2 Nisan 2013 Salı

Ben Sarah Jessica Parker'ın oyunculuğunu "Sex And The City Öncesi ve Sonrası" olarak ikiye ayırıyorum.

Sanırım bu her oyuncunun kabusudur: o Carrie Bradshaw karakteri öyle bir yapıştı ki üzerine, belki gerçek hayatında modayla bu kadar içli dışlı olmasa bile artık Karl Lagerfeld, Carine Roitfeld'lerle takılma durumunda ve çekilen karelerden görüyoruz ki hayatını neredeyse -ama bu Carrie çocuklu- Carrie Bradshaw gibi yaşıyor. Gerçi Lagerfeld gibi bir efsaneyle aynı ortamda olmak beni boğmayacağı gibi, Parker'ı da rahatsız etmiyordur :)

Ben Sarah Jessica Parker'ı Sex and The City öncesi 90'lı yıllarda The First Wives Club/ İlk Eşler Kulübü ve Mars Attack/ Çılgın Marslılar filmlerinden hatırlıyorum. Ancak o kadar şanssızdı ki, ilk bahsettiğim filmde Diane Keaton, Goldie Hawn ve Bette Midler gibi devlerin yanında kayboldu. İkinci filmde ise durum daha vahimdi: Tim Burton yönetimindeki filmde Jack Nicholson, Glenn Close, Annette Bening, Pierce Brosnan, Danny de Vito gibi bir sürü usta oyuncuyla biraraya gelmişti, yine farkedilmedi.

Asıl patlamasını Sex And The City dizisiyle yaptı. Bu yüzden "öncesi ve sonrası" olarak ayırıyorum. Sonrasında Hugh Grant'le Did You Hear About The Morgans?/ Morganlar Nerede? isimli ucuz bir film çevirdi, sonuç yine hüsrandı.

Uzun yıllardır oyuncu Matthew Broderick ile evli olan Sarah Jessica Parker New York'ta yaşıyor.
Gördüğü ilgiyi ve evlendiği adamı -Broderick New York'un oldukça iyi durumda olan Musevi ailelerinden birinin oğlu- düşünürsek, oldukça mütevazi bir evde yaşıyor.


Henüz New York'a gitmedim ancak görsellerden gördüğüm kadarıyla, dairelerde odaların bir bölümü genellikle dikdörtgen şeklinde sanırım...Julianne Moore'un NY'taki dairesini hatırlarsınız, onun da odaları bu şekildeydi..


Evin genelinde klasik, retro ve modern eşyalar mevcut.
Holdeki bu klasik şifonyeri çok beğendim.
Bir de odaları birbirine bağlayan noktalarda kapı olmaması, mekanı daha da geniş kılmış..


Bir apartman dairesi için nefis bir bahçe..
Sadece benim gibi biri için çok renksiz..


Burası bana D&R'ı anımsattı:) Ben de iyi bir dergi ve kitap okuyucusu sayılırım ama bu şekilde istiflemeyi tecih etmem sanırım..evden çok mağaza gibi..


Bu da New York'a has birşey sanırım: banyoda şömine fikri çok keyifli :)
Ayrıca evin heryerinde olduğu gibi, tablolar banyoda da devam etmiş...poster, resim, vs...ne olursa olsun, duvarda çerçeve görmeyi seviyorum!
Aynalara bakar mısınız, asma şekli çok değişik, sevdim.


Ferah ve aydınlık bir yatak odası.
Her ne kadar mobilya ve dekorasyon tarzını sevmediysem de, spot+abajur aydınlatma fikrini seviyorum. Ben de salonda bu şekilde aydınlatmayla çok rahat ediyorum.


Fırından mobilyaya, tezgahtan dolaplara kadar bu mutfakta herşey çok itici benim için :) Kesinlikle bu kadar modernlik bana göre değil!:) o güzelim şömine bile modern bir giydirme ile ne hale gelmiş... neyse modern sevenlere haksızlık etmeyelim:) Hadi belki yerlerdeki parkeler...ama yok, sanırım o parkeleri de daha sıcak bir renge boyardım:)


Filmden güzel bir şarkıyla bitireyim.
Alicia Keys'in sesine bayılıyorum..
Herkes nefis bir bahar günü geçirsin!
Sevgiler

2 yorum:

  1. Merhaba, bu ünlü evleri serisi iyi oluyor.
    Yahu ev, sahibesinden beklenmeyecek denli renksiz mi yoksa bana mı öyle geldi?
    sevgiler.

    YanıtlaSil
  2. Evet ben de karşılaştıklarımı keyifle paylaşıyorum.
    Sana öyle gelmedi, kesinlikle renksiz :)

    YanıtlaSil

Ben kimim?

Ben kimim?
Bu kız İzmir/Paris/Antalya hattını, sıcakkanlı insanları, Amelie Poulain tarzı iyimserliği, seyahati, daha çok seyahati, Fransızca'yı, şansonları, edebiyatı, country mutfakları, antika eşyaları, dekorasyonda beyazla diğer her rengi karıştırmayı, midye, boyoz ve tüm deniz mahsullerini, modayı, dost ortamına hazırlanan keyifli sofraları, estetiği, naneli dondurma başta olmak üzere naneli olan her ürünü, İtalya'yı, bleu/blanc çılgınlığını, toile de jouy'nin büyüsünü, sanatı, yazı, naneli americano tadını, yarenle içilen sakızlı Türk Kahvesi'ni, yeşil çayı sever.

Instagram

Facebook

Iletişim

smyrnetalyaa@gmail.com

Follow by Email