1 Eylül 2012 Cumartesi

Bugünlerde ilginç şeyler oluyor.
Şu an aklımda yeni bir seyahat olmamasına rağmen, sürekli Paris'le ilgili birşeyler çıkıyor karşıma..ya çevremde birileri Paris'e gidip, benden orası hakkında mini bir rehber hazırlamamı rica ediyor, ya Instagram'da Paris fotoğrafları görüyorum, ya Twitter'da Fransız bir takipçim olduğunu öğreniyorum, ya alakasız bir ortamda herhangi bir şarkı, ya da bir film..daha bunun gibi küçük küçük şeyler..ama hepsi Paris'le ilgili..

Fransa'yı hiç görmemiş çok sevdiğimiz aile dostlarımız var, bu kez onlarla beraber gidip önce birkaç gün Paris, ardından Normandie/Bretagne (Kuzey Fransa) bölgelerini gezelim diyoruz ama bu ara değil, Selim Efe bir sene daha büyüsün, rahat olalım istiyorum.

Peki neden şu aralar bu Paris tacizi? bilmem..mutlaka bir sebebi vardır deyip, kapattım bu konuyu..
Ta ki bugün aşağıdaki fotoğrafla karşılaşana kadar..
Vincent Van Gogh'un ünlü "Yıldızlı Gece"si bu hale getirilmiş.
Bu resim beni bambaşka bir yere götürdü, bir filme..

Woody Allen ne yazık ki benim son 6-7 yıldır keşfettiğim bir değer ama asla geç değildir, değil mi?;-) Aslında ismini duyup, kendisini bilip, tek bir filmini izlememiş olmak benimkisi..

Bundan 6-7 yıl önce "Hollywoodvari Bir Son" filminin DVD sini almıştım, uzun süre rafta kaldıktan sonra izledim ve benim Woody Allen ile flörtüm bu filmle başlamış oldu.

Neredeyse tüm filmlerini izledim ama en beğendiğim filmi "Midnight in Paris/Paris'te Geceyarısı" oldu. Zaten o yıl Akademi de filmin güzelliğinin farkına varmış olmalı ki, film "En İyi Özgün Senaryo" dalında Oscar'a aday gösterdi.

Woody Allen demek New York demek aslında ama Paris'i o kadar güzel betimlemiş ki (Londra ve Barcelona da onun gözünden ayrı bir anlam kazanmıştı hatırlarsanız) Paris'e yine, yeniden, bir daha aşık oldum! Ve evet, yeniden gidesim geldi..

Bir de bir zamanlar oralarda yaşadığını bildiğiniz Hemingway, Salvador Dali, Scott Fitzgerald, Picasso, Gaugin ve diğer muhteşem sanatçıları birarada görmek te insanı heyecanlandırıyor, başka bir döneme (1920 li yıllar) götürüp masalsı bir serüven yaşatıyor size..ve üstelik bunların tümünü eğlenceli bir dille anlatıyor size (her zamanki Allen yöntemi:-))
Eh artık Woody Allen'ın İstanbul'a bir zahmet teşrif edip, bir film çekmesinin zamanı gelmedi mi acaba..ne dersiniz?:-)

6 yorum:

  1. Paris benim de çok hayalini kurduğum bir şehirdi. İlk 2010'da gittim, kısa kalabildim, tadını alamadım ertesi sene hemen bir daha gittim ve iyice gezdim. Gerçekten özellikle şehir nedir bilmeyen bir Türklerin suratına bir tokattır Paris. Ancak ikinci gidişimde Paris'e Roma'dan geçmiştim ve Roma aldı beni götürdü. Şu an favori şehrim Paris değil Roma. Doyamıyoruz eşimle Roma'ya. Paris 2 kere yetti şimdilik, iki ay sonra ise üçüncü Roma'mızı yapacağız :D Görmediysen orayı da öneririm, çocuk varken nasıldır henüz bilmiyorum ancak kısa kaçamaklar her zaman kolaydır diye tahmin ediyorum.

