim (hayır hayır, merak etmeyin, delirmedim:))
Bu sabah dayanamayıp hemen blogun Facebook sayfasında da paylaştım..görmemişin çiçeği olmuş misali oldu ama idare edin, heyecan yaptım:))

Bu sefer formülü buldum galiba: çok su vermiyorum. 
Doğumgünümde flamingo gelmişti hediye, o da açmıyordu ama bu sabah tomurcuklar verdiğini gördüm!:) Güzelce açtığında sizlerle paylaşmaktan keyif duyarım..

Antalya'da bulunanlar için bir duyurum var: yarın, başta AKOK (Antalya Klasik Otomobil Kulübü) olmak üzere, pekçok dernek 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı için biraraya gelip bir kortej oluşturacak. Yarın öğlen 13.30'da Minyatür Kültür Park'tan (Minicity) hareket edilecek. Ben de orada olacağım.
İlgilenenlere duyurulur.
Mutlu bir hafta diliyorum!
Sevgiler:)

27 Ekim 2013 Pazar

Pazar manzaraları

"İnsan yedisinde neyse yetmişinde de o" diyorlar ya..
Bu tam anlamıyla geçerli olmayabiliyor..
Misal ben.
Önceden Pazar günlerini hiç sevmezdim..
Belki öğrencilikten, sonrasında da belki çalışıyor oluşumdan..sevmezdim işte.

Şimdi durum farklı.
Ertesi sabaha kıyafet, ütü, yemek vs..yetiştirme derdi yok.
"Aman Pazar tembellik edeyim, yoksa tüm hafta böyle bir şansım olmayacak" gibi bir stresim de yok..
O yüzden bugün çok keyifli zamanlar geçirdim, bol bol da müzik dinledim. Bazen müzik reel olarak yoktu ama kafamın içinde çaldı, durdu..

Bulunduğunuz yerde hava nasıldı bilmiyorum ama bugün burada nefis bir hava vardı..
Evde hala kış temizliği yapılacak, güzel havanın birgün yerini yağmurlara bırakacağını biliyorum ya, o yüzden ben sürekli sokaklardayım, hiç eve giresim yok..

Bizim bugünkü Pazar manzaralarımız..
Neredeyse ilk başta yazmam gereken şeyi unutuyordum!
Frankofonlar Joe Dassin'i iyi tanır. 
Komiktir, kendisi aslında Amerikalı bir Musevi ancak o dönem ülkedeki bazı karmaşalar sebebiyle Fransa'ya yerleşmiş, ülkede geçirilen uzun yıllar onu yarı Fransız yapmış.
Neyse..
Bu adamın en sevdiğim şarkısı Salut (salü), "selam" demek.
Dün oğluyla yaptığı bir düete rastladım, çok beğendim, sizler de dinleyin istedim..
Pazar hala bitmedi.
Hepinize çok keyifli bir Pazar diliyorum
Sevgiler

26 Ekim 2013 Cumartesi

İlham perisi

Dekorasyon sevenlerin sık sık başına gelen bir durumdur: internette, dergilerde gördüğümüz anda bayıldığımız, bize ilham veren kareleri biriktirmeyi severiz :) 

Bazen o karenin tümünü sevdiğimizi düşünürüz ama fotoğrafa dikkatlice bakıp en çok neyi sevdiğimize fokuslandığımızda, aslında tarzımıza uygun birkaç şeyi seçtiğimizi farkederiz. 

Bundan sonra diğer yazılardan fırsat buldukça, sizlere bir "ilham karesi" sunacağım. Ben fotoğrafı inceleyip, en çok neyi sevdiğimi söyleyeceğim. Sizler de benimle bu oyuna katılırsanız, çok mutlu olurum.

Evetttt, ilk fotoğrafımızla başlayalım:
Ahh, ben bu fotoğrafı görür görmez bayıldım! Ama dikkatlice incelediğimde, beni asıl kendine aşık eden şeyin ne olduğunu keşfettim: kanape. Aslında kanape değil, "mavi kanape"...renkleri nasıl güzel öyle, nasıl içimi açtı, içime nasıl bir huzur verdi..

Geri kalana baktığımda, ne o garibim, yarım kalmış zürafayı duvarımda isterim, ne o bitkilerin ve raflarının duvarımda olmasına izin veriririm, ne de o banyo aynalarını andıran aynayı salonun baş köşesine asarım...yazlık evlerde bu tip bir ayna güzel evet ama şehir evinde değil bence..Tekli koltuklardan solda olan rahat görünüyor ama sağdaki kesinlikle rahat bir mobilya değil...bir eşyanın işlevsellikten uzak olması pek bana göre değil, evdeki her eşya kullanılabilir ve konforlu olmalı benim için..Puf sehpaya gelince..sanki o puf sehpa üzerindeki tepsiler, tabaklar, içecekler ben de hep dökülüp, düşecek hissi uyandırıyor:) Pufları çok severim ama onlara ayaklarımı uzatmayı tercih ederim:)

Diğer tablolara itirazım yok, tabloları ne kadar sevdiğimi önceki yazılarımdan biliyorsunuz..

