20 Ocak 2013 Pazar

Yaprak Dökümü

Aslında herşey yeni yıla girdikten birkaç gün sonra başladı.
Eşimin ani gelişen bel fıtığı rahatsızlığı, oğlumun oyun grubuna başladığı hafta yakalandığı laranjit hastalığı, artçı deprem olarak gelen faranjitim bizi epeyce bir süre rahatsız etti...aslına bakarsanız, hala faranjitten tam anlamıyla kurtulabilmiş değilim, bitki çayı, çorba, zencefil ve balın dibine vurdum son 10 gündür...hayatımda tüketmeyeceğim kadar zencefil ve bal tükettiğimi düşünüyorum:)

Sonra Antalya'ya geldiğimden beri hiç yaşamadığım soğuk hava ve fırtına+yağmur ikilisi bizi eve hapsetti. Annemin hala İzmir'de olması ve hastalıklar da işin tuzu biberi oldu: ne yürüyüşlere çıkabiliyoruz, ne bir sinema programı yapabiliyoruz, ne de spora gidebiliyoruz...Bu aralar eve hapsolmamızın en büyük artısı, eşimle birlikte hatırı sayılır derecede kitap okuyabiliyor olmamız..:)

Ardından sevimsiz haberler gelmeye başladı..

Henüz sosyal medyaya haber düşmemişken, 17 Ocak günü eşim Facebook sayfasında liseden bir arkadaşının sevimsiz haberini veriyor "nasıl yani ya? Mehmet Ali Birand'ı mı kaybettik?:/" Twitter'ı açıyorum, aynı saniyelerde Mehmet Ali Birand'ın üzücü haberinin sosyal medyada yayılmaya başladığını görüyorum..

Son zamanlarda ülkemizde yaşanan karmaşa ve üzücü olaylar sebebiyle açıkçası anahaber izlemekten pek keyif aldığımı söyleyemem...ancak Mehmet Ali Birand'ın diğer anchormanlerden farklı güleryüzlü ve esprili  yaklaşımı televizyon açtığımda onu tercih etmeme sebep oluyordu..bize anahaber kuşağı=asık surat olmadığını gösterdi.

Başta eşim olmak üzere, bahse girerim Galatasaray Liseliler'in pekçoğu en çok Barış Manço'nun kaybına üzülmüşlerdir ancak ben -bazı fikirleri her ne kadar benim görüşüme uymasa da- bir başka liseli Birand'ın ölümüne de üzüldüm, zira 32. Gün gibi fenomen bir programı bize kazandırmış, yıllarca keyifle izlememi sağlamış bir gazeteciydi. Bu arada madem Ocak ayının can acıtıcılığından bahsediyoruz, rahmetli Barış Manço'yu da bir Ocak günü kaybetmiştik..

Aradan sadece bir gün geçti, sabahın beşinde telefonuma gelen mesaj sesiyle irkildim: Abim dayımızı kaybettiğimizi haber veriyordu :( Dayımla ilişkilerim hiçbir zaman çok samimi olmamıştır, ancak yine de üzülüyor insan..tabii beni en çok etkileyen de annemin hissettikleri, üzüntüsü oldu...annem çekirdek ailesindeki son kişiyi de dün kaybetti..önce abisi, sonra babası, sonra annesi ve son olarak kardeşi..

Ben ölüm karşısında nasıl tepki vereceğimi pek bilemeyenlerdenim...taziye telefonlarından da hiç hoşlanmam, sebebi ne diyeceğimi bilemiyor olmak..çünkü siz ne söylerseniz söyleyin, karşınızdakinin acısı kendinedir, hiçbir taziyenin, desteğin o an onun acısını hafifletmeyeceğini, yaralarını sarmayacağını bilir..en iyi ilaç zaman galiba..

Geçmişe bakıyorum da, Ocak ayları benim için hep zor, sevimsiz, kasvetli geçmiştir...belki de bunun böyle olmasını benim düşüncelerim sağlıyordur, belki bunu değiştirmem gerekiyordur, kimbilir? Net bildiğim ve hayatım boyunca defalarca tanık olduğum çok önemli bir gerçek var: her karanlığın ardından bir güneş doğar..Bugün aldığım haberler de bunu doğrular gibi..:)


Bu da "Pazar Şarkısı" yerine gelsin..

2 yorum:

  1. Bazen her şey nasıl da üst üste geliyor. Acil "iyileşme"ler dilerim.
    Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  2. Evet Betülcüm ya, herşey üstüste..neyse bu günler de geçer..
    Teşekkürler..
    Sevgiler

    YanıtlaSil

Ben kimim?

Ben kimim?
Bu kız İzmir/Paris/Antalya hattını, sıcakkanlı insanları, Amelie Poulain tarzı iyimserliği, seyahati, daha çok seyahati, Fransızca'yı, şansonları, edebiyatı, country mutfakları, antika eşyaları, dekorasyonda beyazla diğer her rengi karıştırmayı, midye, boyoz ve tüm deniz mahsullerini, modayı, dost ortamına hazırlanan keyifli sofraları, estetiği, naneli dondurma başta olmak üzere naneli olan her ürünü, İtalya'yı, bleu/blanc çılgınlığını, toile de jouy'nin büyüsünü, sanatı, yazı, naneli americano tadını, yarenle içilen sakızlı Türk Kahvesi'ni, yeşil çayı sever.

Instagram

Facebook

Iletişim

smyrnetalyaa@gmail.com

Follow by Email