    YanıtlaSil
  2. Ayrıca "Şunum geldi" hissinin de ne demek olduğunu çok iyi biliyorum, bizim de öyle "bir yerimiz gelir" ve bir bakarsın en fazla birkaç ay içinde bilet almışız. O yüzden gitmeye hazırlıklı ol derim ;)

    YanıtlaSil
  3. Mine selam,

    Roma/Venedik benim balayı seyahatlerimden bir bölümüydü:)Roma'da o kadar şanslıydık ki -aslında bu şansı Café Tour'dan çok yakın dostum Tülay Hnm yarattı:D- İspanyol Merdivenleri'ne 10 dk. yürüyüş mesafesinde (Amerikan Konsolosluğu'nun sokağında)konakladık, o yüzden gezmek çok pratik ve keyifli oldu. Aynı şekilde Venedik'te de Rialto Köprüsü'nün dibinde bir otelde kaldık, orası benim için ayrı bir keyifti..

    Hatırı sayılır derecede seyahat yaptık, hala da -çocuğu engel görmeden- yapıyoruz ve İtalya Fransa'dan sonra beni etkileyen 2. ülke..
    Her zaman söylerim, eğer buralardan ayrılmak zorunda kalsam, Fransa olmasa İtalya'ya yerleşirdim sanırım..
    Ama eşim de ben de Fransız eğitimi aldığımız ve hala Fransa bağlantılı işlerle meşgul olunduğu için, Paris -ne kadar kirli olursa olsun, İstanbul, NY gibi şehirler de çok farklı değil- hatta mümkünse Provence (Paris dışındaki her yere bu ismi kullanırlar, Provans diye okunur, yani taşra derler)benim tıpkı burası gibi kendimi evimde, rahat hissettiğim yer..

    Size şimdiden iyi tatiller dilerim! Hala otel rezervasyonu yaptırmadıysanız, Oxford Hotel'e bir göz atın derim..Üstelik Fellini'nin Dolce Vita'sının çekildiği mahalleymiş oraları..hem İspanyol Merdivenleri ve karşısında boylu boyunca uzanan meşhur Via Condotti'ye de çok yakın:))

    YanıtlaSil
  4. Valla Mine -izninle "siz" demeyi bıraktım- bu ara çevremdeki herşey Fransa ile ilgili..yani hep Fransızca ve Fransa ile içiçeyiz ama bu kadar yoğun karşıma çıkmamıştı..umarım dediğin gibidir:)
    Sevgiler

    YanıtlaSil
  5. bu en sevdiğim film
    Paris en sevdiğim şehir
    Fransızca en sevdiğim dil
    blog ismimi de Fitzgerald'ın great gatsby eserinden esinlenmiştim
    çok fazla ortak noktamız varmış

    YanıtlaSil
  6. Gatsby selam,

    Benimle ortak noktaları, beğenileri, tutkuları olan insanlarla -blog vasıtasıyla da olsa- karşılaşmak beni heyecanlandırıyor!
    Bu filmi ben de çok sevdim, biraz zaman geçsin bekliyorum, keyifle tekrar izleyebilmek için;)
    Görüşmek üzere

    YanıtlaSil

Ben kimim?

Ben kimim?
Bu kız İzmir/Paris/Antalya hattını, sıcakkanlı insanları, Amelie Poulain tarzı iyimserliği, seyahati, daha çok seyahati, Fransızca'yı, şansonları, edebiyatı, country mutfakları, antika eşyaları, dekorasyonda beyazla diğer her rengi karıştırmayı, midye, boyoz ve tüm deniz mahsullerini, modayı, dost ortamına hazırlanan keyifli sofraları, estetiği, naneli dondurma başta olmak üzere naneli olan her ürünü, İtalya'yı, bleu/blanc çılgınlığını, toile de jouy'nin büyüsünü, sanatı, yazı, naneli americano tadını, yarenle içilen sakızlı Türk Kahvesi'ni, yeşil çayı sever.

Instagram

Facebook

Iletişim

smyrnetalyaa@gmail.com

Follow by Email