Son olarak: çizgili kilimi çok ama çok sevdim..
Balkona halı/kilim aradığımı biliyorsunuz.. İşte bu kilimin siyah beyazı İkea'da mevcut ama ebatları benim balkona uymuyor :( Yoksa balkonumda böyle birşey görmeyi çok isterdim..

Bugün Antalya'da güneşli, mis gibi bir hava var...kış iyice bastırmadan, sokaklarda olmalı, bu havanın tadını çıkarmalı..
Hepimize keyifli ve huzur dolu bir haftasonu olsun!
Sevgiler

25 Ekim 2013 Cuma

Günlük bakım şart3

Evet, başlığımızda "Ayşe'nin periskopundan dekorasyon ve yaşama dair yansımalar" yazıyor, evet sadece dekorasyon yazmıyorum ama geçen sene günlük bakımla ilgili yazdığım yazının hala ilgi görüyor olmasını şaşırtıcı bulduğumdan, bu yazıyı yazmak farz oldu. (tık tık )

Aslında geçen seneki yazıdan sonra kullandığım bir sürü cilt bakım malzemesi oldu ama burası bir makyaj bloğu olmadığından, bu konuyu önemsemekle birlikte yazmayı çok tercih etmiyorum. Fakat günlük cilt bakım malzemelerim bitmek üzere, dolayısıyla son 15 gündür periskopumda en çok bu konu var. Gerek internetten, gerek çevremdeki arkadaşlarımdan, gerekse eczacımızın verdiği tavsiyeler doğrultusunda araştırmalarıma son verip alışverişimi yaptım.

Siz nasıl yapıyorsunuz bilmiyorum ama ben ne kadar memnun kalırsam kalayım, cildin alışmaması için,  uzun süre aynı ürünü kullanmıyorum.

Yaz başında Kiehl's'in göz kremi ve gece serumunu aldım, bitmek üzere..
Aslında memnun kaldım yani göz çevremi nemlendirdi, serum da ayrıca yüzüme canlılık ve aydınlık verdi. Nemlendirici olarak ta havalimanında tesadüfen gördüğüm, indirimde olan Estee Lauder/Day Wear'i kullandım. Ama artık yaş itibarıyla biraz daha sıkılaştırıcı, aydınlatıcı ürünlere ihtiyacım var..
Bende şöyle bir takıntı var: eğer ürün eczane ürünü -yani dermokozmetik- değilse pek güven telkin etmiyor:/ Bu takıntı da son 3-4 yıldır oluşmaya başladı...son zamanlarda da içerikte yazan ürünlerin ne olduklarını öğrenmeye çalışıyorum.

İşte bu yüzden, yeniden dermokozmetik ürünlere yönelmeye karar verdim ve eczanenin yolunu tuttum.

Yaz bitti. (Yani bizde hala öğle saatlerinde plaj keyfi yapılıyor ama genel anlamda söylüyorum:))
Bu yaz güneşten oldukça iyi korundum, Hamilton adında bir güneş koruyucu kullandım, inanılmaz memnun kaldım, leke oluşumunu ciddi şekilde engelledi, gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.

Fakat benim Hamilton öncesi lekelerim var, bugüne kadar onları azaltmayı hep erteledim.
Tam bunun için birşeyler yapmaya karar verdiğimde, cilt bakımına gittiğim yerde Perricone MD ürünleri ile karşılaştım.
Perricone MD ürünlerini önce internette araştırdım, olumsuz tek bir yoruma rastlamadım, ki sözkonusu kozmetikse bu ender bir durum..
Sonra çevremde kullananların fikirlerini aldım, memnun olmayan yok..
Şimdi güneş lekeleri ve yüzümdeki matlık için Esther C kürünü uyguluyorum. Henüz 2-3 gün oldu başlayalı, sonucu merak eden olursa 1-1,5 ay sonra cevap verebilirim.

