4 Ağustos 2012 Cumartesi

Bu tam 2 yıl gecikmiş bir yazı..
Blog başlangıç yazımı hatırlarsınız, Barselona dönüşü yazmaya karar vermiş ama hamilelik girince araya, askıya almıştım herşeyi..
Bugün size biraz Barselona'dan bahsetmek istiyorum..merak edenler ya da gitmeyi düşünenler için bir rehber niteliğinde olabilir..

Öncelikle Manu Chao'nun Rumba de Barcelona'sını paylaşmak istiyorum. Özellikle bu videoyu tercih ettim, çünkü klipte şehrin fotoğraflı bir geçidi var..


Evettt, ner'den başlasam.. Diğer gördüğüm kentlerle karşılaştırdığımda Barselona kendi halinde bir şehir denilebilir. Kesinlikle İstanbul, Paris, Londra ya da Roma gibi değil, daha rahat bir kent. Şehiri diğer yerlerden farklı kılan ise, Katalan mimar Antoni Gaudi'nin yaptığı ilginç yapılar..gezilip görülmesi gereken tüm yapıların hepsi bu mimara ait. Şehrin simgesi La Sagrada Familia bunların başında geliyor
Bu katedral UNESCO Dünya Mirası listesinde. 1882 yılında yapımına başlanmış ancak hala tamamlanmamış bir bina..Rehberimizin bize söylediğine göre 2013 yılında tamamlanması bekleniyor. Gaudi'nin bir başka eseri ile devam edelim. Casa Mila nam-ı diğer La Pedrera (taş ocağı demek) turistlerin en yoğun ziyaret ettiği Gaudi eserlerinden..Bu bina da UNESCO Dünya Mirası listesinde kayıtlıdır.
Ve bir başka çılgın bina:-) Casa Batllo, buraya "kemik bina" da diyorlar..
Ve artık efsane olmuş Parc Güell.. Burada kendimi Alice Harikalar Diyarında'ymışım gibi hissettiğimi hatırlıyorum:-) Parc Güell'in hikayesi de değişik: Katalunya'da yaşayan Kont Güell insanlara gücünü ispat edecek bir bina yapılmasını ister ve bunun için de Gaudi'yi görevlendirir. Sonunda böyle şeker gibi birşey çıkar ortaya:-)
Parkın girişindeki bu "Kertenkele Çeşme" Barselona'nın simgesi olmuş gibi, herkes bu kertenkele ile fotoğraf çektirmek için yarışıyor:-)
Parc Güell içinde ayrıca Gaudi Müzesi de mevcut. Aslında burası mimarın yaşadığı ev; burada kişisel eşyaları ve tasarımları mevcut.
Banyosunu çok beğendim. Buna benzer bir lavabo Vitra'da mevcut, Efes serisi olarak piyasaya çıkardılar, bilginiz olsun;)
İspanyollar denince akla tabii ki boğa güreşi geliyor. Barselona'da da bir arena var ama diğer İspanyollar'ın aksine, Katalanlar boğa güreşinden pek hoşlanmıyorlar. Bu da arena. İçeri girmek istedik ama kapalıydı.
Barselona dendiğinde aklıma ilk gelecek olan şey renk olacak sanırım. Zira şehirdeki pekçok tabela, dükkanlar, kıyafetler rengarenk..hatta dükkanların kepenkleri bile!:-)
Gündüz vakti dükkanlar neden kapalı diye soracak olursanız, "siesta" zamanı. İnsanlar öğleden sonra dükkanları kapatıp evlerine uyumaya gidiyorlar. Barselona'da hayat gece 21.00-22.00 den sonra başlıyor, insanlar bu saatlerde yemeğe çıkmaya başlıyor, dükkanlar da bu saatlerde açık oluyor. Şu an orada ekonominin neden kötüye gittiğini anlamaya çalışmamak lazım, açıkça ortada:-) Biz de herkes gibi gece dışarı yemek yemeye çıktığımızda her şehirde en aradığımız Hard Rock Cafe'yi bulduk
İtiraf etmeliyim, bugüne dek gördüğüm en ilginç Hard Rock Cafe burasıydı. Nedenini soracak olursanız, tamamen barından dolayı..barın tepesine kocaman bir Cadillac asmışlar!!!:-) Klasik otomobil seven bir aile olarak çok beğendik tabii ki:-)
