13 Eylül 2012 Perşembe

Tüm modaseverler için Eylül/Ekim ayları yılın en heyecanlı dönemlerinden...Eylül'ün ilk haftası New York ile başlayan moda fırtınası Ekim ortasına kadar (aslında bu zamana kadar Ekim ayının ilk günleri Paris ile son bulurdu ama artık bizim de bir moda haftamız var! İstanbul Moda Haftası 10-13 Ekim tarihleri arasında takip edilebilir) tüm koşuşturması ile devam ediyor.

Bu arada ben de yeni öğrendim, sizlerle paylaşmak istiyorum: garip ama ilk moda haftası fikri Amerikalılar'dan çıkmış. Ne yalan söyleyeyim, böyle bir şeyin Fransızlar tarafından icat edildiğini düşünmüştüm ama yine de Fransızlar'ı yakından ilgilendiren bir konu..neden mi? Bugüne dek hep Fransız modasını takip edip referans alan Amerikalılar, 2. Dünya Savaşı sırasında Paris'e fazla seyahat edemeyince (tarih bilgilerinizi bir yoklarsanız, o dönemler Almanya Fransa'yı işgal etmişti) başlarının çaresine bakmaya karar veriyorlar. Amerikalı tasarımcıları tanıtmak amaçlı bir "Basın Haftası" düzenleniyor ve farklı şehirlerde defileler yapılıyor. Defileler esnasında çıkan aksilik ve kazalar sonucu tek bir yerde bu organizasyonların düzenlenmesine karar veriliyor, orası da yıllarca modaseverler tarafından bilinen Bryant Park oluyor. Sonrası malum, son 2 yıldır New York Moda Haftası Lincoln Center'da düzenleniyor.

Ben de moda haftalarını sosyal medya, internet ve moda dergileri aracılığı ile takipteyim.
Tabii ki her kreasyonu beğenmek pek mümkün olmuyor..ben kreasyondan ziyade, gözüme çarpanları, beğendiklerimi, hatta beğenmediklerimi buradan sizlerle paylaşmak istiyorum.

İlk gözüme çarpan, bilhassa altın ile siyahı müthiş harmanlayıp bize barok tarzda sunan Balmain ve D&G..(Balmain "Balmen" diye okunur) Aslında Balmain'in rock tarzıyla barok yansımaların ne alakası olduğunu düşünebilirsiniz, ta ki fotoğrafları görene kadar..gerek Balmain, gerekse D&G adeta kıyafet değil, bakmaya doyamayacağınız sanat eserleri yaratmışlar:-)

Önce Balmain'den birkaç örnek:
Bunlar da D&G eserleri (Eser diyorum, çünkü hepsi birer tablo gibi!)
D&G'nın imzası haline gelmiş dantellerle brokar kumaşları harmanlamasına bayıldım!
Bu kıyafetleri -bilhassa sondan bir önceki muhteşem elbiseyi görünce- nerede giyeceğimizi düşünebiliriz! Sanırım en mantıklı çözüm, bu tip seçimleri aksesuarlardan yana yapmak olacak...Neticede burası Londra değil ki isteyen istediğini giysin, kimse bakmasın, yadırganmasın..
Yukarıdaki kıyafetler yerine bu tip aksesuarları denemek isteyebilirsiniz..
Aşağıdaki çanta oldukça iddialı ve barok tarza çok uygun..ama eğer içinizde gizlenmiş bir Anna Dello Russo yoksa, bu tip seçimleri gündüz yapmayın derim :-))

Aklınız ille de kıyafetlerde kaldıysa, tek bir parçayı günlük tarzımıza uygulayabiliriz belki..Mesela İpekyol'da satışa sunulan şu palto ve ceket gibi..
Tasarımları genelde çok sade ve giyilebilir tarzda olan Ralph Lauren bile bu akımdan nasibini almış..
Bilhassa en sağdaki cekete öldüm, bittim..
Fransa'daki Versailles Sarayı'nı gördünüz mü bilmiyorum ama bu tasarımları görünce benim aklıma ilk gelen orası oldu...aslında çok uzağa gitmeye gerek yok, Beylerbeyi Sarayı da aynı vazifeyi görür:-) Hazır Muhteşem Yüzyıl kıyafetleri de ekranda boy gösterip bizleri etkisi altına almışken, bu akım günlük hayatımıza da yansır mı dersiniz?:-) Bekleyip göreceğiz.

0 yorum:

Yorum Gönder

Ben kimim?

Ben kimim?
Bu kız İzmir/Paris/Antalya hattını, sıcakkanlı insanları, Amelie Poulain tarzı iyimserliği, seyahati, daha çok seyahati, Fransızca'yı, şansonları, edebiyatı, country mutfakları, antika eşyaları, dekorasyonda beyazla diğer her rengi karıştırmayı, midye, boyoz ve tüm deniz mahsullerini, modayı, dost ortamına hazırlanan keyifli sofraları, estetiği, naneli dondurma başta olmak üzere naneli olan her ürünü, İtalya'yı, bleu/blanc çılgınlığını, toile de jouy'nin büyüsünü, sanatı, yazı, naneli americano tadını, yarenle içilen sakızlı Türk Kahvesi'ni, yeşil çayı sever.

Instagram

Facebook

Iletişim

smyrnetalyaa@gmail.com

Follow by Email