Yüz yıkama jeli, göz çevresi kremi ve nemlendirici olarak ta aynı markanın bu kürü destekleyen  ürünlerini tercih ettim, zira leke kürünün işe yaramasını istiyorum. Tonik Bioderma'nın, eczacımızın hediyesi, dudak balsamı ise her zamanki gibi mentollü Blistex, vazgeçilmezim:)

Yüz yıkama jeli öyle mucize bir ürün değil ama yüzü kurutmuyor oluşu güzel..
Nemlendiricilerde de sıkılaştırma özelliği var ve zamanla aydınlık ve sıkı bir cilt vaat ediyor. Henüz yeni kullanmaya başladım ama nemlendirme özelliği müthiş, sabah uyandığımda cildim hala pamuk gibi..kullanan arkadaşlarım bir ay sonra yüzümdeki değişime inanamayacağımı iddia ediyorlar...bakalım, göreceğiz.

Cilt bakımı ürünleri ile aranız nasıl? Düzenli olarak yaptığınız rutinler var mı?
Bu ürünleri alırken nelere -fiyatı, markası, dermokozmetik oluşu, vs..- dikkat ediyorsunuz?
Sevgiler

23 Ekim 2013 Çarşamba

Kitaplıklı kanape

Birkaç gündür sahil yerine ana caddede yürüyüş yapıyorum.
Arabayla geçerken dikkatimi çekmişti, bizim mahalleye Koleksiyon Mobilya açılmış.
Koleksiyon genel anlamda benim sıklıkla uğramak isteyeceğim türden bir mağaza değil...çünkü kurucusu değerli insan -valla İzmirli olmasıyla alakası yok bu komplimanların, gerçekten beğeniyle takdir ettiğim tasarımcılardan biri- Faruk Malhan modern tasarım anlayışına sahip. Ama yine de mağazadaki herşey o kadar şık görünüyor ki, bakmaktan kendinizi alıkoyamıyorsunuz.

Neyse..
Bu kez yürüyüş yaptığımdan, vitrindekilere yakından bakma fırsatı buldum.
Bir kanape dikkatimi çekti.
Modern çizgilere sahip bir kanape.
Kanapenin en güzel yanı, bir kitaplığa sahip olması..Bilhassa küçük kütüphaneli evlerde yedek kitap dolabı işlevi de görür, çok hoş..
Ben tabii ki krem rengi olanını beğendim ama krem renginde kitaplığı böyle detaylı gösteren bir görsel bulamadım.
Benim takıldığım kanape değil aslında..
Böyle bir kanape hayallerimi de süslemiyor..
Ama bu tip kanape kullanılan bir salon örneği gördüm.
Kitaplık bölümünde birkaç dergi, geri kalan kısım biblolar ve kutularla bezenmiş..

Şimdi söyleyeceklerim belki kimilerine acımazsızca gelebilir ama almayın bu tip bir kanape kardeşim o zaman..
Yaptırın salonunuza bir raf ya da bir dolap ya da başka bir düzenek, sergileyin biblolarınızı, kutularınızı..
Beni hayalkırıklığına uğrattı o fotoğraf..
Çünkü o mobilya kitaplar için tasarlanmış, ben de onu kitaplarla dolu hayal etmiştim...

22 Ekim 2013 Salı

,

Taş duvarlar

Tuğla/taş duvarları nasıl buluyorsunuz?
Son zamanlarda dekorasyon dergilerinde sıkça karşılaşıyorum, ülkemizde bilhassa Beyoğlu, Galata gibi semtlerdeki evlerde bu tip duvar çeşidi sıklıkla kullanılıyor. 

Aslında benim bu konuyla ilgili biraz kafam karışık..
Yani şöyle ki, bazı evlere gerçekten çok yakışıyor, binanın da bir karakteri, tarihi varsa -Beyoğlu, Tarlabaşı ya da Galata evleri gibi- tadından yenmiyor. Ama kimi mekanlarda gerçekten çok zorlama görünüyor.

Hele orijinal olmayan, duvarkağıdı ile yaratılan taş duvarlar var, onlar bana hiç karakteristik görünmüyor..gerçi yakından hiç görmedim, çevremde bu tip bir duvar kağıdı kullanan arkadaşım da yok, yakından incelemek lazım..

Bence bu tip duvarlar endüstriyel, modern ve eklektik tarzla birleşince çok başarılı sonuçlar veriyor. Ama klasik, country ya da rustik döşenmiş bir evde çok fazla geliyor bana..fakat enteresan olan, Alaçatı'da böyle taş duvarlı ev çok fazla olmasına ve genelde rustik ya da provansal/country tarzda döşenmiş olmasına rağmen, inanılmaz yakışıyor...işte kafa karışıklığım bu noktada:)