Barselona denince akla ilk gelen tabii ki futbol kulübü! İyi bir Beşiktaş taraftarı olduğum söylenebilir ama La Liga'da Barça maçlarını izlemekten de keyif alıyorum, rüya gibi bir takım..tabii bir de para basan bir fabrikaya dönüşmüş durumda..
Tabii ki Türk bayrağını kulübün müzesinde Rüştü sayesinde görmek ayrıca gururlandırdı
Kulübün kendine ait ürettiği hesap makinesi, bira ve diğer akla gelen tüm hediyeliklerle beraber cipsleri bile var!!:-)
İlk akşam dışarı çıktığımda çok hoş giyinen, gayet zayıf ve uzun boylu kızlar gördüm. Sonra bu kadar zayıf olmalarının 2 büyük nedenini anladım: öncelikle şehirde herkes spor yapıyor, sürekli bisikletli, koşan ya da ip atlayan insanlar gördüm! Bir diğer sebep te yemeklerin porsiyonları..ciddi şekilde küçük porsiyonlar, ufacık tabaklarda servis yapılıyor, genelde "tapas" adını verdikleri, bizim meze diye nitelendirebileceğimiz şeyleri ana yemek olarak görüyorlar. Bu tabağa aldanmayın, biz 4 kişilik "büyük" bir tabak istedik, bu geldi:-)
Bu da en ünlü yemekleri "Paella". Bildiğiniz pilav. Numarası ise deniz ürünlü ve safranlı olması. Deniz ürünü sebebiyle pek beğendim. Bu arada deniz ürünleri Barselona'da oldukça ucuz.
Barselona'nın da merkezi bir yeri var, ismi La Rambla. Bizim İstiklal Caddesi ile kıyaslıyorlar ama yarısı bile etmez:-) Oldukça kalabalık, bilhassa yankesicilerin mekan bellediği yer, dikkatli olmakta fayda var.
Cadde üzerinde gösteri yaparak para kazanmaya çalışan çokça kişi mevcut..
Bu da cadde üzerindeki şehrin en büyük pazarı.. Her türlü taze sebze, meyve bulmak mümkün.
Barselona'nın deniz kenarına bakan mahallesinin ismi Barcelonata. Aynı zamanda liman da burada mevcut.. Yazın burası denize gelenlerle dolup taşıyor.
Barselona'da bizimki gibi çeşit çeşit AVM ler yok, hepsi bir kişinin tekelinde ve şehrin birkaç yerinde var. Ama binalar gerçekten çok şık.
Bu şehirde en çok Türkler'in yoğun olmayışına şaşırmış, eşime "nasıl olur ya, hiç mi bir tane dönerci görmeyeceğiz" diye şakalaşırken işte bu manzarayla karşılaştım:-) Kısacası her yerdeyiz:-)
Kısaca Barselona -eğer Gaudi'nin yaptığı mimari harikalarını saymazsak- biraz Antalya gibi bir kent..Sadece eski şehirin bulunduğu bölgedeki düzen ve mimari Antalya'ya fark atar. Yoksa aynı deniz, daha iyi restoranlar, daha iyi hizmet, daha lüks AVMler Antalya'da da mevcut. Tekrar gider miyim diye sorarsanız, belki bir Barça maçı izlemek için olabilir, çünkü bizim gittiğimiz hafta takım Deportivo'da deplasmandaydı:-) Bunun dışında Barselona'nın Paris, Londra ya da İstanbul gibi defalarca gidilebilecek bir şehir olduğunu düşünmüyorum..yani en azından benim için öyle..

0 yorum:

Yorum Gönder

Ben kimim?

Ben kimim?
Bu kız İzmir/Paris/Antalya hattını, sıcakkanlı insanları, Amelie Poulain tarzı iyimserliği, seyahati, daha çok seyahati, Fransızca'yı, şansonları, edebiyatı, country mutfakları, antika eşyaları, dekorasyonda beyazla diğer her rengi karıştırmayı, midye, boyoz ve tüm deniz mahsullerini, modayı, dost ortamına hazırlanan keyifli sofraları, estetiği, naneli dondurma başta olmak üzere naneli olan her ürünü, İtalya'yı, bleu/blanc çılgınlığını, toile de jouy'nin büyüsünü, sanatı, yazı, naneli americano tadını, yarenle içilen sakızlı Türk Kahvesi'ni, yeşil çayı sever.

Instagram

Facebook

Iletişim

smyrnetalyaa@gmail.com

Follow by Email