11 Aralık 2013 Çarşamba

Home sweet home

Ve nihayet evimdeyim..
Gittiğiniz yerlerde ne kadar iyi ağırlanırsanız ağırlanın, insanın kendi evi, yatağı gibi yok..

Aslında "İstanbul ile diğer küçük şehirler ve taşranın dayanılmaz hafifliği" konulu bir yazı yazmak istemiyorum ama her İstanbul dönüşümde bir kere daha o keşmekeşte yaşamadığıma şükrediyorum.

Bu türden bir duyguyu Fransızlar, daha doğrusu Parizyenler iyi bilir: kendi yaşadıklarından daha kötü yerlere giderler, Paris'e döndüklerinde ise aslında ne kadar iyi koşullarda yaşadıklarını düşünüp avunurlar…benimkisi de bu türden bir his işte:)

Şansımız da yaver gitmedi değil: evet hava soğuktu, belediye günlerce kar alarmı verdi ama biz -Selim Efe'yi karşıya geçişlerimizde yanımıza alamasak ta- gezmeye devam ettik...ne zaman ki Antalya'ya adımımızı attık, birkaç saat sonra İstanbul'da kar fırtınası başladı:)

Evet kardan kurtulduğumuza şükrettik ama eve döndüğümüzde bizi buz gibi -yani Antalya hava koşulları için buz gibi, 5 derece:/- bir hava bekliyordu. 

Peki bu sefer İstanbul'u nasıl buldum? 
Yine sanat dolu ama daha suratsız, daha mutsuz ve daha bıkmış..

Bunlar da fırsat buldukça çektiğim İstanbul fotoğrafları..
Evet bir Paris değil ama İstanbul metro ağı hatırı sayılır derecede genişlemiş, karşıya geçişlerimizde çok büyük kolaylık oldu.
 Hacı Bekir'in badem ezmelerini tatmadan bu dünyadan göçmeyin:)
Pera Palace Hotel'in pastanesi uzun zamandır uğramayı istediğim adreslerden biriydi.
İstiklal Caddesi'ne uzun zamandır uğramamıştık -daha doğrusu uğrayamamıştık- 
Yeni yıl konseptli süslemeleri bana Barselona'yı anımsattı.
 Çok eski dostum Belkıs'ın ev yapımı nefis vişne likörü..
Bir de Cafe de Paris soslu antrikot ve cevizli ekmek yapmış ki sormayın..yemekleri görür görmez saldırdığım için o nefis sofranın fotoğrafını çekmeyi unutmuşum, bin özür dilerim:))
 Belkıs'ın Paris'ten getirdiği mini kahve tepsileri..
Tabii ki bayıldım! Bilhassa Moulin Rouge konseptli olana:)
Size yarın anlatmayı umduğum başka İstanbul haberlerim de var..üstelik mis gibi de dekorasyon kokuyor:)

Evde olmak güzel..
Sevgiler:)

8 yorum:

  1. Aaa, İstanbul'da mıydın seenn?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet İstanbul'daydım:)
      bir önceki yazıda farketmedin mi:)

      Sil
  2. İstanbul konusundaki fikrine katılıyorum..Yıllarca yaşadım ama şimdi yılda bir hafta fazla fazla yetiyor..İstanbul'u uzaktan sevmek en güzeli :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ayşegül İstanbul'da turist olmak çok keyifli, bu kadarı yeterli benim için:)

      Sil
  3. Hoşgeldin! gerçekten ev gibisi yok...Kar manzaralarına özensem de çilesini düşününce aman boşver diyorum.
    Hadi yarın olsun :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yastık selam:)
      Hoşbulduk!
      Valla arkadaşım Boston'da bu kar muhabbeti sebebiyle uzunca bir süre bunalıma girip, zor alıştığı için hiç özenmem o tip manzaralara:))

      Sil
  4. istanbulda da olmuyor,istanbulsuzda olmuyor..tam o moddayız biz.ahh bu trafik ve yol mesafeleri olmazsa tadından yenmez.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Seval günaydın:)
      İstanbul'da yaşayan tüm çevrem bu modda:) Ama fırsat buldukları an kaçacaklar, biliyorum:) Hepsi Ege'nin, Akdeniz'in hayalini kuruyorlar:)
      İstanbul'da beni en çok doyuran şey sanat, oradaki müzeleri -en çok ta Pera Müzesi'ni- seviyorum...onun dışında çoğu şey -alışveriş konusunda- Antalya'da mevcut zaten.
      Sevgiler

      Sil

Ben kimim?

Ben kimim?
Bu kız İzmir/Paris/Antalya hattını, sıcakkanlı insanları, Amelie Poulain tarzı iyimserliği, seyahati, daha çok seyahati, Fransızca'yı, şansonları, edebiyatı, country mutfakları, antika eşyaları, dekorasyonda beyazla diğer her rengi karıştırmayı, midye, boyoz ve tüm deniz mahsullerini, modayı, dost ortamına hazırlanan keyifli sofraları, estetiği, naneli dondurma başta olmak üzere naneli olan her ürünü, İtalya'yı, bleu/blanc çılgınlığını, toile de jouy'nin büyüsünü, sanatı, yazı, naneli americano tadını, yarenle içilen sakızlı Türk Kahvesi'ni, yeşil çayı sever.

Instagram

Facebook

Iletişim

smyrnetalyaa@gmail.com

Follow by Email