Fakat ben yine de en çok modern tarzla yakıştıyorum galiba:)
Ve İskandinavlar da bu tarzı çok başarılı uyguluyorlar:)
İşte aynen böyle...benim için çok etkileyici bir giriş..:)
Mutfakta bir duvarda olmak koşuluyla, çok hoş duruyor..
Tabii ki beyaz mutfakla!:) Aslında canlı bir kırmızı da yakışır..
Kahverengi dolaplar sanki biraz kapatmış gibi, siz ne dersiniz?
Bunlar da diğer örnekler..
Bu banyoyu önceden de paylaşmıştım..kesinlikle çok değişik ve güzel..
 Kırmızı ile de hoş durabileceğinden bahsediyordum..işte bu..
 Ah bu çok hoş..şömine ayrı bir sıcaklık katmış..
 Size bahsettiğim görüntü..
Modern ama duvarlarla bir bütün içinde..
Ve kesinlikle hoş görünüyor..
 Hiç bu kadar modern bir banyoyu beğeneceğimi düşünmezdim ama bu banyo gerçekten hoş..
Taş/tuğla duvarlar hakkında görüşlerinizi merak ediyorum.
Aranızda bu tip duvarkağıdı kullanan var mı? Varsa memnun mu?
Sevgiler

21 Ekim 2013 Pazartesi

Pazartesi molası

Her Pazartesi adettendir: bir işyerinde çalışıyor olalım ya da olmayalım, büyükşehirde olalım ya da olmayalım, kendimize göre bir tempo ve koşturmamız vardır.

9 günlük bayram boyunca oğlumun evde olması sebebiyle benim için zaten yeterince koşuşturmalı bir haftaydı, nasıl geçtiğini anlamadım..
Sakın bunu şikayet olarak algılamayın, Selim Efe'yi mutlu gördüğüm an her koşuşturmaya değiyor, o mutluysa ben de mutluyum, sorun yok..
Baksanıza dünkü haline..

Ama yine de insan arada bir "mola" vermeli..
İşte tam da bu yüzden bugün kendimce bir "Pazartesi sendromu" yaşamamaya karar verdim.

Aslında evde yapılacak iş çok...Gülşen temizliğe gelene kadar "dolap detoksu" yapmam lazım; kullanmadıklarımı başkalarına hediye edip, dolapların içlerini temizlemem, yazlıklara bir süreliğine veda edip, kışlıkları hazırlamam lazım...sadece kıyafet değil, kiler aldı başını gidiyor, mutfak dolapları keza aynı..

Beni mutlu edecek ne varsa, bugün onları yapmayı seçtim.
Burası bizim mahalle, evimizin alt sokağı..burada yürümeyi çok seviyorum..
Aramızda spor yapma alışkanlığı olmayan var mı bilmiyorum ama bir kere deneyin, sizi ne kadar mutlu ettiğine hayret edeceksiniz..
Sonra güzel birşeylere bakmak istedim..
Yüzlerce yıl önce okuyup keyif aldığım bir kitaba yeniden başladım..
Birazdan da defalarca izleyip keyif aldığım birkaç filme göz atacağım..

Bugün belki geç ama daha yarın var, sonraki gün var..
Çalışın ya da çalışmayın, ne iş yapıyorsanız mutlaka bir gün mola hakkınız var...işte o günü kendinize ayırmayı deneyin...eşinize, çocuğunuza, ailenize, sevgilinize ya da en yakın arkadaşınıza değil, kendinize..yarım gün, birkaç saat te olsa kendinize..

Ve işte o zaman istediğiniz, yapınca mutlu olacağınız, kendinizi mutlu ve huzurlu hissedeceğiniz birşey yapın..güzel bir resime bakmak, bir film izlemek, yeni bir kitaba başlamak, örgü örmek, sergiye gitmek, yeni bir oyun izlemek, konsere gitmek, bir manzaraya dalıp gitmek, spor yapmak, yemek yapmak, alışveriş yapmak, vs...herşey olabilir, ne yapacağınız size kalmış..

Hepimize mutlu bir hafta olsun!
Sevgiler

Ben kimim?

Ben kimim?
Bu kız İzmir/Paris/Antalya hattını, sıcakkanlı insanları, Amelie Poulain tarzı iyimserliği, seyahati, daha çok seyahati, Fransızca'yı, şansonları, edebiyatı, country mutfakları, antika eşyaları, dekorasyonda beyazla diğer her rengi karıştırmayı, midye, boyoz ve tüm deniz mahsullerini, modayı, dost ortamına hazırlanan keyifli sofraları, estetiği, naneli dondurma başta olmak üzere naneli olan her ürünü, İtalya'yı, bleu/blanc çılgınlığını, toile de jouy'nin büyüsünü, sanatı, yazı, naneli americano tadını, yarenle içilen sakızlı Türk Kahvesi'ni, yeşil çayı sever.

Instagram

Facebook

Iletişim

smyrnetalyaa@gmail.com

Follow by Email