29 Ağustos 2012 Çarşamba

Benim için sonbahar geldi.
Sadece Ağustos'un bitmesinden dolayı değil, Antalya gibi bir yerde, klima çalıştırmaksızın, geceleri camlar açık, püfür püfür esen tatlı bir rüzgar eşliğinde uyuyabiliyorsanız, sonbahar gelmiş demektir.

Pekiiii, mevsim değişimlerinde depresyona girer misiniz?
Giriyorsanız, can sıkıcı ama çözümsüz değil..
Diyelim ki depresyona girdiniz. Ruh haliniz çökmüş, hiçbirşeyden zevk almıyorsunuz...karamsar, ümitsizsiniz, kendinizi hüzünlü ve yalnız hissediyorsunuz..
Ben depresyondan kurtulmanız için yemeniz, içmeniz gerekenlerden, yapılması gereken sporlardan bahsetmeyeceğim..
Sadece çözüm yollarımdan birisi olan bir filmden bahsedeceğim.

Hepimizin hayatında iz bırakan bir film olmuştur mutlaka..ya da tekrar tekrar izlemekten bıkmadığınız filmler..

Türk izleyicisinin bildiği şekilde "Amélie", orijinal adıyla "Le Fabuleux Destin D'Amélie Poulain" (lö fabülö desten dameli pulen diye okunur) benim izlerken süper keyif aldığım, defalarca izlemekten bıkmayacağım bir romantik/komedi. Bu filmi izlerken "dünyada hala iyi birşeyler var" diyip, içim umutla doluyor..ve inanın bana, depresyon için birebir:-)
Yönetmen ve oyunculardan da bahsetmeyeceğim, zaten internete girdiğinizde bilhassa Jean-Pierre Jeunet ve Audrey Tatou hakkında bir dünya bilgi bulabilirsiniz. Ben daha çok filmin hissettirdikleriyle ilgiliyim:-)

Yalnız ve mutsuz bir çocukluk geçiren Amélie, hayal kurarak mutlu olduğunu keşfeder. Ve birgün iyilik meleği Lady Diana'nın öldüğünü televizyonlardan öğrenince, küçük dokunuşlarla çevresindeki insanların hayatlarını değiştirmeye başlar..
Fazla anlatmayacağım, çünkü izlemek isteyenlere saygısızlık etmek istemiyorum.

Filmin müzikleri Yann Tiersen'e ait, asla bıkılmayacak bir film müziği albümü yapmış, sıkılmadan dinliyorum yaklaşık 10 yıldır..

Hatta bu da bizim nikah müziğimizdi, benim için özeldir..

Filmin çekildiği mekan benim için ayrı bir özel...Montmartre benim Paris'te en sevdiğim yerlerden biri..e tabii mekan Paris olunca, benim için seyretmeye doyulmaz bir şaheser ortaya çıkıyor...c'est magnifique!

Eğer canınız sıkkınsa, mutsuzsanız, depresyondaysanız, gidin mutfağa, kendinize en sevdiğiniz içeceği hazırlayın (bana da bir naneli Americano lütfen!:-)) ve ekran başına kurulup bu muhteşem filmi izleyin..evet, kendinize bir iyilik yapın, lütfen.

2 yorum:

  1. The Fall'da sanırım aynı katagoriye girecek bir film.. ben de onu tavsiye ederim.. o küçük kızın suratı o kadar çok şey anlatoyor ki..

    gugli gugli go away :)

    YanıtlaSil
  2. madem antidepresan vazifesi görüyor, izleyelim o zaman!:)
    teşekkürler..

    YanıtlaSil

Ben kimim?

Ben kimim?
Bu kız İzmir/Paris/Antalya hattını, sıcakkanlı insanları, Amelie Poulain tarzı iyimserliği, seyahati, daha çok seyahati, Fransızca'yı, şansonları, edebiyatı, country mutfakları, antika eşyaları, dekorasyonda beyazla diğer her rengi karıştırmayı, midye, boyoz ve tüm deniz mahsullerini, modayı, dost ortamına hazırlanan keyifli sofraları, estetiği, naneli dondurma başta olmak üzere naneli olan her ürünü, İtalya'yı, bleu/blanc çılgınlığını, toile de jouy'nin büyüsünü, sanatı, yazı, naneli americano tadını, yarenle içilen sakızlı Türk Kahvesi'ni, yeşil çayı sever.

Instagram

Facebook

Iletişim

smyrnetalyaa@gmail.com

Follow by Email